Steve Zissou: Absürt Bir Cousteau Masalı
31 Ağustos 2009 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: Seyirsel, Sinema

Kaptan Cousteau ve ekibinin maceraları, seksenler dediğimizde aklıma gelen ilk şeylerden biri değil. Yine de bir süre seksenler üzerine düşündüğümde veya seksenli yıllarla ilgili sohbetlerde mutlaka yâd ettiğim bir şeydir Cousteau belgeselleri. TRT yayınlardı. Zaten o dönemde başka kanal da yoktu. Bir balinanın Cousteau’nun yanından geçerken çarpmasın diye zarifçe yüzgecini kaldırması, köpekbalıklarının kameramana saldırması, Cousteau’nun bir yunusla saklambaç oynaması, oğlunun helikopter kazasında ölümü hâlâ gözümün önündedir. Calypso gemisinin batışını izlediğimdeyse çok duygulanmıştım. Steve Zissou’yla Suda Yaşam (Life Aquatic with Steve Zissou) filmini izlerken o günleri bolca andım.
Karşınızda Steve Zissou. Aynı Cousteau gibi kırmızı beresi var.
Steve Zissou, kariyeri sallantıda olan ve sualtı belgeselleri çekerek hayatını kazanan bir bilim insanıdır. Son filminde ortağı ve yakın dostu olan Esteban du Plantier, Jaguar köpekbalığı adını verdiği ve yeni keşfedilen bir köpekbalığı tarafından yutulur. Çektiği belgesel, hikâyenin sadece birinci bölümüdür. İkinci bölümü daha sonra çekilecektir. Önceleri herkes Zissou’nun inişteki kariyerini kurtarmak için bir numara olduğunu düşünür. Filmden sonra verilen partide Ned Plimpton diye biri Zissou’ya yaklaşır ve oğlu olduğunu iddia eder. Zissou, Ned’i adasına davet eder. Zissou’nun hayatını yazmak isteyen Jane Winslett-Richardson adında hamile bir gazeteci de aralarına katılır. Ekibe katılan taze kan, Zissou’nun karamsar havasını biraz dağıtır ve jaguar köpekbalığını bulmak üzere yola çıkarlar.
Resme bakıp Cate Blanchett'a istikamet verildiğini zannedebilirsiniz. Oysa Ned Plimpton, Zissou'ya nasıl poz vereceğini gösteriyor.
Zissou, tam bir Cousteau parodisi. Etrafı insanlarla dolu olmasına rağmen yalnız. Uzatmalı sevgilisi Eleanor’dan gün geçtikçe kopuyor. Ekibini ve işini gün geçtikçe daha az umursuyor. O kadar insandan uzaklaşması yüzünden, düşük ihtimal olmasına rağmen Ned Plimpton’u oğlu kabul etmek istiyor. Bütün bunların altında, belki de en yakın dostunun acısı yatıyor. Kendini böylesine yalnız hissetmesinin sebebi bu. Steve Zissou’yu parodileştiren şeyse absürtlüğü. Kâh denizin altına dalıyor, kâh eline silah alıp korsanların inine baskın düzenliyor. Absürtlük, Zissou’yla sınırlı değil. Ekibin diğer üyeleri de Zissou’dan aşağı kalmıyor. Ekibin güvenlik uzmanı Pelé dos Santos, David Bowie şarkılarını Portekizce söylüyor. Güzel de söylüyor kerata. Klaus Daimler, ekibin en üst rütbeli ikinci üyesi. Zissou’yla müteveffa Esteban’ı babası gibi görüyor. Otoriter Alman figürünün aksine Klaus aşırı duygusal, hatta ekibin koca bebeği diyebiliriz. Ekibin kameramanı Vikram Ray adında bir Sih. Senaryo ve tutarlılık meseleleriyle ilgilenen Anne-Marie Sakowitz, neredeyse film boyunca üstsüz dolaşıyor. Banka görevlisi dürüst, cesur ve merhametli biri ki en büyük absürtlük de bu herhalde. Ekibe sonradan katılan Jane Winslett-Richardson, evli olan editöründen 5 aylık hamile bir İngiliz. Ned Plimpton’sa kendisine yüklü bir miras kaldığı halde pilot olarak çalışan bir Kentucky’li. Bu kadar farklı hikâyelere sahip insanların bir araya gelmesi, seyretmesi