District 9: İntergalaktik Mülteci Sorunu
13 Aralık 2009 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: Seyirsel, Sinema

Michael Bay, Roland Emmerich gibi zıpır yönetmenler bizi sinemada aksiyonla senaryonun ters orantılı olduğuna, bir filmde ikisinin bir arada barınamayacağına inandırmaya çalışıyorlar. Neyse ki Alex Proyas, Peter Jackson, Quentin Tarantino, Robert Rodriguez, Guillermo del Toro gibi isimler var da, aksiyon veya bilim-kurgu sinemasının lunapark filmlerinden ibaret olmak zorunda olmadığını kanıtlayan filmler çekiyorlar. Bu yıl çektiği çıkış filmiyle, saydıklarımın arasına yeni bir isim katıldı: Neill Blomkamp.

Uzaylıların ana gemisinin New York veya Washington değil de Johannesburg üzerinde durması, hikâyenin unsurları açısından son derece anlamlı.
80’li yıllarda bir uzay gemisi Johannesburg semalarında beliriyor. Tüm çabalara rağmen gemiyle iletişim kurulamıyor. Gemi de havada asılı durmak haricinde pek bir şey yapmıyor zaten. İnsanlar en sonunda uzay gemisinin içini açtıklarında açlık ve pislik içinde yaşayan bir sürü uzaylı buluyorlar. Neden geldikleri ve mahsur kaldıkları konusunda herhangi bir açıklama yapmıyor film. Tüm dünyanın gözü Güney Afrika’nın üzerine çevrilmiş olduğundan uzaylıları dünyaya indiriyorlar ve şehrin ortasında, etrafı çevrili bir arazide, derme çatma kulübelerle dolu bir yere yerleştiriyorlar. Burası tam bir varoş ve her varoş gibi kendi mafyasını ve suç örgütünü oluşturuyor. Sorunlar bu kadarla da bitmiyor. Johannesburg halkı, sanki ırkçılık ve ayırımcılık genlerine işlemiş gibi yaklaşık 30 yıldır o varoşta yaşayan uzaylıların şehir dışına çıkarılmasını istiyor. Filmimizin kahramanı Wikus Van De Merwe de burada devreye giriyor. Birleşmiş Milletler’e benzeyen çok uluslu bir kuruluşun çalışanı olarak, kentsel dönüşüm projesi kisvesi altında yutturulmaya çalışılan bu berbat projeden o sorumlu. Taşınmadan önce uzaylılardan izin alınması gerektiğinden Merwe ve ekibi varoşa gidip hem gerekli evrakları imzalatıyorlar, hem de yasadışı şeyler arıyorlar. Bu aramaların birinde Merwe uzaylılara ait bir sıvıya maruz kalıyor ve ne hikmetse bir süre sonra genetik temelde değişmeye, uzaylıya dönüşmeye başlıyor. Çevresindeki herkes ondan uzaklaşıyor. Hükümet, uzaylıların genetiğine programlı olduğu için bir türlü çalıştıramadığı uzaylı silahlarını işe yarar hale getirmek için Merwe’yi bir çare olarak görüyor. Merwe uzaylı tarafının sağladığı imkânlardan faydalanarak kaçınca da devlet, hemen elinde bulundurduğu kitle iletişim araçlarını kullanarak Merwe’nin itibarını yok ediyor. Yapayalnız kalan Merwe’nin uzaylılardan başka sığınacak bir yeri kalmıyor. Her şeyini kaybetmesi yetmiyormuş gibi devleti ve uzaylıları yiyerek güçleneceklerine inanan Nijerya mafyasını peşine takıyor. Tek umudu Christopher adındaki uzaylıya yardım etmek ama onun da kendine göre planları var.

