Yarından Sonra: Fırtınanın Bükemediği Aile
17 Eylül 2009 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: Seyirsel, Sinema

1990 yılında, halen izlememiş olduğum Moon 44 filmiyle umut vaat etmişti. Evrenin Askerleri’yle (Universal Soldier) bir çuval inciri berbat etti. Akabinde Yıldız Geçidi (Stargate) diye bir film çekti. Bu filmin bir efsaneye dönüşüp yıllarca sürecek bir dizi doğuracağını nereden bilebilirdik? Sonraki filmi Kurtuluş Günü (Independence Day) filminin bina tahribat sahneleri ana haber bültenlerinde yayınlandığında bir hayli heyecanlanmıştım. Neyse ki son anda kof bir film olduğunu anlamış da sinemada izlememiştim. Godzilla sinemalara geldiğinde ilgilenmedim bile. Bir arkadaştan DVD’sini ödünç alıp izledim. Artık Roland Emmerich’in tarzını az çok biliyordum. Vatansever (The Patriot) bir dönem moda olan savaş filmlerinin içinde en zayıfıydı. Derken insanlar Yarından Sonra (The Day After Tomorrow) diye bir filmden bahsetmeye başladılar. İlk başlarda pek ilgimi çekmedi ama yönetmeninin Roland Emmerich olmasıyla “iyi film” ibaresinin bir araya gelerek ortaya çıkardığı paradoks ilgimi çekti. Merak ediyordum. Bu filmi sinemada izlemeliydim.

Dennis Quaid'in canladırdığı Sam Hall, olanları anlamaya çalışırken yıpranıyor haliyle.
Hoş bir müzik Larsen B Buz Sahanlığı’nın üzerinde uçuyoruz. Buz sahanlığının yarısı büyük bir gümbürtüyle kırılıyor. Devasa bir buzul kütlesi okyanusa kayarken kahramanımız Jack Hall da canını zor kurtarıyor. Hemen akabinde Yeni Delhi’de düzenlenen bir konferansa katılan Jack Hall, karşı karşıya olduğumuz tehlikeden dem vururken parasal nedenlerle önlem alınmasına karşı çıkan ABD Başkan Yardımcısı’nı madara ediyor. Konferanstan sonra İngiliz meteorolog Terry Rapson’la tanışıyor. Yeniden Washington’a dönen Jack Hall’un oğlu Sam Hall’sa liseler arası bilgi yarışması için New York’a gidiyor. Derken buz sahanlığından kopan devasa kütlenin etkileri görülmeye başlıyor. Los Angeles, dev hortumlar tarafından tarumar ediliyor. Buzulun erimesiyle değişen tuz dengesinin Atlantik’taki derin okyanus akıntısını etkilemesi, bu fırtınayı büyütüp Kuzey Avrupa ve Sibirya üzerindeki sistemlerle birleştirerek bütün kuzey yarımküreyi etkileyecek hale gelmesine yol açıyor. Basiretsiz poitikacılar (sadece bizim sorunumuz değil demek ki) uyarılara kulaklarını tıkıyorlar. Sam Hall, sel basan New York’ta mahsur kalırken Dünya yavaş yavaş buzul çağına doğru sürükleniyor. Sam Hall, son konferansını ABD Başkanı’na verdikten sonra ayrı yaşadığı ama berabermiş gibi davrandığı karısının da gazıyla oğlunu kurtarmak üzere Washington’dan New York’a gitmek üzere yola çıkıyor. Acaba zamanında yetişebilecek mi?

Devasa hortumlar, Los Angeles'ı tarumar ediyor.
Roland Emmerich, jenerik bittikten sonra filmi Amerikan bayrağıyla açıyor. Amerika’ya dışarıdan transfer olan yönetmenlerin, Amerikalı yönetmenlerden daha milliyetçi filmler çekmesini her zaman enteresan bulmuşumdur ama Yarından Sonra’nın önemli bir farkı var. Film ilerledikçe milliyetçi söylemi, Larsen B Buz Sahanlığı’ndan kopan devasa kütle gibi eriyerek küçülüyor. Ancak Amerika’nın çevre politikalarına getirdiği somut eleştirinin büyük ölçüde Kyoto Protokolü’ne uymamakla sınırlı kalması, kopan buzdağının dünya iklimi üzerinde yaptığı değişikliğin bir benzerini Emmerich sinemasında göremeyeceğimiz anlamına geliyor. Sadece hataları kabul etmekle yetinen çevreci söylem ve herhangi bir çare sunmaması, filmin söylem açısından pek ciddiye alınacak bir yanının olmadığını gösteriyor. Sonlara doğru sorulan “bundan sonra ne olacak?” sorusuna cevap vermemesi de bu sığlığı perçinliyor.

