Transformers II: Biri Michael Bay’i durdursun
5 Ekim 2009 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: Seyirsel, Sinema

Michael Bay’in izlediğim ilk filmi Kaya’ydı (The Rock). Bitmeyen aksiyon, güzel sahneler, güzel konu, Sean Connery, Tony Todd, Ed Harris, David Morse, William Forsythe gibi güçlü isimler sayesinde doğru düzgün oyunculuk, eli yüzü düzgün bir senaryo, hepsinin üzerinde, Hans Zimmer’in eşsiz müziği. “Böyle aksiyon filmine can kurban” dedirtecek kadar iyi bir filmdi Kaya. Sonra Bad Boys’u izledim. Başroldeki isimlerin (Will Smith ve Martin Lawrence) akıllıca kullanan, bunları Joe Pantoliano, Tea Leoni gibi isimlerle destekleyen, keyifli bir seyirlikti. Ters sırayla izlesem de daha sonra çekilen Kaya, Bad Boys’tan sonra Bay’in kariyerinde kesinlikle ileri doğru atılmış büyük bir adımdı. Sonra ne mi oldu? Armageddon denen gubidik film geldi. Pearl Harbor adında “atom bombasını haklı çıkarma propagandası” filmi onu izledi. Yutmadık tabii. Eşe dosta 1970 tarihli Tora! Tora! Tora! tavsiye edilerek filmin etkisi asgariye indirildi. 2003’te Bad Boys’un devamı çekildi ama çekilmez bir film olmuştu kendisi. 2005 yılının Ada’sı (The Island), pek çok yönden Kaya’yı andıran iyi bir filmdi. Michael Bay sineması için “acaba?” diye düşündürtecek kadar iyiydi hem de. Sonra Transformers’ın filme uyarlanacağı, yönetmen koltuğuna da Michael Bay’in oturacağı konuşulmaya başlandı. 2007 yılında izledim ilk filmi. Beklediğim gibi bir “lunapark filmi” çıktı ama rahatsız edici değildi. Transformers 2’ye geldiğimizdeyse pek çok yönden ilkini aratan, “her şeyin daha fazlası” hastalığına yakalandığı için yer yer rahatsızlık veren, gereksiz bir sürü şeyle dolu bir film olduğunu görüyoruz. Gelin, bunların neler olduğunu hep birlikte irdeleyelim.
Megan Fox'un ilk göründüğü sahne. Serde gişe endişesi olunca insan neler yapıyor.
Filmin konusu kısaca şöyle: İlk filmde yenilen Decepticon’lar, Autobot’lardan intikam almaya kararlıdır. İki yıl önce Optimus Prime tarafından marizlenen Megatron, bu işle ilgilenmesi için büyük ağabeyini çağırır. Bu kadar. Dağılın. Şaka yapmıyorum. Film 2,5 saat ama konusu bir sinopsis kadar bile yer tutmuyor. Michael Bay, 2,5 saatin neredeyse tamamına yıkım sahneleri döşemiş. İki sahne arasında karakterler konuşuyor, bu arada bir sonraki sahnedeki yıkım için bahaneler ortaya çıkıyor, sonra biraz daha yıkım izliyoruz. Mesela filmin başında kahramanımız Sam Witwicky evden çıkmak üzereyken ev yıkılıyor. Sam yeni okuluna gidiyor, okul başına yıkılıyor. Ailesi Paris’e gidiyor, Paris yıkılıyor. Sam ormana gidiyor, ağaçlar devriliyor. Smithsonian Ulusal Hava ve Uzay Müzesi’ne gidiliyor, burası hafiften yıkılıyor. En son Mısır’a ışınlanılıyor, burada da piramitler ve tapınaklar yerle bir oluyor. Bir şeylerin yıkıldığı sahneleri arka arkaya dizmek film çekmekse, yerel seçim zamanı göstermelik yıkılan üç beş binanın veya kaçak tarikat binalarına dokunmayan Eyüp Belediyesi’nin 500 kişiyle gittiği, cumhuriyet tarihinin ilk okul yıkımının (umarız son olur) bulunduğu ana haber bültenlerimiz Akademi tarafından “en iyi yabancı film” Oscar’ına aday gösterilsin. İşin kötü yanı, filmin 3 senaristi daha önce pek çok iyi işe imza atmış isimler. Roberto Orci ve Alex Kurtzman ikilisi Alias (dizi), Ada, Görevimiz Tehlike III (Mission Impossible III), Zorro Efsanesi (The Legend of Zorro) ve 2009 tarihli Uzay Yolu (Star Trek) gibi filmlere imza atarken Halka (The Ring), yazdığı senaryo bir hayli değiştirilmiş olsa da Grimm Kardeşler (The Brothers Grimm), Arlington Yolu (Arlington Road) Ehren Krueger’in filmografisinde göze çarpan isimler.
