WALL-E: Aşk Robota Yaraşır (Sistem eleştirisi de)
5 Aralık 2009 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: Seyirsel, Sinema

Robot denince aklınıza ne geliyor? Soğuk, metalik canlılar mı? Arada sırada teknolojiden anlamayan metin yazarlarının süre doldurmak için ana haber bültenlerinin arasına sıkıştırdığı, Japonların “teknoloji harikası” insan replikası makineleri mi? Yoksa Asimov’un 3 yasayla bilimsel zemine oturttuğu ve toplumsal düzenimizi, ahlâki sistemimizi sorgulamamızı sağlayan muhteşem hikâyeleri mi? Ürkek C-3PO mu? Yoksa C-3PO’nun annesi diyebileceğimiz Metropolis’in Maria’sı mı? Yok Edici (Terminator) serisi mi? Yaratık’ın androidi Bishop mu? İşte bunlara şirin mi şirin bir kardeş geldi: Wall-E. Şirinliğine aldanmayın sakın. Wall-E, aslında göründüğünden çok daha ciddi.

Wall-E ve arkadaşı olan hamamböceği, Dünya'da yapayalnız.
Wall-E, dünya sınıfı bir çöp öğütücüdür. Dünya’da da çöpten bol bir şey olmadığından, Wall-E’nin işi hiç bitmeyecekmiş gibidir. Reklâm panolarından anladığımıza göre kocaman bir şirket tüm dünyada tekel olmuş, tüketim toplumu konusu artık işin içinden çıkılamayacak bir hal almış, Dünya devasa bir çöplüğe dönüşmüş, insanlar da bir gemiye doluşup gitmişlerdir. Diğer Wall-E’ler bozulduğundan mıdır nedendir bilinmez, kahramanımızın tek dostu bu pisliğin ortasında rahatlıkla hayatta kalabilen hamam böceğidir. Wall-E günlerini mutlu bir şekilde çöpleri sıkıştırarak ve ilginç malzemeleri toplayıp koleksiyonuna katarak geçirmektedir. Koleksiyonunun en nadide parçasıysa bulduğu yeşil bir bitkidir. Yine böyle bir günün sonunda evine dönen Wall-E, yerde kırmızı bir nokta fark eder ve yakalamaya çalışır. Işığın peşinden açıklık bir araziye geldiğindeyse acı gerçeği fark eder: Bu, bir uzay gemisinin güdüm lazeridir. Uzay gemisi Wall-E’nin üzerine iniş yapar ama bu hiç de kötü bir şey değildir, zira uzay gemisinin içinden güzeller güzeli EVE çıkacaktır. Wall-E abayı hemen yaksa da EVE’ye yaklaşması pek kolay olmaz. Önceleri biraz hırçındır EVE, hatta Wall-E’yi vurmaya bile çalışır ama zaman içerisinde birbirlerine ısınırlar. Yine de gizemli bir tarafı, gizli bir görevi vardır. Bu arada Wall-E’nin görevi de yalan olmuştur. Bir akşam kum fırtınası nedeniyle Wall-E’nin evine sığınırlar. EVE’nin ilgisini çekmek isteyen Wall-E, koleksiyonunun nadide parçalarını gösterir. EVE önce Wall-E’nin sürekli izlediği müzikal filmin aşk sahnesine ilgi gösterir. Buna memnun olan Wall-E son kozunu oynar: Ona çiçeği gösterir. Ne olduysa o anda olur zaten. EVE çiçeği içindeki bir hazneye alır ve kendini kapatır. Wall-E günlerce EVE’yi uyandırmaya çalışır ama başarılı olamaz. Pes edip yeniden işine döndüğü gün uzay gemisi geri gelir ve EVE’yi alır. Wall-E de EVE’nin peşine takılır tabii. Birlikte insanları taşıyan devasa uzay gemisi Axiom’a giderler. Burada kendilerini bitkinin etrafında gelişen bir iktidar savaşının tam ortasında bulacaklar, insanların Dünya’ya geri dönmelerini sağlamaya çalışacaklar ve sayısız badire atlatacaklardır.

Bir mıknatısa sinirlenen EVE, ortalığı yakıp yıkıyor. Film, "kadınlar tehlikelidir" imasında mı bulunuyor nedir?
Bu tür filmlerdeki animasyon kalitesi her yıl biraz daha artıyor. Bu kaliteyi sadece karakterlerin hareketi olarak da almamak lazım. İlk bakışta görünmese de ışıklandırma, parçacık ve fizik efektleri (karakterlerin fizik kurallarına uygun hareket edişleri) atmosfere çok şey katıyor. Animasyon pazarının liderleri için Dreamworks’le kıyasıya bir rekabet içerisinde olan Pixar, bu konuda yeni bir standart belirlemiş gibi görünüyor. EVE’nin silahıyla ortalığı yakıp yıktığı sahnelerden toz fırtınasına, Axiom’un havuzuna kadar parçacık efektleri harika görünüyor. Bazı arka planlar fotogerçekçilik sınırlarını zorluyor. Yüzlerce lastiğin havaya uçması, çöplerin etrafa dağılması, Wall-E’nin bir yerlere çarpıp hasar alması gibi fizik gerektiren sahneler de son derece iyi kotarılmış. Wall-E’nin, biraz da baş karakterlerinin robot olması nedeniyle karakter animasyonu konusunda Dreamworks’ün Kung-Fu Panda’sının seviyesine eriştiğini söylemek güç maalesef. Ancak eleştirilebilecek bir yanı da yok. Animasyona gösterilen özenin bir benzeri, seslendirme alanında da göze çarpıyor. Her ne kadar seslendirme kadrosundaki tek ünlü isim geminin bilgisayarına sesini veren Sigourney Weaver olsa da, kadrodaki herkes üzerine düşeni başarıyla yerine getiriyor. Özellikle Kaptan McCrea rolündeki Jeff Garlin’i özellikle beğendim.

