Dream Theater: Awake

29 Eylül 2009 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: Müzikal

Dream Theater: Awake albüm kapağı

İlk albümleri When Dream and Day Unite’tan bekledikleri performansı alamayan Dream Theater üyelerinin Images and Word’ün hem ticarî anlamda, hem eleştirmenler nezdinde getirdiği başarıdan sonra rahat bir nefes aldıklarını zannediyorsunuz, değil mi? Yanılıyorsunuz. Güneşli günler çok uzaktaydı Dream Theater için. Kevin Moore, İstanbul’a yerleşmesiyle sonuçlanacak süreci başlatacak ve kendi kariyer hedeflerine ulaşmak için gruptan ayrılmak istediğini açıklayacaktı. Albümün kayıtları tamamlanana kadar grupta kalacaktı ama konserlerde çalmayacaktı. Klavyeden sorumlu devlet bakanı görevine Derek Sherinian getirilecekti ama bu sefer de James LaBrie geçirdiği yiyecek zehirlemesi sonucunda ses tellerinin de hasar görmesi sonucu konserlerde beklenen performansı veremeyecekti. Ama bunların hiçbiri, kahraman müzisyenlerimizi yıldıramazdı. Karşınızda Awake: Bir kahramanlık destanı.

6:00
So many ways to drown a man
So many ways to drag him down
Some are fast and some take years and years
Can’t hear what he’s saying when he’s talking in his sleep
He finally found the sound but he’s in too deep

Images & Words’deki agresif Pull Me Under’ın aksine, teknik ve progressive’in dibine vuran bir şarkıyla açıyor albümü Dream Theater. Ancak 6:00, bu durumu yadırgatmayacak kadar iyi bir şarkı. Hem günlük hayatla, hem de sorunlarla uğraşan bir bünyenin maceraları, kendinizden bir şeyler bulmanızı sağlayabilir.

Caught in a Web
Caught in a Web, removed from the world
Hanging on by a thread
Spinning the lies devised in my head

Caught in a Web, refused by the world
Hanging on by a thread
Spinning a cage denied and misread
Agresiviteyi ikinci şarkıya saklamış Dream Theater. Gerek klavye kullanımı, gerek vokalleriyle gayet gaz bir şarkı Caught in a Web. Bir hayli de güzel ama bir Pull Me Under mı? Tabii ki değil.

Innocence Faded
Callow and vain, fixed like a fossil
Shrouding pain, passionless stage
Distant like brothers
Wearing apathetic displays
Sharing flesh like envy in cages
Condescending, not intending to end
3. şarkımız Innocence Faded. Masumiyetimizi kaybediyoruz bu şarkıda. James LaBrie’nin sesiyle öne çıkan bir şarkı. Ancak sondaki karambolden ibaret “bakın ne kadar tekniğim” solosu Petrucci’ye pek yakışmıyor.

Erotomania
A Mind Beside Itself üçlemesi başlıyor. Üçlemenin ilk şarkısı olan Erotomania enstrümantal bir parça. Yine püfür püfür caz esintileri var. Boşuna aramayın. Kusur bulamazsınız. Ben bulamadım, oradan biliyorum.

Voices
Like a scream but sort of silent, living off my nightmares
Voices repeating me
‘Feeling threatened? We reflect your hopes and fears.’
Voices discussing me
‘Others steal your thoughts they’re not confined within your mind.’
Üçleme, Voices adı verilen mükemmel şarkıyla devam ediyor. Albümdeki favorilerimden biri olan Voices sadece LaBrie’nin vokalleriyle değil, grubun geri kalanının çabalarıyla da öne çıkıyor. 9.53′lük süresiyle albümün en uzun ikinci şarkısı olan Voices, melodik ve ritmik zenginliğiyle bunu bir avantaja dönüştürüyor.

The Silent Man
‘Is silence like a fever?’
‘A voice never heard?’
‘Or a message with no receiver?’

Pray they won’t ask
Behind the stained glass
There’s always one more mask

A Mind Beside Itself üçlemesinin son şarkısı The Silent Man. Sadece akustik gitar, vokal ve az biraz klavye. Albümün en piyasa ikinci şarkısı olabilir ama Dream Theater, duygusal şarkı yapabilmek için Kevin Moore’dan başka alternatifleri olduğunu da gösteriyor.

The Mirror
Let’s stare the problem right in the eye
It’s plagued me from coast to coast
Racing the clock to please everyone
All but the one who matters the most

Reflections of reality are slowly coming into view
How in the hell could you possibly forgive me?
After all the hell I put you through
Yeniden bağımsız şarkılara dönüyoruz. The Mirror gaz ritmleri, hızlı temposu ve melodik zenginliğiyle dikkat çekiyor.