Filmin bu sahnesi için "Bir dilberi sevdim, Decepticon çıktı, bana dil uzattı" güftesine sahip bir türkü yakmayı planlıyorum.
Filmin seslendirmeleri gayet iyi. Autobot ve Decepticon’lara can (ve ses) veren Hugo Weaving, Tony Todd, Robin Atkin Downes gibi isimler görevlerinde oyunculara nazaran çok daha başarılı. Diğer Transformers karakterleri de çizgi filmleri seslendiren usta isimlerden oluşuyor. Ancak gerçek oyunculara geçtiğimizde moralimiz yerle yeksan oluyor. Neden ve nasıl meşhur olduğunu bir türlü çözemediğim Shia LeBeouf, bugüne dek izlediğim en kötü performansını gösteriyor. Umarım Indiana Jones serisine onunla devam etmezler. Dudak büzmek oyunculuksa eğer, Megan Fox dünyanın en iyi aktrisi demektir. Gereksiz ve sığ bir karakteri canlandırdığından olsa gerek, Ramon Rodriguez’in elinden pek bir şey gelmiyor. Ölüm Yarışı (Death Race) filminde de izlediğimiz Tyrese Gibson cephesinde yeni bir şey yok. Komik olmakla komik duruma düşmek arasındaki farkı bilmeyen birileri tarafından yazıldığı izlenimi uyandıran karakterler karşısında Kevin Dunn’la Julie White çaresiz kalıyor. Biraz da renkli karakterinin etkisiyle filmde bir şeyler yapmaya çalışan tek isim, usta oyuncu John Turturro. O da filmi kurtarmaya yetmiyor. Eciş bücüş senaryo, uzun zamandır izlediğim en kötü oyunculuklarla bileşince film daha da çekilmez oluyor. Durum o kadar vahim ki, filmdeki en inandırıcı şeyler yıkılan binalar. En iyi onlar oynuyor.
Decepticonlardan kaçmaya çalışan Bumblebee, yanlayarak hava atmayı da ihmal etmiyor.
Yıkılan binalar dedim de, görüntü efektlerinden de bahsetmeden geçmemek gerek. Bir dönem rakiplerinin gerisinde kalan Industrial Light & Magic, Transformers’taki başarısıyla aynı rakiplerin dudaklarını uçuklatıyor. Robotların dönüşümleri harika. Bilgisayarda üretilen karakterlerin çevreyle etkileşimleri de mükemmel. Jetfire yürürken poposuyla dağları deviriyor. Mısır piramitlerine tırmanan dev Decepticon kayaları aşağı yuvarlıyor. Düşen robotlar yerin şeklini değiştiriyor. Kalite açısından sallantıda olabilecek yerler sisin, tozun ve ışık huzmelerinin arkasına ustaca gizlenmiş. Sadece uçak gemisinin batışı biraz inandırıcılıktan uzaklaşıyor, o kadar. Bunun haricinde Michael Bay sinemasının olmazsa olmazı “bir şeylerin çevresinde dönen kamera” hareketi yerli yersiz, suyu çıkarılana dek kullanılmış ve durum rahatsız edici bir hal almış. Kamera karakterlerin etrafında döner, kamera savaş alanının etrafında döner, kamera dönüşen Optimus Prime’ın etrafında döner derken sizin de başınız döner. Bir yönetmenin sevip kullandığı, her filme koyduğu, imza niteliğinde bir çekim tekniği olmasına kimsenin bir sözü olamaz elbette de, işi tadında bırakmak lazım. Fıldır fıldır dönen bir film var yapacağınıza kurguyu biraz daha iyi, biraz daha anlaşılır yapsaydınız ya?
İşte filmin kötü adamları. Sevmiyoruz sizi.
Bunlar haricinde ne var derseniz, daha önce bilmediğiniz pek çok şeyi öğrenme fırsatı var derim. Bu film, âdeta bir ilim irfan paratoneri. İşte buram buram Cumhuriyetçi propagandası kokan Transformers II: Yenilenlerin İntikamı’ndan öğrendiklerim:
- Bush yönetimi filmin iyi kahramanları Autobot’ları sever (ilk film), Obama sevmez.
- Havayastığı denen icat öyle mucizevî bir icattır ki, 50 metre tepeden bırakılan araba burun üstü yere çakıldığında içeridekilerin burnu kanamaz.
