The Wolfman: Sadece sevdiklerimize zarar veririz

26 Şubat 2010 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: Seyirsel, Sinema

Aaah, klasikler. Ne büyük keyiftirler! 2004 tarihli Venedik Taciri filmi (bu filme de bir inceleme yakışır aslında), kafamdaki bu fikri perçinledi: Klasiklere klasik denmesinin bir sebebi vardı. Zamanın ötesinden gelen evrensel öykülerdi bunlar. Bir de korku klasikleri vardı. Günümüzdeki popüler kültür bombardımanın altında amaçlarından iyice saptırılmış olsalar da, içerdikleri onca vahşetin altında insancıl öyküler anlatan eserlerdi bunlar. Drakula bir yasak aşk öyküsüydü. Dr. Jekyll ve Bay Hyde insanlığın iyi ve kötü ikilemi üzerineydi. Frankeştayn önyargılar ve “öteki” kavramını işliyordu. Bir de Kurt Adam vardı. Bakalım o ne anlatıyormuş ve 1941 tarihli klasik filmin yeniden çevrimi bunu ne kadar verebilmiş?

Birazdan neler olacak acaba?

Film, doğrudan kurt adamla başlıyor. Daha ilk sahnede canavarın kendisiyle müşerref olmak bize belli bir tatmin duygusu yaşatıyor ve tahmin edeceğiniz üzere çeşitli çapta ve markada uzuvlar filmin ilk birkaç dakikası boyunca havada uçuşuyor. Bu şekilde deşilenlerden biri de Lawrence Talbot’un kardeşi Ben’dir. Bir tiyatrocu olan Lawrence, turneyi yarıda kesip evine dönme kararı alır ve cenazeye katıldıktan sonra, Ben’in nişanlısı Gwen’in ricası üzerine kardeşinin katilini aramak üzere bir süre daha kalır. Ben Talbot’un ölümü tek cinayet değildir. Her ay dolunayda katliam yaşanmaktadır kasabada. Bu konuda üç teori vardır: Cinayetler ya Çingenelerin ayısının, ya bir delinin ya da kurt adamın işidir. Lawrence, ihtimallere teker teker araştırmaya karar verir. Ama kurt adam Çingenelerin kampını basar ve Lawrence’yi ısırır. Artık Lawrence de dolunayda bir katile dönüşecektir. Aralarındaki yakınlaşma hızla aşka doğru gittiğinden Gwen’i kasabadan gönderir Lawrence. Artık likantropi hastalığıyla tek başınadır. Onu bu lanetten sadece sevdiği bir insan kurtarabilir.

Olayı çözmekle görevlendirilen ve Hugo Weaving canlandırdığı Abberline, Kurt Adam'ın vahşeti karşısında dehşete düşüyor.

Uyarı: Aşağıdaki paragraf bol miktarda sürpriz bozan bilgi içermektedir!

Dövüş Kulübü’nün başında şöyle bir replik vardı:
“Hani eski bir laf vardır. Sadece sevdiklerimize zarar veririz diye. Tersi de geçerli.”
Kurt Adam, basit bir “canavar insanları öldürür” filmi değil. Bir canavar mecazı üzerinden bu konunun üzerine giden bir film. Öykü, bu anlamda belli bir derinlik barındırıyor. Bu mecaz, filmin pek çok alt hikâyesinde de tekrarlanıyor. Anthony Hopkins’in canlandırdığı canavar kendisine saldıranlar haricinde sadece sevdiklerini öldürmüştür. Yıllar önce karısını öldürmesi Lawrence’ın evden uzaklaşmasına sebep olmuştur. Diğer oğlunu da evden uzaklaştığı için öldürdüğünü söylemiştir. Ancak evden uzaklaştıran nişanlısı yerine oğlunu öldürmesi, bunun altında yatan asıl sebebin canavarın kendini koruma güdüsü olduğunu gösterir. Zira Çingene kabilesinin lideri büyücü Maleva tarafından “insanı bu lanetten sadece sevdiği kurtarır” cümlesiyle açıklanmaktadır. Canavarın laneti diğer oğlu Lawrence’a bulaştırmasıyla kendini garantiye aldığı düşünülebilir. Ancak filmde de gördüğümüz üzere bir ipte iki kurt adam oynamıyor. Filmin finaliyse aynı alt metni tersten tekrarlıyor. Kısacası, aslına sadık bir yeniden çevrim olan film, sadece uzuvların havada uçuştuğu basit bir korku hikâyesi değil. Gündelik hayatımıza dair acıklı bir alt metin içeriyor ve korku klasiklerinin geleneğini bozmuyor.

