Fast & Furious 4: Hızınç’la Kızınç Sinemayı Öğreniyor
29 Eylül 2009 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: Seyirsel, Sinema

Başlık biraz “Cin Ali sayıları öğreniyor” tadında oldu ama Hızlı ve Öfkeli (Fast and Furious, benim nazarımda Hızınç’la Kızınç)’la sinema arasında böyle bir ilişki var. Hızınç’la Kızınç seriali hakkında benim davranış biçimimse enteresan. Seriyi sevmiyorum. Serinin de beni sevdiğini zannetmiyorum. Ama yine de izlemeden duramıyorum. İzlediğim için kendimi seriyi sevmeye zorluyorum ve fakat bana seriyi sevdirecek fazla bir şey de yok. İlk film, filmden ziyade “motor sesi belgeseli”ydi. Konuşmadan çok motor sesi vardı. Çeşitli motor seslerini bir araya getirebilmek için bir de konu kabilinden bir şeyler çiziktirilmişti ama senaryo yoktu diyebiliriz. Hatta Discovery Channel’da yayınlanan araba, motosiklet restorasyonu belgesellerinin daha konulu yapıtlar olduğunu bile söyleyebiliriz. Yine de eğri oturup doğru konuşalım, Hızınç’la Kızınç tuttuysa ve arkasından 3 film daha çekildiyse bu yüzdendir. Belli bir kesimin bu yöndeki beklentisini karşıladı çünkü. Ama çekilen devam filmlerinin hepsi, bu konuda ilk filmin başarısını devam ettiremedi. İkinci Hızınç’la Kızınç, ilkinden bile beterdi. Klasik devam filmi hatası olan “her şeyin daha fazlası sendromu” etkisini gösterirken, ilk filmdeki tırla kovalamaca sahnesi gibi üstün dublörlük yeteneği gerektiren heyecanlı bir sahnenin yoksunluğu, serinin hayranlarının bile dudak bükmesine yol açtı. Dudaklar o kadar büküldü ki, hem oyuncu kadrosu hem de yönetmen değişti. 3. film, en azından film olarak daha başarılıydı. Bu sefer polisiye vakalarla arabaları ve sokak yarışlarını bir araya getiren zorlama bir senaryo yerine “kendini ispatlamaya çalışan hayta genç şöhretin basamaklarını birer birer tırmanır, esas kızı tavlar, esas kızın öbür talibi olan baş kötü hasmını da eli değmişken alaşağı eder” kabilinden, klişe abidesi olsa bile nispeten inandırıcı bir konusu vardı. 2. filmin aksine bu sefer heyecanlı sahne de unutulmamış, şehrin içinde geçen, serinin belki de ilk filmdeki tır sahnesinden sonra en iyi kurgulanmış aksiyon sahnesi çekilmişti. Derken 2009′da 4. film geldi ve devam filmlerinde nadasa bırakılan asıl kahramanlar yeniden ve “yeni model, orijinal parçalar” gibisinden iddialı (ama düşününce anlamsız gelen) bir slogan eşliğinde önümüze getirildi.

