Beowulf: Erkeğin aklı…

8 Şubat 2010 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: Seyirsel, Sinema

Bilgisayar animasyonları sanat değildir. İşin senaryo veya tasarım kısmından bahsetmiyorum. Sadece animasyon kısmından bahsediyorum. O bir mühendislik çalışmasıdır. Materyaller, ışık, kamera açısı tanımlanır. Özel bir şey gerekiyorsa (suyun dalgalanması gibi) hareketlendirmekle uğraşılmaz, bilgisayarda ona göre bir programcık yazılır veya hazır bir eklenti bulunur. Karakterlerin çoğu da hareket yakalama teknolojisiyle hareketlendirilir. Oysa klasik çizgi filmler böyle değildir. Dalgalar da elle çizilir, deniz canavarları da, onlarla mücadele eden kahraman da, kavga ederken sıçrattıkları su da. Bu açığı kapatmak için bilgisayar animasyonlarının senaryoları iyi olmalıdır. Peki Neil Gaiman ustanın kaleminden çıkan Beowulf bu işi ne kadar sağlama alabilmiş?

Askerlerin hiçbirini affetmeyen Grendel'in Kral Hrothgar'a neden dokunmadığı sonradan anlaşılıyor.

Beowulf, Danimarka’da bir krallıkta geçiyor. Refah içinde yaşayan bu krallık, ne kadar ejderha, iblis, şeytan varsa hepsini kılıçtan geçirmiş. Bir tanesi hariç: Berserker (Türkçe’si de böyleymiş) türü bir iblis olan  Grendel. Son derece güçlü olan Grendel, ateşi kontrol edebilen bir iblis. Aşırı hassas duyma yetisi yüzünden büyük salonda yapılan şenliklerden rahatsız oluyor ve “baskın basanındır” diyerek soluğu köyde alıyor. Ortalığı tarumar ediyor, insanları hunharca öldürüyor ve geri dönüyor. Bunun üzerine dört bir yana haber salan Kral Hrothgar, kahramanları göreve çağırıyor. Başarısız olan pek çok kahramanın ardından ülkeye ayak basan Beowulf, bu konuda bir hayli iddialı olduğunu söylüyor. “Günahından” dolayı kocasına karşı tepkili olan Kraliçe Wealthow’la Beowulf arasında hemen bir elektriklenme oluyor ama anlatılan şey Kral Arthur efsanesi olmadığından işler çığırından çıkmıyor. Beowulf biraz yeteneklerinin, biraz da şansın yardımıyla Grendel’in hakkından geliyor. Karşılığında da altından bir ejder boynuzu alıyor. Ama bu, krallığın başına daha büyük bir musibetin sarılmasından başka hiçbir işe yaramıyor: Grendel’in bir su iblisi olan annesi, Beowulf’un bütün askerlerini öldürüyor. İntikam ateşiyle yanıp tutuşan Beowulf, Grendel’in annesinin saklandığı mağaraya gider. Ancak işler hiç de beklediği gibi gitmez. Su iblisi, “aldığın oğla karşılık yeni bir tane vereceksin” diyerek Beowulf’u baştan çıkarır. Ejder boynuzunu alır ve kendisinde kaldığı sürece krallığına zarar vermeyeceğini söyler. Geri dönen Beowulf, bin bir yalanla herkese su iblisini nasıl öldürdüğünü anlatır. Gerçeği anlayan tek kişiyse, vakti zamanında aynı günahı işlemiş olan Hrothgar’dır. Vicdanı günahı yüzünden karısına çektirdiklerine ve halkından ölenlere daha fazla dayanamayan Hrothgar, Kraliçe Wealhow da dâhil olmak üzere krallığındaki her şeyi Beowulf’a bırakarak canına kıyar. Beowulf’sa onlarca yıl boyunca krallığı fetihlerle genişletir. Beowulf yenilecek gibi durmamaktadır. Ta ki günün birinde bir köle, Grendel’in annesine ve barış anlaşması bıraktığı anlamı yüklediği boynuzu bulup getirene kadar.

Resimde de görüldüğü üzere Grendel'in annesi, doğumdan sonra eski kilosuna dönmeyi başarmış.

Filmi izlerken gözünüze çarpacak olan ilk şey karakterlerin plastiğe benzeyen. Nedense birkaç sahnede karakterlerin derileri organikten ziyade plastiktenmiş gibiydi. Özellikle filmin başında belirgin olan bir sorun bu ve bir yerden sonra düzeliyor. Bir de Robert Zemeckis, sanal kamera olayını pek iyi kavrayamamış gibi geldi. Tamamen bilgisayar animasyonu olan bir filmde kamera yerleştirmek konusunda fiziksel sınırlamalar bulunmadığından kamerayı gerçekte koyamayacağı yerlere koymaya çalışmış ama bu bir avantajdan ziyade dezavantaja dönüşmüş. Atların ayaklarının arasından geçip giden kamera gibi numaralar, belki gerçek aktörlerle çekilen hiçbir filmde göremeyeceğimiz şeyler ama bu tarz çekimler takibi zorlaştırmış ve filme yapay bir hava katmış. Neyse ki sayıları çok fazla değil. Öte yandan ışıklandırmalar başarılı. Karakterleri seslendiren oyuncular temel alınarak yapılan karakter modellemeleri de gayet iyi. Animasyonları ve cisimlerin birbirleriyle olan etkileşimleri mükemmele yakın. Filmin teknolojik işçiliği kusursuz değil ama yeterince iyi ve aldığınız keyfi köstekleyecek bir şey yok.