Ian Holm'un canlandırdığı Terry Rapson, gönderdiği verilerin Sam Hall tarafından işlenmesinden sonra elde edilen sonuçlardan dolayı endişeli.
Bu sığlığın sorumlusu, filmin senaryosunu da yazan Roland Emmerich. Bütün muhabbetlerin havayla ilgili olmasını bir kenara bırakırsak Emmerich’in senaryosu, anlatım açısından gayet iyi. Ancak dramatizasyon uğruna mantıktan ve gerçekçilikten bir hayli ödün veriliyor. Hiçbir hava hareketinin olmadığı fırtınanın gözünün New York’u vurduğu sahnede havanın ne kadar soğuk olduğunu vurgulamak için bayrağın dalgalanırken donduğunun gösterilmesi, buna verilebilecek en güzel örnek. Roland Emmerich küresel ısınmanın ve buzul çağlarının sadece temel mantığını araştırmakla yetinmiş. Bu yüzden iş detaylara geldiğinde Yarından Sonra filmi fena halde çuvallıyor. Emmerich, Amerikalı bilim insanlarının daha kolay olması ve uyumluluk sebepleriyle metrik sistem kullanıldığını bile bilmiyor. Karakterler dondurucu soğukta metale çıplak elle rahatlıkla dokunabiliyorlar. Sam ve arkadaşlarını New York’a taşıyan yolcu uçağı, rota değiştirmek veya bulutların üzerine çıkmak yerine fırtınanın içine dalıyor. Bu türden küçük hatalar, sayısı bir hayli bol olan senaryo boşluklarıyla (Sam Hall’un Washington’dan New York’a şıp diye gelmesi, Sam ve arkadaşlarının New York yolculuğunda başlarında olmaları gereken öğretmenlerin hiç görünmemesi, selden sonra New York caddelerinde dolanan geminin mürettebatının akıbeti, J.D’nin kardeşi, otomatları kırıp cipsleri aldıkları sahnede ilkyardım dolabı açıkça görülmesine rağmen ilaç bulmak için gemiye gidilmesi, iklimsel hareketlerin ülke sınırlarında durması) bir araya gelince Yarından Sonra hikâye anlatımı güçlü, tutarlılığı zayıf bir film olarak karşımıza çıkıyor. Yapılan hatalardan görüntü efektleri de nasibini alıyor. Havanın bozacağını anlayan kuşlar göç ediyorlar ama yanlış yöne. Isı -150 derece olmasına rağmen ağızdan çıkan nefes donup yere düşmek yerine sadece dumana dönüşüyor. Penisilin toz değil, sıvı halde duruyor. Üstelik süt gibi beyaz renkte değil, su gibi şeffaf. Hortumların dönüş yönleri de yanlış. Duke Üniversitesi’nden Paleo-iklim bilimci William Hyde, filmi izledikten sonra “Frankenstein kalp nakli için neyse, Yarından Sonra da iklim bilim açısından odur” yorumunda bulunmuş.

Ne Los Angeles'ın yıkımı, ne tipi sahneleri. Filmin en görkemli sahnesi bu. Emmerich heykelin normalde bu basınca dayanamayacağını bildiğini ama bir Amerikan simgesinin zorluklara karşı ayakta kaldığını göstermek istediğini söylemiş. Dedim ya, yabancı kökenli Hollywood yönetmenlerinin kraldan çok kralcılığı hep dikkatimi çekmiştir.
Oyunculuk anlamında baktığımızda, kadrosunun filme büyük geldiğini söyleyebiliriz. Dennis Quaid, Sela Ward, Jake Gyllenhaal, Ian Holm gibi tecrübeli isimlere sahip olan kadro, ortalama derinliğe sahip karakterlerin altından kalkmakta hiç zorlanmıyor. Yan rollerdeki Emmy Rosum, Dash Minok, Jay O. Sanders, Arjay Smith, Tamlyn Tomita gibi yan isimlerin performansı da, usta başrol oyuncularından geri kalmıyor. Filmin oyunculuk anlamında olumlu veya olumsuz bir sürprizi yok. Roland Emmerich’in yönetmenlik yetenekleri açısından da aynı şeyi söyleyebiliriz. Kurgusal açıdan herhangi bir sıkıntı yok. Filmi çekme fikri, her filminde bina yıkan yönetmen Emmerich’in aklına “The Coming of the Superstorm” adlı bir romanı okuduktan sonra gelmiş. Emmerich, ayrıca film yüzünden atmosfere salınan karbonun asgariye indirilmesi için kendi cebinden 200.000 dolar harcamış. Bush politikalarını eleştirdiği iyice belli olsun diye başkan yardımcısı rolünü Dick Chenney’e benzerliğiyle dikkat çeken aktör Kenneth Walsh’a vermiş. Kendisini bu idealizmi ve duyarlılığı için tebrik ediyor, gelecekte çektiği filmlerin (özellikle de gösterime girecek olan 2012’nin) gerçeklere daha uygun, daha inandırıcı olmasına dikkat etmesini temenni ediyoruz.

Aktör Kenneth Walsh, Dick Chenney'e benzerliği yüzünden role seçilmiş. Karakteri de Bush yönetiminin bir özeti gibi.
Yarından Sonra’nın film olarak iyi mi kötü mü olduğuna karar vermek zor. Oyunculuk iyi, kurgu başarılı, anlatımı güzel. Ancak hikâye kötü, işleniş kötü, gerçekçilik sıfır. Dramatik etki yaratabilmek amacıyla olayların kasıtlı olarak hızlandırılmış olmasına itirazımız yok. Ancak fiziksel kurallar konusunda yapılan hatalar, senaryo boşlukları ve bir felaket filminde yapıştırılmış gibi duran “büyük aile” söylemi yüzünden yüzünden film çok güzel olabilecekken “hoş ama boş” kategorisine yumuşak iniş yapıyor. Güzel görüntü efektleriyle 2 saat hoş vakit geçireceksiniz ama söyleminden etkilenmek zor.
Künye:
Yönetmen, senarist ve yapımcı:
Roland Emmerich
Yapım yılı:
2004
Oyuncular:
Dennis Quaid
Jake Gyllenhaal
Sela Ward
Ian Holm
Emmy Rosum
Dash Mihok
Jay O. Sanders












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)