Bu bitki, büyük bir kargaşaya yol açacak. Aynı zamanda da Dünya'nın en uzağa yolculuk eden bitkisi ünvanını kazanacak.
Ancak Wall-E’nin alameti farikası, görsel veya işitsel kalitesinde değil. Wall-E neredeyse kusursuz bir sistem eleştirisi yapıyor. Bunu da makineleşen insanlara karşı insanlaşan makinelerin aşk hikâyesini anlatarak yapıyor. İnsanların vizyonu, kuruldukları rahat uçan koltukların önlerindeki ekranın gösterdikleriyle sınırlı. Bu yüzden de çok kolay yönetiliyorlar. İnsanları oyalamak için yeni ve gereksiz şeyler icat ediliyor. Örneğin filmdeki herkes kırmızı giyerken “Karşınızda yeni kırmızı: Mavi” reklâmı üzerine bir anda bütün insanların kıyafetleri mavi oluveriyor. Hem Dünya’nın, hem de Aksiyom’un dört bir yanında reklâmlar göze çarpıyor. İnsanlar, sürekli olarak hazır ve hızlı yemek tüketiyorlar. Yan yanayken bile önlerindeki ekranlardan iletişim kuran, tenis oynarken bile parmaklarını oynatmayıp robot kullanacak kadar teknoloji kölesi olmuş bir insanlığa karşı yardımlaşan, baş kaldıran, birbirine destek olan, âşık olan robotlar olması, bir rol değişimine işaret ediyor. Wall-E ve EVE, bazen yollarına çıkan insanların teknolojik oyuncaklarını bozarak gözlerinin açılmasına yardım ediyorlar. John ve Mary karakterleri, bu anlamda bir uyanışı simgeliyor. Kaptan McCrea ise insanlığın çok daha büyük işler yapabileceğinin zaten farkında ve lider rolü üstleniyor (ya da en azından üstlenmeye çalışıyor). Aksiyom’un yeniden Dünya’ya indiği final ise bir anlamda öze dönüş niteliği taşıyor.

EVE, bitkiyi kurtardığını görünce sevinçle Wall-E'ye sarılıyor. Wall-E, bütün erkekler gibi fırsattan faydalanmayı ihmal etmiyor.
Film, çevre konusunda da sivri dilli bir söyleme sahip. Çıkış noktasında zaten tüketim toplumunun Dünya’yı bir çöplüğe çevirmiş olması yatıyor. Temizlenemeyecek kadar kirlenmiş olan Dünya’da Wall-E, aslında altından kalkamayacağı bir işi yapmaya çalışıyor. Gereksiz tüketimin boyutlarıysa Aksiyom’a gidilip insanlarla tanışıldığında ortaya çıkıyor. Filmin çevreci söylemi, insanın aklına ister istemez Neşeli Ayaklar (Happy Feet) filmini getiriyor. Bush’çu çevreler tarafından yerden yere vurulan Neşeli Ayaklar, yine insanların Dünya’yı kirletmesinden yola çıkıyordu (gerçi o daha ziyade bunun diğer canlılar üzerindeki etkilerini irdeliyordu). Çevreci söylemlerinin yanı sıra, canlı aktörlerin her iki animasyonda da kısa süreli (fakat yerinde) kullanımı, filmler arasındaki akrabalık bağı hissini arttıran bir diğer etken.

Parlaklığa aldanmayın. Wall-E aslında karamsar bir gelecek portresi çiziyor. Hareketsizlikten iyice şişmiş olan insanların bu iki aklı evvel üyesi, yanyana olmalarına rağmen önlerindeki ekrandan konuşuyorlar. Wall-E bu tüketim çılgınlığı karşısında şaşkın.
Wall-E, Neşeli Ayaklar’ın izinden gidiyor ama bu söylemi selefinden çok daha eğlenceli ve etkili bir şekilde yapıyor. Bu konuda o kadar ileri gidiyor ki, filmdeki affedilmez senaryo boşluklarını umursamıyorsunuz bile. Bugüne dek izlemediyseniz, kendinize karşı kabahatlisiniz. Hemen filmin DVD’sini edinin, yanınıza çerezinizi, içeceğinizi alın, rahat koltuklarınıza kurulun ve filmi başlatın.
Künye:
Yönetmen:
Andrew Stanton
Senaryo:
Andrew Stanton
Jim Reardon
Yapımcı:
Jim Morris
Yapım yılı:
2008
Oyuncular:
Ben Burtt
Elissa Knight
Jeff Garlin
Fred Willard
Sigourney Weaver












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)