Başlarda son derece neşeli olan Wikus Van De Merwe, yaktığı uzaylı yumurtalarına kürtaj benzetmesi yaparak ve çıkan sesi mısır patlatmaya benzeterek eğleniyor. Dünyalıların uzaylılara bakışını da böylelikle özetlemiş oluyor.
“Uzaylı mülteci” konusu yeni değil. Bugüne dek Sivri Kafalılar (Coneheads), E.T. gibi pek çok dizi ve filmde işlendi ama galiba District 9’un çizgisine en yakın duran yapım, 80’li yılların sonunda film ve dizi olarak çekilen Alien Nation. Onunla da arasında önemli bir duruş farkı var ki, District 9’u önceki örneklerden ayıran en önemli şey bu zaten. Film, diğer örneklerin aksine insanları kendilerini görmek istedikleri gibi göstermeyi reddediyor. Örneğin yıllarca ayırımcılığa maruz kalan siyahîler, uzaylılara yapılan ayırımcılıkta rol alarak tipik bir insan davranışı örneği gösteriyor: Ben çektim, o da çeksin. Mafya mafyalığını, devlet devletliğini yapıyor filmde. Wikus Van De Merwe’nin filmin başındaki hali de bu tabloyu tamamlıyor. Ancak filmin ortalarından itibaren değişiyor Merwe. Görüntüsü insanlıktan ne kadar çıkarsa, insan olmaya da o kadar yaklaşıyor. Filmin uzaylılara yaklaşımında da benzer bir açı yakalamak mümkün. Uzaylılar, insan standartlarına göre berbat şartlarda yaşıyorlar ama böyle bir ortamda hayatta kalmak için ruhsal ve fiziksel her türlü donanıma sahip olduklarını da film boyunca defalarca görüyoruz. Karşımızda “vah zavallı” diyebileceğimiz uzaylılar yok kesinlikle. Karşımızda gerektiğinde kendilerini vahşice savunmaktan çekinmeyen, suç işleyebilen, hatta insanların yasalarını pek takmayan ve hayatını idame ettirebilmek için her türlü zorluğa göğüs geren canlılar olması, senaryo yazarı Bokamp’ın “E.T. eve telefon” gibi basit duygu sömürüsü numaralarına başvurmaktan imtina ettiğini gösteriyor.

Hayırsız kayınpederi, bir yandan Wikus'un kuyusunu kazarken diğer yandan karısını teselli ediyor. Bu arada karısını Wikus'tan soğutmak için yalanlar söylemekten de geri kalmıyor.
Filmin yönetmeni ve senaristi Neill Blokamp, Güney Afrika asıllı bir Kanadalı. Çocukluğunu geçirdiği Johannesburg’daki ayırımcılık sorununu ele aldığı bu film, yine Blokamp’ın yazıp yönettiği Alive in Joburg (Johannesburg’da Hayatta Kalmak) isimli kısa filmden uyarlanmış. Blokamp, filmi çekerken daha önce Kanlı Pazar (Bloody Sunday) ve Canavar (Cloverfield) filminde gördüğümüz açık form estetiğini tercih etmiş. Özellikle filmin ilk yarısına bir belgesel havası hâkim ve bu havanın anlatıma büyük bir katkısı var. Ancak ikinci yarıda aksiyonun artmasıyla yer yer kapalı form kullanılması, bazı sahnelerin filmin estetiğine uymaması gibi küçük bir sorun yaratıyor. Filmin senaryosu da sinemaseverleri ikiye bölmüş durumda. Bazıları bunun iyi kamufle edilmiş bir lunapark filmi olduğunu öne sürüyorlar, bir diğer kesimse son dönemde çekilmiş en iyi ve en derin bilim-kurgu filmi olduğunu. “En iyi ve en derin” tanımlamasını biraz iddialı bulmakla birlikte, ben ikinci gruba dâhilim. Filmin sonunda ustaca tanıtılan 3 ayrı güç odağının birbirine girdiği ve seyircisine sürekli olarak “şimdi ne olacak?” sorusunu sorduran aksiyon sahnelerinin, District 9’u bir lunapark filmi olarak tanımlamaya yetmeyeceğini düşünüyorum. Kaç aksiyon sahnesi olursa olsun, bir hamburgeri arzu nesnesi yapabilen ve eciş bücüş bir uzaylı böcek yavrusundan geleceği, umudu böylesine güçlü vurgulayabilen bir filme lunapark filmi demek haksızlık olur. Zaten elimizde tutarlı ve meselesi olan bir senaryo var.
Mekik isabet alıp düşmeye başlıyor. İşte tüm umutların tükendiği an.
Film, sırtını büyük ölçüde iki aktöre yaslıyor. Bunlardan Sharlto Copley’in daha önce hiç oyunculuk tecrübesi olmadığına inanmak zor. Görevini başarıyla yerine getiriyor ve karakterindeki değişimi inandırıcı bir biçimde yansıtıyor. Diğer isim David James ise, filmin aksiyon unsuru Koobus Venter’i canlandırıyor. Aksiyona dayalı bir rol olduğu için aktörün oyunculuk gücü hakkında fikir edinmek biraz zor ama filmdeki görevini layığıyla yerine getiriyor. Bahsetmeye değer bir diğer oyuncu ise Wikus’un “hayırlı” kayınpederini canlandıran Louis Minaar. Karakterinin hırslarını ve ikiyüzlülüğünü başarıyla aksettirmesiyle takdiri hak ediyor. Son olarak filmde küçük bir rol üstlenmesinin yanında bütün uzaylılara sesini veren Jason Cope’u da unutmamak gerek. Yapımcının Peter Jackson olması, filmin görüntü efektlerinin Yüzüklerin Efendisi’ndeki başarılı işleriyle tanıdığımız (ve yine Jackson’a ait olan) WETA Digital’a emanet edilmesine vesile olmuş. WETA da uzaylıları Gollum’dan elde ettiği tecrübelerden faydalanarak oluşturulmuş. Elde edilen sonucun o kadar detaylı ve başarılı olduğunu söylemek zor ama görüntü efektlerinin sınıf geçtiği muhakkak.

