Star Trek: Hikâyenin Başına Işınla Scotty

9 Mayıs 2009 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: Öteki Sinema Ortak Yayını, Seyirsel, Sinema

StarTrek_poster

Kendim de yazdığım için biliyorum, keyiflidir hikâye yazmak. Kendi kendinize karakterler, hatta bazen bir evren yaratırsınız. Yarattığınız bu evren ve karakterler sizin oyun alanınızdır. Tıpkı Legolarıyla oynayan bir çocuk gibi, istediğinizi yapabilirsiniz yaratımınızla. İstediğinizi batırır, istediğinizi çıkarırsınız. Düşmanları dost yaparsınız, sevgilileri ayırırsınız, esas oğlanlara/kızlara çektirmedik eziyet bırakmazsınız. Hayal gücünüz ne kadar aktifse, karakterlerle ne kadar oynarsanız, okurlarınıza da o kadar keyif verirsiniz. film bitip de sinemanın ışıkları yandığında aklımdan bunlar geçiyordu. Bir bilimkurgu klasiği olan Uzay Yolu’nun belki de en önemli eksiği buydu. Ne diyelim, tamamlamak J. J. Abrams’a kısmetmiş.

st1Bir efsanenin doğuşu: Atılgan inşa ediliyor.

Uzay Yolu 1966’da yayın hayatına başladığında, belki yaratıcısı Gene Roddenberry bile zamanın sınavından alnının akıyla çıkan, 40 yılı aşkın yaşına rağmen çok mühim bir hayran kitlesine sahip olan bir fenomene dönüşeceğini tahmin etmemişti. Aslına bakarsanız, böyle şeyler pek tahmin de edilmez zaten. Birbirine zıt kahramanların birbirlerini tamamlamasıyla oluşan ekip, NCC-1701 kodlu Yıldız Filosu gemisi Atılgan’ı serüvenden serüvene koşturuyordu. Delifişek Kirk, duygusuz Spock, duygusal McCoy en yakından tanıdığımız karakterlerdi. Uzay Yolu’nun bilimkurguya getirdiği en önemli yenilik bilimselliğe, veya bilimselmiş gibi göstermeye verdiği önemdi belki de. Öyle ya, bugün ışığı bile büküp içine çeken gökcisimlerine “kara delik” diyorsak, bunu bir nebze Uzay Yolu’na borçluyuz ne de olsa. Eski ekip görevini 1991 yılında, 6. film Keşfedilmemiş Ülke adlı güzide filmle (Star Trek VI: The Undiscovered Country), şanlarına yaraşır bir şekilde tamamladı. Filmin sonunda, Kaptan Kirk son seyir defteri girdisinde “Bu, Atılgan’ın benim komutam altındaki son seferidir. Bu gemi ve tarihi artık bir başka ekibin himayesine girecek” dediğinde, Uzay Yolu: Yeni Nesil dizisinin 4. sezonu oynuyordu. Yeni Nesil’in Uzay Yolu anlayışına yeni şeyler eklediğini söylemek güç. Var olanı büyüttü, LCARS komuta sistemi filan derken günümüze uyarlayıp güncelledi ama ana mantık aynı kaldı. Mantıklı Vulkanlı Spock yerine mantıklı android Data’yı, delifişek Kirk yerine delifişek Riker’ı koymak pek de büyük bir yenilik sayılmaz. Bunda en büyük etken Roddenberry katı kurallarıydı. Eşcinsellik, mürettebat üyelerinin birbirleriyle şiddetli tartışmalara girmeleri gibi şeyler Uzay Yolu evreninde kesinlikle yasaktı. Bu kurallar 1966’da işe yaramış olabilir ama Uzay Yolu artık rakipsiz değildi. Gerek sinemada, gerek televizyonda pek çok kişi türün çok iyi örnekleriyle tanışmış, hatta 1977’de Yıldız Savaşları (Star Wars) gibi sadece türü değil, sinemayı derinden etkileyen bir film yapılmıştı. Roddenberry’nin 1991’deki ölümünden sonra kurallar esnetilmeye başlandı. DS9, Uzay Yolu’nun işlemeyen, gelişmeyen ve çatışmayan karakter sorunlarından muzdarip değildi ama Babylon 5’ten esinlenildiğinden onu biraz farklı değerlendirmek lazım belki de. Uzay Yolu’nun özüne, yine bir uzay gemisine döndüğü Voyager, tat olarak DS9’la Yeni Nesil arasında bir yerdeydi. Daha sonra 4. sezonunda apar topar yayından kaldırılan (ama bunu hak etmediğini düşündüğüm) bir de Atılgan dizisi çekildi.

st2Yeni ekip Spock'ın gelişini bekliyor.