- Bush yönetimi iş bilir insanlardan oluşur (bkz. ilk filmdeki Savunma Bakanı John Keller). Obama yönetiminin bürokratlarıysa bir halttan anlamazlar. Caaaaanım Autobot’lara dil uzatırlar.
- Dünya’nın tek hâkimi olan ABD, uzaylılarla tüm Dünya adına anlaşma imzalama hakkına sahiptir. Birleşmiş Milletler filan fasa fisodur.
- “Aşk ladesi” diye bir oyun varmış. İlk “seni seviyorum” diyen kaybedermiş.
- Amerika Birleşik Devletleri, ulusal güvenliği mevzu bahisse bir uzaylıyı sadece kendi topraklarından değil, tüm Dünya’dan sürebilir. Bu konuda diğer ülkelerin söz hakkı olmadığı gibi, uzaylılar da tutup (söz gelimi) Kanada’da mülteci olarak yaşayamazlar.
- Dudak dudağayken sevgilinize yakalandığınız kişi uzaylı robot çıkarsa aldatmış sayılmazsınız.
- Amerikan devleti o kadar güçlüdür ki, iki filmdir şehirleri tarumar eden dev robotları insanlardan gizlemeyi başarabilir. Buna karşın çok gizli parçacık silahıyla ilgili bilgileri alakasız insanlardan gizleyemez.
- Chevrolet’nin ürettiği otomobiller her zeminde, her koşulda gidebilir. (Madem öyle niye batıyor?)
- Amerikan gizli servislerinin cirit atmadığı, top koşturmadığı, meydanı boş bulmadığı ülke yoktur.
- Piramitler eski Mısır firavunlarının mezarları değil, binyıllar önce Dünya’ya düşmüş olan uzaylıların silahları için inşa ettikleri bir kılıftır.
- Kalbiniz durmuşsa, “seni seviyorum” söz öbeği ve antik çağdan kalma uzaylıların abuk muhabbetleri elektroşoktan daha etkilidir.
- Autobot’ların ağırlıkları yoktur. Optimus Prime, bir uçak gemisinin dengesini ve pist kaplamasını bozmadan rahatlıkla yürüyebilir.
Optimus, çık aradan. Güzelim manzarayı bozuyorsun.
Belki de 2,5 saatlik süresi, filmin misyonu ve hitap ettiği seyirci kitlesiyle çeliştiği için bana bu kadar kötü gelmiştir. 89 dakikayı geçen her filme uzun diyen kitleyi koltuklara oturtmak için arka arkaya dizilen yıkım sahneleri ne kadar yeterli olur bilinmez. Benim gibi 3-3,5 saat dahi olsa sinema koltuğunda oturup “film” izlemeye alışkın kitleyse, bir sanat eserinden ziyade eğlence trenine benzeyen ürünlerden pek keyif almıyor. Bu filme para harcayacağınıza lunaparka gidip çarpışan arabalara binin bence. Hem parasızlıktan sayıları iyice azalan lunaparklara katkınız olur, hem de paranızı ve vaktinizi çok daha iyi, çok daha keyifli bir şeye harcamış olursunuz. Ben bir hata yaptım, izledim geçti. Böyle bir film işte Transformers II: Yenilenlerin İntikamı. Bakalım biz sinema seyircilerinin intikamını, Leonard Nimoy gibi bir ustanın zıpır yeğeni olan Michael Bay’den kim alacak? Optimus Prime, sanatseverler senden hizmet bekler.
Künye:
Yönetmen:
Michael Bay
Senaryo:
Alex Kurtzman
Roberto Orci
Ehren Krueger
Yapımcı:
Ian Bryce
Yapım yılı:
2009
Oyuncular:
Shia LeBeouf
Megan Fox
John Turturro
Peter Cullen
Hugo Weaving
Mark Ryan












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)



Son dönemde onay sistemine takılan bazı yorumlar üzerine bir uyarı yapmayı yerinde görüyorum: Yazıdaki fikirlere katılmayabilir ve bunu belirtebilirsiniz. Yazıdaki argümanları çürütmek için kendi argümanlarınızı öne sürebilirsiniz. Ancak filmi savunmak adına sataşma veya küçümseme içeren, veya bir filmin nasıl seyredileceğini “öğretmeye” kalkan yorumlar yayınlanmayacaktır. Yazı da, film de tartışmaya açıktır, yazar tartışmaya açık değildir. Lütfen yorumunuzu yazarken bu hususlara dikkat ediniz.