- Araba, doğa ve Michelle Rodriguez. İnsan daha ne ister? Yukarıdaki resim filmin açılış sahnesinden. Üstün görsellikteki bu sahne filmin hayranları için internette önceden yayınlanmıştı.
Hikâyemiz, 2. ve 3. filmlerde görünmeyen Dominic Tretto ve tayfasının maceralarını göstererek başlıyor. Bu sahne, 3. filmin de öncesinde geçiyor ve ekip bir benzin tankerini soyuyor. Ölümden kıl payı kurtulmaları yetmezmiş gibi bir de etraflarındaki çemberin daraldığını görüyorlar. Tretto, sevgilisi Letty’yi üzerindeki kem gözlerden sakınmak için terk ediyor. Aradan yıllar geçiyor. Brian O’Conner’ın da hayatında pek değişen bir şey olmadığını görüyoruz. Hâlâ adalet için çalışıyor. Etrafındakiler artık kendisine tahammül etmeyi öğrenmiş ama yine de çevresiyle çok uyumlu olduğu söylenemez. İşte bu ahval ve şerait içinde, kardeşi Mia’nın yanında kalan Letty’nin ölüm haberini alan Dominic, “yeminimi bozdum üleyn” diyerek, Letty’nin intikamını almak üzere soluğu pek çok suçtan arandığı ABD topraklarına geri dönüyor. Rastlantıya bakın ki, O’Conner da aynı adamın peşinde. Kendi içlerinde didişseler de, dışarı karşı birbirlerini kullayan kahramanlarımız, bir süre sonra “eski dosttan düşman olmaz” teoreminden hareketle birbirlerine olan kızgınlıklarını bir kenara bırakıp Letty’yi öldüren arkadaşa karşı güç birliği yapıyorlar. Bu arada, Senaryo Klişeleri Derneği’nin baskıları sonucu O’Conner’la Mia’nın da aşk tazelediği görülüyor.

- O’Conner polisliğe dönmüş ama hâlâ iş arkadaşlarıyla iyi geçinemiyor.
Son Hızlı ve Öfkeli filmi, isim ve slogan itibariyle Stallone’nin moda ettiği, Uzay Yolu’nun (Star Trek) devam ettirdiği numarasız, alt başlıksız ve film evrenini baştan yaratan devam filmleri modasına uymuş gibi görünüyor. Ancak senaryonun o kadar yenilikçi olduğunu söylemek güç. Buna karşın, benim gibi film hakkında hiçbir araştırma yapmadan başına oturup izlemeye başlarsanız senaryonun sizi şaşırtmaya çalıştığını, hatta birkaç yerde bunu başardığını görüyorsunuz. Filmdeki polisiye unsuru yine senaryonun üstüne yapıştırılmış gibi duruyor ama ikinci yarıdan itibaren geneline hâkim olan “intikamımı aliciiim” havası ve O’Conner’ın bu havadaki payı, bu olumsuz yönü kısa sürede törpülüyor. Serinin hayranları için kötü haber belki ama, Hızlı ve Öfkeli serisi film olma yolunda büyük bir adım atıyor. Yine de yapılan değişikliklerin filmi baştan yarattığını, Rocky Balboa, Rambo, Uzay Yolu filmlerindeki kadar yenilikçi bir yaklaşıma sahip olduğunu söylemek güç. Önceki filmlerde yaratılan karakterlerin yeniden kullanılmasıysa filme yaramış. Bir geçmişlerinin olması sayesinde karakterler kartonluktan büyük ölçüde kurtulmuşlar. Birbirleriyle olan ilişkileri de nispeten inandırıcı bir hale gelmiş.

- Death Race çıtayı yükseltti, Hızlı ve Öfkeli yetişemedi. Fizik kurallarının hiçe sayılmasını bir kenara bırakırsak, görüntü efektlerinin kötülüğü böyle bir prodüksiyon için affedilemez.
Filmde heyecan yaratmak uğruna, maden tünellerinde geçenler gibi saçmalık sınırlarını zorlayan sahnelere yer verilmesi, daha da kötüsü özel efektlerin kötülüğü yüzünden bu sahnelerin yeterince iyi kotarılamamış olması olumsuz bir puan. Arabalar “ben bilgisayar efektiyim” diye bas bas bağırıyorlar. Ön lastiği vurulan arabaların dikey olarak (burun üstü) kalkarak takla atmaları gibi yine saçmalık sınırlarını zorlayan kaza sahneleri var. Film, bu sahnelerdeki yerçekimine aykırı hareketlerin altını dolduramadığı için seyircinin bir adım önüne geçmeyi başaramıyor ve azıcık düşünerek film izleyen her dimağda “çok saçma” tepkisinin doğmasına sebep oluyor. Ölüm Yarışı (Death Race) gibi filmler, her ne kadar fizik kurallarına en fazla Hızınçla Kızınç serisi kadar uysalar da, sahnelerin inandırıcılığı hususunda çıtayı bir hayli yükselttiler. Evet, yine bir sürü modifiye Japon ve Amerikan arabası var ama iş bu arabaları hareket ettirmeye, çarpıştırmaya geldiğinde film fena halde çuvallıyor.