son derece absürt bir ekip ortaya çıkarıyor. Bir de bu insanların birbirleriyle etkileşime girdiğini düşünün. Zissou’nun en büyük rakibi Alistair Hennessey de bu tabloyu tamamlıyor. Hennessey, Zissou’nun hemen her anlamda tersi. Güler yüzlü ama samimiyetsiz, başarılı, zengin ve “yarı-eşcinsel”. Sadece ekip değil, filmin genel tasarımı da absürt havayı destekler nitelikte. Örneğin Zissou ve ekibinin incelediği hayvanların gerçekle alakası yok. Gerçek hayvanlardan yola çıkılarak oluşturulmuş olsalar da, bazıları gerçekten tuhaf yaratıklar. Zissou ve ekibinin stajyerlere davranışları ve stajyerlerin tepkileri, arada Portekizce söylenen David Bowie şarkıları, karakterler, meydana gelen olaylar filan derken, ZAZ ekibinin seksenlerdeki absürt komedi filmleri kadar gerçeklerden kopuk olmasa da absürt bir film var karşımızda.
Zissou, gemisi Belafonte'yi tanıtıyor. Gördüğünüz üzere geminin bu tarafa bakan yüzü yok. Tıpkı bir dekor gibi. Zissou'nın hayatının dekoru.
Yer yer Bir Konuşabilse’deki (Lost in Translation) bakışlarını tekrarlasa da, Bill Murray’in çok başarılı olduğunu söylemek mümkün. Karakterinin ruh halini eksiksiz bir şekilde yansıtmayı başarıyor. Willem Dafoe, duygusal Alman rolünün altında ezilmiyor. Şehrin Azizleri’ndeki (The Boondock Saints) kadar bela bir rol değil belki, ama zıt özellikleri bünyesinde barındırdığından filmdeki en zor rolün Dafoe’ya ait olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bir Musevî’nin Alman’ı canlandırması da filmin absürtlüklerinden biri olarak kabul edilebilir. Anjelica Houston, beyaz perdenin nadir zevklerinden biri olma kuralını bu filmde de bozmuyor. İzlemesi son derece keyifli olan bir diğer isimse Jeff Goldblum. Cate Blanchett göründüğü her sahneyi dolduruyor. Owen Wilson’ın güneyli aksanı aksamıyor ama diğerleri kadar öne çıktığını söylemek güç. Banka görevlesini canlandıran Bud Cort bile, kısacık rolünün hakkını veriyor. Kısacası oyunun önemli bir oyunculuk zaafı bulunmuyor. Bu da Rushmore, Bottle Rocket, Royal Tennenbaums gibi filmlerin yönetmeni olan Wes Anderson’ın oyuncusundan performans almayı bildiğini gösteriyor. Filmin pek çok oyuncusuyla daha önce de çalışmış olmasının bunda etkisi olabilir tabii.
Zissou'nun hayatındakiler.
Steve Zissou’yla Suda Yaşam, absürtlükleriyle herkesin hoşuna gidebilecek bir film değil. Komedi olarak geçiyor ama, kasıklarınızı tuta tuta gülebileceğiniz bir film de değil. Buna karşın kendine has tarzı olan, iyi oynanmış, hoşça vakit geçirebileceğiniz bir film. Filmin, ana karakterini parodileştirerek esinlendiği Jaques-Yves Cousteau’ya adanmış olması da benim için ayrıca bir artı puan.
Künye:
Yönetmen:
Wes Anderson
Senaryo:
Wes Anderson
Noah Baumbach
Yapımcı:
Wes Anderson
Yapım yılı:
2004
Oyuncular:
Bill Murray
Owen Wilson
Cate Blanchett
Anjelica Houston
Willem Dafoe
Jeff Goldblum

Karşınızda Steve Zissou. Aynı Cousteau gibi kırmızı beresi var.
Resme bakıp Cate Blanchett'a istikamet verildiğini zannedebilirsiniz.
Oysa Ned Plimpton, Zissou'ya nasıl poz vereceğini gösteriyor.
Zissou, gemisi Belafonte'yi tanıtıyor. Gördüğünüz üzere geminin
bu tarafa bakan yüzü yok. Tıpkı bir dekor gibi. Zissou'nın hayatının dekoru.
Zissou'nun hayatındakiler.










![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)