Cesuryürek'teki Hamish Campbell rolüyle hafızalarımıza kazının Brendan Gleeson, Ray Winstone'un canlandırdığı Beowulf'un sağ kolu Wiglaf rolünde.

Beowulf, ünlü bir Anglo-sakson şiirinden uyarlanmış. Kimin yazdığı bilinmeyen, 8 ila 11. yüzyıllar arasında yazıldığı tahmin edilen, İngiltere’de bulunmasına rağmen Danimarka ve İsveç topraklarında geçen ve toplamda 3182 satırdan oluşan oldukça uzun bir şiir bu. Şiirdeki bazı unsurlar, Neil Gaiman’la Roger Avary’nin filtrelerinden geçip senaryolaşırken bazı farklılaşmalar da meydana gelmiş. Örneğin Grendel’in annesiyle Beowulf arasında olanların altını doldurabilmek için Beowulf’u biraz sözüne güvenilmez biri yapmışlar. Filmin başında Unferth’le atışıp deniz canavarlarını anlattığı sahnenin amacı bu. Bu seçim, Beowulf’un bildiğimiz kahramanlardan da biraz ayrılmasına, kusurlu bir adam haline gelmesine vesile olmuş. Krallığın geneline yayılmış olan zevk düşkünlüğü de filme eklenen bir diğer unsur. Her zaferden sonra âlem yapılıyor. Kadınlar, zaferin sonrasında elde edilen bir ödül, bir ganimet gibi. Üstelik bu durumdan kadınlar da memnun. Ancak bu zevk düşkünlüğü Grendel’i krallığın başına bela ediyor. Şiirde Hrothgar bu kadar zevk düşkünü biri değil, üstelik Wealthow’dan iki oğlu var. O yüzden de Beowulf kendi memleketi olan Geatland’da kral oluyor, Danimarka’da değil. Şiirde Beowulf’la Grendel’in annesi arasındaki karşılaşma da iblisin ölümüyle sonuçlanıyor. Ancak filmin getirdiği en önemli değişiklik, bana göre insan dışı yaratıklara, yani yabancılara bakış açısında. Şiirde iblisler kötü oldukları için sürgün edilip avlanırken filmde sürgün edildikleri için kötüler. Felsefe profesörü Stephen T. Asma’ya göre, insanlar Grendel’in yaratılmasına günah işleyerek vesile oldukları için vahşetin birinci sorumlusu olarak gösteriliyor. Hatta burada gerçek suçlular gurur ve önyargı olarak göz çarpıyor. Grendel’in yaralandıktan sonra küçülerek bir çocuğu andırması da bunu vurgulamak için hikâyeye eklenmiş. Filmin rengini şiirle kıyaslandığında tamamen başkalaştıran bu değişiklikler, Neil Gaiman’la Roger Avary’nin dikkatli kalemleri sayesinde bir yapbozun parçaları gibi yerine oturuyor. Gözüme çarpan tek kusur, 50 küsur yıl sonra altın ejder boynuzunun birdenbire ortaya çıkmasının doyurucu şekilde açıklanmaması oldu.

Unferth'le Beowulf'un karşılıklı atışması, filmle temel alınan şiir arasındaki uçurumu derinleştiriyor ama sahnenin bir amacı var.

Beowulf’un seslendirme kadrosunda birbirinden önemli isimler bulunuyor. Anthony Hopkins Hrothgar’a hayat veriyor. Robin Wright Penn, Hrothgar’ın kızgın eşi Healthow rolünde. John Malkovic’in filmde son derece hafif geçilmiş olan Unferth karakterine büyük geldiğini düşünüyorum. Geleceğe Dönüş serisinde Marty’nin babasını canlandıran Crispin Glover, Grendel’i rolünü üstlenirken annesi olmak Angelina Jolie’ye düşmüş. Son Indiana Jones filminde de boy gösteren Ray Winstone, Beowulf’a can verirken yardımcısı Wiglaf rolü Cesur Yürek filmindeki unutulmaz Hamish Campbell rolüyle gönüllerde taht kuran Brendan Gleeson’a emanet edilmiş. Neil Gaiman’la Roger Avary’nin filme katkıları seyirciye keyif verirken beklediğim performansı alamadığım tek isim yönetmen, aslında projenin gerçekleştirilmesine en büyük katkıyı sağlayan isim olan Robert Zemeckis oldu.

Aynı erkeği seven iki kadın arasında kıskançlık yok. Birbirlerini sürekli kolluyorlar. Karşılarında ejderha varken bile.

Beowulf, yetişkinlere yönelik bir animasyon. Hem teknik işçilik, hem de film işçiliği konusunda kusursuz değil. Ancak kusurları, filmden aldığınız zevki baltalayacak kadar büyük de değil. Çok katmanlı hikâyesi ve heyecanlı sahneleriyle Beowulf, yetişkinler için seyri güzel, içimi kolay bir animasyon.

Künye:

Yönetmen:
Robert Zemeckis
Senaryo:
Neil Gaiman
Roger Avary
Yapımcı:
Robert Zemeckis
Yapım yılı:
2007
Oyuncular:

Ray Winstone
Brendan Gleeson
Anthony Hopkins
Robin Wright-Penn
Angelina Jolie
Crispin Glover
John Malkovic

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Gone in 60 Seconds: Bir Amerikan Rüyası
Grimm Kardeşler: Masalcıların Masalı
Tim Burton, Beterböcek 2'ye sıcak bakıyor
Andrew Niccol'ün sıradaki projesi: The Host
Yeni Carrie hakkında...

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!