Wikus'un eline geçen savaş robotu, aksiyon sahnelerinin yarattığı tatmin duygusunda önemli bir yere sahip.
District 9, kusursuz bir film değil ama güçlü yönleriyle kusurlarını pek umursamamanızı sağlayan bir film. Oyunculuk, reji ve senaryo bakımından güçlü. İlk uzun metraj filmini çeken Neill Blokamp için önemli bir başarı. Seksenlerin unutulmaz dizisi A-Takımı’nın gelecek yıl gösterime girecek olan yeniden çevriminde önemli bir rol üstlenen Sharlto Copley’i sinema dünyasına kazandırması da cabası. District 9’un bu senenin en lezzetli sürprizlerinden biri tanımlamasını gönül rahatlığıyla yapabiliriz.
Künye:
Yönetmen:
Neill Blokamp
Senaryo:
Neill Blokamp
Yapımcı:
Peter Jackson
Yapım yılı:
2009
Oyuncular:
Sharlto Copley
David James
Louis Minaar
Jason Cope












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)



District 9, bilindik uzaylı filmleriyle tamamen zıt uçlarda duruyor. Halivud’un saplantılı uzaylı film klişelerinden uzak bir uzaylı filmi izlemeye nasıl da ihtiyacımız varmış, insan District 9′u izleyince anlıyor. Her şeyden önce uzaylılar, sadece ABD’nin başına tebelleş olmuyormuş demek ki; filmin bize öğrettiği en önemli ders bu. İkincisi, uzaylı dediğin adam her zaman ezik insan ırkından çok ileri zekaya ve gelişmiş bir medeniyete sahip olmuyormuş; film bunu da çakıyor kafalara. Tezatlar dedik ya, bizi uzaylıların mezaliminden kurtarmak için ille de her yanından testesteron fışkıran, elinden bir uçanla bir de kaçanın kurtulduğu, her tür elektronik cihazı kullanmayı ezbere bilen, çocukken Sirius oto sanayide çıraklık yapmışcasına uzay gemisinin her şeyini anında çözen bir alfa erkeği kahraman elzem değilmiş yani. Wikus Van De Merwe gibi tipi kayık bir anti kahraman, bir looser, bir sahte otoriter, akraba kontenjanından torpille “Uzaylı İlişkileri” şefi olmuş biri de bizi uzaylı sorunundan kurtarabilirmiş pekala… Hepi topu 3-5 filmi olan Neill Blomkamp’ı, IMDB top 250′ye kafadan dalan böyle bir film çektiği ve uzaylı filmleri hakkındaki ezberleri çatır çatır bozduğu için ellerinden öpüyorum… Anarşistim benim…