Bilimkurgu Uzay Yolu’ndan önce de vardı. Bu açıdan, Uzay Yolu yeni bir yol açmadı belki ama o yolu ışıklandırdı, ağaçlandırdı, allayıp pulladı, en sonunda yolun geçtiği muhiti herkesin ev almak isteyeceği bir sayfiye yerine çevirdi. Bu yüzden de kendi sonunu hazırladı. Sayfiye yerinde ev alanların arasında Babylon 5, Firefly, Farscape gibi diziler, inanılır evren yaratma konusunda Uzay Yolu’nun başarısını yakaladılar, hatta belki de geçtiler. Bu diziler, Uzay Yolu’nun sahip olmadığı önemli bir şeye de sahiptiler: 170 küsur bölüm boyunca aynı kalan insanların, söz gelimi Borglar tarafından rehin alındıktan sonra bile değişmeyen (İngiliz aksanlı Fransız) Picard’ın aksine, yaşadıkları en ufak olaydan bile etkilenip değişen kahramanlar, karakter gelişimi açısından çıtayı bir hayli yükselttiler. Roddenberry kuralları ve Uzay Yolu’nun 40 yıllık tarihi, değişen dünyanın hızına yetişmesini önleyen bir ayak bağı haline gelmişti. Taze bir kana ihtiyaç vardı. J. J. Abrams, işte tam bu noktada sahneye çıkıyor. Üstelik çıktığı sahneyi fikirsel anlamda o kadar iyi dolduruyor ki, artık Uzay Yolu için Roddenberry değil, Abrams kuralları geçerli diyebiliriz. Sadece eski kuralları değil, Uzay Yolu evrenini de baştan yaratıyor Abrams. Eskisinden yola çıkarak alternatif bir evren yaratıyor. Bunu yaparken de oyuncaklarıyla hoyratça oynayan bir çocuk gibi davranıyor. Filmin çıkış noktası “eski” evrendeki bir ırkın yok oluşuna dayanıyor. Yine eski evrenin önemli ırklarından biri soykırıma uğruyor, bir diğeri ipin ucundan dönüyor.

st3Kirk'le Spock'ın dostlukları biraz zor başlıyor
ama başladıktan sonra tutulamıyorlar.

Haliyle bir eski-yeni kıyaslaması yapıyor insan kafasında. Senaryo açısından baktığımızda genelde başarılı olduğunu görüyoruz. Filmde alternatif bir evrenin yaratılmış olması hem eski Uzay Yolu film ve dizileriyle yenisi arasındaki tutarsızlıklar için zemin hazırlıyor, hem de yazarlara serbestlik sağlıyor. Alternatif evren, olayları bir hayli hızlandırıyor. Örneğin orijinal ekipte Kirk, Atılgan’ın komutasını Christopher Pike’tan 11 yılda devralırken filmdeki olaylar tüm ekip üyelerinin çok daha hızlı yükselmesine sebep oluyor. 2. filmde gördüğümüz tuhaf kurtçuklar, Kobayashi Maru hilesi veya Voyager’dan “Ben bir doktorum, ….. değil”, orijinal seriden “Vulkanlı aklını mı kaçırdın?”, “sivri kulaklı gulyabani” gibi cümleler, eski Uzay Yolu’yla yenisi arasında bağ kurmamızı kolaylaştırıyor. Uzay Yolu’nun militarist havası aynen korunuyor ama Yıldız Filosu’nu tasvir ederken kullanılan “insancıl ordu” ibaresinin beni benden aldığı da bir gerçek. Senaryonun yabancı bir ırktan kötü karakterin adının, yaptıklarıyla uyumlu bir şekilde Nero olması gibi ön kabuller gerektirmesi veya odağı bilimsellikten aksiyona (biraz fazlaca) kaydırması eski Uzay Yolu’yla arasındaki en büyük tutarsızlık ama ben kesinlikle rahatsız olmadım. Rahatsız olduğum şeyler, Kaptan Pine’ın vücudundaki böcek gibi bazı senaryo fırsatlarının kaçırılmış olması, ya da Kirk’ün çocukluk halinin antika Corvette’i parçalamasına anlam veremediğim sahnelerin varlığıydı. Kirk’ün isyankârlığı film boyunca vurgulanıyordu zaten. Yine de senaryo, eski efsaneyi diriltmek konusunda Indiana Jones’un senaryosundan çok daha iyi bir iş çıkarıyor.