Yer yer isteksiz gibi görünseler de iki usta aktör, Anthony Hopkins ve Benicio del Toro, filmi sürüklemeyi başarıyorlar.

Filmin klasik havasını perçinleyen bir diğer şeyse işçiliği. Yönetmen Joe Johnston’un geçmişindeki filmlere baktığımızda hepsinin ortalamaya aşan filmler olduğunu, hatta Ekim Düşü (October Sky) filmiyle iyi film bariyerini geçtiğini söyleyebiliriz. Jurassic Park III gibi görüntü efektlerin önemli rol oynadığı bir filmi yönettiğini ve George Lucas’ın görüntü efekti bölümünde piştiğini düşünürsek, kurt adam geçişlerinin günümüzün efekt standartlarının altında kalmasının klasik havasını bozmamak için yapılmış bilinçli bir tercih olduğunu sonucuna varabiliriz. Benzeri bir hava Francis Ford Coppola’nın Bram Stoker’s Dracula filminde de vardı. Aynı havayı Kurt Adam filminde de solumak hoşuma gitti. Hikâyenin kaybolup gitmemesi için “epik” sözcüğünden özellikle uzak durmuş olan Joe Johnston’un oyuncularını tam randımanla kullandığını söylemekse güç. Anthony Hopkins’le Benicio del Toro, ölüleri bile para ettiği için filmi sürüklemeyi başarıyorlar ama çok daha iyi performanslarını izlediğimiz de bir gerçek. Sih rolündeki Art Malik kısa görünse de usta isimlerin yanında ezilmediğini söylemek mümkün. Abberline rolündeki Hugo Weaving tedbiri elden bırakmamak adına Ajan Smith ve V rollerini harmanlayarak sunmuş karakterini. Öne çıkan isimse Ben’in nişanlısı Gwen Conliffe rolündeki Emily Blunt oldu. Andrew Kevin Walker’le David Self’in senaryosuysa orijinal hikâyenin havasını yansıtmak konusunda üzerine düşeni yapıyor. Filmin hikâye anlatımının kısa düştüğü bazı noktalardaysa stüdyo baskısı nedeniyle kısaltılmış olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Joe Johnston, 17 dakika daha uzun olan yönetmenin kurgusu versiyonunun yolda olduğunu belirtiyor.

Kurt Adam'ın kime karşı zaafı olduğu bu resimde açıkça görülüyor. Emily Blunt, filmin arzu nesnesi olma görevini başarıyla yerine getiriyor.

Kurt Adam’ı sevip sevmediğinizi klasiklerle olan ilişkiniz belirleyecek. Tarzınız Van Helsing, Underworld, Mumya (The Mummy) gibi daha modern ve epiklik iddiasındaki örneklere yatkınsa filme kusur bulabilirsiniz. Twilight gibi sulandırılmış örnekleri seviyorsanız hiç bulaşmayın derim. Ama başta saydığım filmleri beğenmişseniz -ki onların arasına Tim Burton’un Hayalet Süvari (Sleepy Hollow) filmini de ekleyebiliriz, Kurt Adam’ın size hitap edeceğini söylemek mümkün. Bu anlamda Kurt Adam, benim beklentilerimi karşılayan bir film oldu.

Künye:

Yönetmen:
Joe Johnston
Senaryo:
Andrew Kevin Walker
David Self
Yapımcı:
Benicio del Toro
Scott Stuber
Yapım yılı:
2010
Oyuncular:
Anthony Hopkins
Benicio del Toro
Emily Blunt
Hugo Weaving

IMDB | Filmin Resmî Sitesi

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Watchmen: 11 Eylül Dünya'yı Birleştirebilir mi?
Frank Darabont, Walking Dead'i bırakıyor mu?
Ön Bakış: Brave (Cesur)
Sherlock Holmes: A Game of Shadows / Sherlock Holmes: Gölge Oyunları (2011)
Little Shop of Horrors yeniden...

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!