- İşte özlenen tablo. Kahramanlarımız bir arada ve hepsi gülümsüyor. Bakalım ne kadar sürecek.
Filmdeki oyunculukların durumu malum. Zaten bu tür filmlere beklentileri düşürüp yaklaşmak lazım. Vin Diesel’in tek görevi pazularını gösterip kendisi için yazılmış karizmatik cümleleri o tok sesiyle karizmatik bir şekilde söylemek. Sinemasal açıdan baktığımızda bir oyunculuk faciası belki ama Vin Diesel’i de bu yüzden seviyoruz. Hatta tez elden Riddick serisine devam etmesini rica ediyoruz. Paul Walker’sa bu seriye geldiğinde bir şeyler oluyor. Başka filmlerde vasatın üstüne çıkan isim, Hızlı ve Öfkeli serisinde nedense bir anda dibe vuruyor. Jordana Brewster, en az ilk filmdeki kadar donuk. Hatta o kadar donuk ki, bu özellik karakterinin de bir parçası haline gelmiş gibi duruyor. Güzeller güzeli Michelle Rodriguez’i ise yeterince göremiyoruz. Yapımcıları bu yüzden kınadığımı belirtmek isterim. Filmin kötü adamı John Ortiz’se şaka gibi. Kötü adam ne kadar iyiyse film de o kadar iyidir ama Hızınç’la Kızınç bu konuda fena halde sınıfta kalıyor. İsrail asıllı, mankenlikten gelme Gal Gadot’tan hiç bahsetmesek daha iyi. Yönetmenlik koltuğu 3. filmi de yöneten Justin Lin’e teslim edilmiş. Tayvan sinemasının Hollywood’a armağanı olan ve belgesel yönetmenliği de yapan Lin’in, 3. filmdeki performansının üzerine çıktığını söylemek güç.

Filmde her tür modifiye otomobilin bir nevî defile yaptığını söylememe gerek var mı?
4. filmle 2. filmin zayıf noktası hemen hemen aynı: Doğru düzgün bir araba sahnesinin olmayışı, olanın da (çeşitli nedenlerle) etkileyici olmayışı. Senaryosuysa belki de serinin en iyisi. Bu iki unsur, görüntü efektlerinin zayıflığıyla da perçinlenenince Hızlı ve Öfkeli’yi hayranlarının beklentilerinden bir nebze uzaklaştırıyor belki ama, film olmaya bir adım daha yaklaştırıyor. Otomobil sahneleri gerek uzunluk, gerek görkem, gerekse inandırıcılık açısından aynı sınıftaki Ölüm Yarışı’nın bir hayli gerisinde. Oyunculuk dökülüyor. Senaryo sallantıda. Ama arabalar yine çok güzel. Türün meraklısı ve daha önceki filmlerin hayranıysanız izleyin. Arabaları seviyorsanız yine izleyin. Sinemaya film izlemek için giden kesiminse kesinlikle uzak durması gerekiyor (bu kesimdenseniz ve uykunuz varsa yine izleyin diyeceğim ama motor seslerinden uyuyabilir misiniz bilmem). Zira her ne kadar olumlu gelişmeler olsa da serinin son halkası, Hızlı ve Öfkeli filmlerine isminin ve sloganının vaat ettiği oranda büyük yenilikler getirmiyor.
Künye:
Yönetmen:
Justine Lin
Senaryo:
Chris Morgan
Yapımcı:
Neal H. Moritz
Vin Diesel
Yapım yılı:
2009
Oyuncular:
Vin Diesel
Paul Walker
Michelle Rodriguez
Jordana Brewster
John Ortiz
Gal Gadot












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)