Lie
Doing fine but don’t waste my time
Tell me what it is you want to say
You sin, you win, just let me in – hurry
I’ve been out in the rain all day
So you tell me ‘trust me’ I can trust you
as far as I can throw you
And I’m trying to get out of a shadow of doubt
’cause I don’t know if I know you
Sözleri kadar bestesiyle de agresif bir şarkı Lie. The Mirror kadar geniş melodi çeşitliliğine sahip değil. Zaten amacı da bu değil. Amaç sizi coşturmak ve bunu da ziyadesiyle başarıyor.

Lifting Shadows off a Dream
He pours his soul into the water, reflecting the mystery
She carries him away and the winds die slowly

And she listens openly
And she listens openly

Lifting shadows off a Dream once broken
She can turn a drop of water into an ocean
İki agresif şarkıdan sonra son üç şarkının duygusallığı sizi şaşırtıyor. 4, 5 ve 6. şarkılar üçleme olarak geçiyor ama Liftin Shadows off a Dream’le başlayan son üç şarkı da bir “ilişki” üçlemesi olarak kabul edilebilir pekâlâ. Bu şarkıda yeni aşklara ve umutlara yelken açıyoruz. Sevgimiz ve sevgilimiz, bizi içinde bulunduğumuz derin sorunlardan çekip çıkarıyor. Hem sözleri, hem bestesiyle oldukça duygusal bir şarkı Lifting Shadows off a Dream. “She can turn a drop of water into an ocean(*)” mısrasını düşününce, şarkının ilk bölümünde su damlalarına benzeyen gitar riff’inin hoş bir dokunuş olduğu aşikâr.
(*) Bir damla sudan bir okyanus yarattı

Scarred
It’s never enough, you’re wasting your time
Isn’t there something I could say?
You don’t understand, you’re closing me out
How can we live our lives this way?

You tell me I’m wrong, I’m risking my life
Still, I have nothing in return
I show you my hands, you don’t see the scars
Maybe you’ll leave me here to burn.
İlk şarkıda başlayıp da umut olan aşk var ya? Bütün ilişkiler gibi o da bir süre sonra sizi dibe sürükleyen, enerjinizi tüketen, en büyük ayak bağlarınızdan biri haline geliyor. Kurtarmak için çabaladıkça bataklık sizi daha hızlı yutuyor. Karşınızdakiyle iletişiminiz günden güne kopuyor ve kaygan sevginiz, parmaklarınızın arasından akarak yitiyor. Scarred, derli toplu bestesiyle Dream Theater’ın artık olgunlaştığını müjdeliyor ve tam 11 dakikalık süresiyle albümün en hızlı şarkısı olmasına rağmen çok daha kısa hissettiriyor. Bu muhteşem şarkıyı, albümün kaset versiyonunda kesen zihniyete buradan en derin saygılarımı gönderiyorum. CD’sini alana kadar haberimiz olmadı yahu!

Space-dye Vest
Now that you’re gone I’m trying to take it
Learning to swallow the rage
Found a new girl I think we can make it
as long as she stays on the page

This is not how I want it to end
And I’ll never be open again
Ve kaçınılmaz son, ayrılık. Lifting Shadows off a Dream’de kendisini açan karakterimiz bir daha aynı hataya düşmemeye kararlı. Albümün en piyasa şarkısı olabilir, Dream Theater bünyesinde duygusal şarkılar yazan Kevin Moore’dan başka elemanlar da olabilir. Ancak bu işi kimsenin Moore kadar iyi yapamadığı bir gerçek. Şahsen biraz monoton ve fazla uzun bulurum ama hastası çok. Ne yazık ki bu şarkı, Moore’un Dream Theater’a yaptığı son katkı.

Albümün genelindeki sözlere baktığımızda yalan, mücadele, sevgi ve kurtuluş kavramlarına odaklanıldığını görüyoruz. Eğri oturup doğru konuşalım. Awake’te Images & Words’ün samimiyeti yok. O amatör ruh biraz gitmiş, grubun üçüncü albümünü çıkarmasının getirdiği tecrübe ve olgunluk daha profesyonel ve ticarî bir havanın doğmasına sebep olmuş. Bütün bunlar, Awake’in harika bir albüm olduğu gerçeğini değiştirmiyor elbette. Grup, arada Falling into Infinity gibi vasat albümlerle kesintiye uğratsa da, bu albümle getirdiği tarzı benimsedi ve hâlâ bu tarzı kullanıyor. Bu durum da Awake’in Dream Theater ve hayranları açısından önemini perçinliyor.

Dream TheaterAlbümde çalan grup üyeleri:
James LaBrie:
Vokal
John Petrucci:
Elektrogitar
John Myung:
Bas gitar
Kevin Moore:
Klavye
Mike Portnoy:
Davul ve perküsyon

Sevdiyseniz Deneyin:
Pain of Salvation, Fates Warning,
Symphony X, Savatage, Queensryche,
Explorer’s Club, Liquid Tension Experiment

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Helloween: Keeper of the Seven Keys Part II
Dream Theater: Falling into Infinity (1997)
Seyir Arenası: Clash of the Titans
Ön Bakış: Tron Uprising
Little Shop of Horrors yeniden...

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!