st4Şunu görmek için 1991'deki Undiscovered Country'den beri bekliyoruz.
Vulkanlıların dediği gibi, "uzun ve muzaffer yaşa", Leonard Nimoy.

Merak ettiğim şeylerden biri, oyuncuların nasıl “eski nesil” taklidi yapacaklarıydı. Bu konuda en güzel sürprizi Karl Urban’la yaşadım. Yüzüklerin Efendisi ve Borune serisindeki az konuşan, çok dövüşen karakterlerinden sonra Atılgan’ın uçarı doktoru Leonard “Bones” McCoy rolündeki performansı benim için hoş bir sürpriz oldu. Kirk rolündeki Chris Pine, Spock rolündeki Zachary Quinto, Uhura rolündeki Zoe Saldana ve Sulu rolündeki John Cho, eski gelenekleri devam ettirmeyi başarıyorlar. Huff dizisinde pek de sevmediğim Anton Yelchin’se Pavel Chekov rolüne şaşılacak derecede yakışmış. Aksanı da fena değil hani. İngiliz komedyen Simon Pegg, Scotty rolünde hiç zorlanmıyor. Yan rollerdeki Winona Ryder ve Bruce Greenwood da filmi destekliyor. House dizisinin Cameron’ı Jennifer Morrison da ufak bir rolde, Kirk’ün annesini canlandırıyor. Spock’ın yaşlılığını oynayan Leonard Nimoy’sa çıktığı her sahnede perdeyi dolduruyor. Filmin en sonunda “Uzay, son sınır. Bunlar Yıldız Gemisi Atılgan’ın seyahatleridir. Görevi, yabancı dünyalar keşfetmek, yeni yaşam biçimleri ve uygarlıklar aramak, daha önce kimsenin gitmediği yerlere cesurca gitmektir.” Cümlelerini onun sesinden dinlemenin tüylerimi diken diken ettiğini itiraf etmeliyim.

st5Eric Bana, Nero rolünün hakkını veriyor.
Zaten oynadığı ilk kötü adam rolü de değil.

Eleştiriyi yazarken filmin konusundan kasıtlı olarak bahsetmedim. Zira Uzay Yolu kendine yepyeni bir yön çiziyor ve özellikle dizi ve filmlerinin hayranıysanız, bunu kendi kendinize keşfetmeniz en doğrusu. Aynı karakterler olsa da, bambaşka bir evrende bambaşka bir hayat yaşayacaklar. Bu durumun doğurduğu sınırsız olasılıkları keşfetmekse keyifli olacak gibi görünüyor. Uzay Yolu hayranı olmayan bir bilimkurgu-severseniz yine de görün. Eleştirilecek ufak tefek yönleri olsa da, taze kan işe yaramış. J. J. Abrams, daha önce hiçbir Uzay Yolu dizi ve filminin gitmediği yere cesurca gidiyor.


Künye:

Yönetmen:
J. J. Abrams
Senaryo:
Roberto Orci,
Alex Kurzman
Yapımcı:
J. J. Abrams,
Damon Lindelof
Yapım yılı:
2009
Oyuncular:
Chris Pine, Zachary Quinto, Zoe Saldana, Anton Yelchin, Eric Bana,
Bruce Greenwood, Karl Urban, Leonard Nimoy, Simon Pegg, Winona Ryder

IMDB | Filmin Resmî Sitesi | Öteki Sinema

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Freejack (1992)
Luc Besson sunar: Lock-Out
Avatar 2 notları
Ön Bakış: Alfonso Cuaron'dan Gravity
G.I. Joe: Retaliation'dan 2 yeni fragman

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!