A-Takımı: 80′lerin Robin Hood’u (2. Bölüm)

25 Haziran 2010 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: Diziler, İncelemeler

Yazının birinci bölümünün kaldığı yerden devam ediyoruz. Sırada takım haricindeki önemli karakterler var. Bunlar genellikle A-Takımı’nın düşmanlarından oluşuyor ve birden fazla bölümde karşımıza çıkıyorlar. İşte onlardan bazıları:

Albay Lynch: A-Takımı’nı elinden kaçıran adam. Takım, işlemediği suçtan yargılandıktan sonra gönderildiği hapishaneden kaçtığında Albay Lynch’in sorumluluğundaymış. Bu yenilgiyi asla unutmayan, hatta bunu kişisel bir intikama dönüştüren Lynch, yaklaşık 10 yıldır A-Takımı’nın peşinde. Yalnız ufak bir sorun var: Lynch, Hannibal Smith’in stratejik dehasının yanında solda sıfır kalıyor. Hatta bazen öyle beceriksizlikler yapıyor ki, albaylık rütbesine kadar nasıl yükseldiğini merak ediyor insan. Zaten sonunda da vakadan alınıyor. Tombik albayımızı aktör William Lucking canlandırıyor.

Albay Roderick Decker: Lynch’in meseleyi eline yüzüne bulaştırması ve orduyu rezil rüsva etmesi üzerine dosya onun elinden alınıp Roderick Decker’a teslim ediliyor. Decker, bir anlamda Smith’in karşıtı. Yazarlar, A-Takımı’nın karşısındakileri hiçbir zaman Hannibal Smith kadar zeki yapmamaya özen gösteriyorlar gerçi ama sevimsiz albayımız buna en yakın karakter. Hannibal’da zekânın yanında kurnazlık varsa, Decker’da da akıllıca kullanılan ezici bir güç var. Sonuca odaklı olan Decker, yaptıklarının etkilerine pek aldırmıyor. O yüzden ortalığı biraz yakıp yıkabiliyor. Elindeki gücün arkasına saklanarak küstahlık yapmaktan da geri durmuyor. Kısacası, Decker’i sevmiyoruz. Aktör Lance LeGault’un da bunda payı büyük. Oldukça kalın ve kirli bir sese sahip olan LeGault, karakterinin olumsuz yanlarını yansıtmakta son derece başarılı. Decker’in en sempatik anlarının A-Takımı’nı elinden kaçırdığında ortaya çıkması, LeGault’un karakterine hükmettiğinin bir başka göstergesi.

Yüzbaşı Crane: Decker’in nispeten yumuşak huylu yaveri. Yüzbaşı Crane, Decker’i idol olarak görüyor ve ona benzemeye çalışıyor. Bunun izlerini, Murdoch’ı izlemek için hastaneye gittiği bölümlerde personele davranışında bulmak mümkün. Decker’in zekâsından yoksun olması, bu konuda önündeki en büyük engel. A-Takımı ellerinden kaçtığında küplere binen Decker’in aksine, Crane’in yüzünde bir şaşkınlık ifadesi var. Crane, aktör Carl Franklin tarafından canlandırılıyor. Dizinin sağcı eğilimleri burada da kendini gösteriyor: Beyaz komutanın zenci yaveri.

Albay Briggs: Albay Briggs karakteri, dizinin yazımında bir dip noktası olarak göze çarpıyor. Bir bölümde şakkadanak ortaya çıkıyor ve başarısızlığı yüzünden dosyanın kendisine verildiğini, Decker’in defterinin dürüldüğünü söylüyor. Bir sonraki bölümde Decker, hiçbir açıklama olmadan geri dönüyor. Karakter özelliklerini “Albay Roderick Decker” maddesinde okuyabilirsiniz, çünkü genel olarak Decker’in kopyası zaten. Aslen Lance LeGault’un başka bir çekimde olması nedeniyle yaratılmış ama “dosya devretme” muhabbetine neden gerek duyulmuş anlamadım. Seyirci şaşırtılmak istenmişse başarılamamış. Belki de LeGault’un yokluğu, yazarlar arası bir güç savaşının alevlenmesine bahane olmuştur. Bütün bunlar aktör Charles Napier’i ilgilendirmiyor tabii. O işinde gücünde olduğunu gösterdiği performansla belli ediyor.

General Harlan “Boğa” Fullbright: Diziye Decker’den boşalan av köpeği kontenjanından giren General Fullbright’ın A-Takımı’na karşı özel bir hıncı var. Nasıl bir hınçsa, ta Vietnam’dan beri var üstelik. Kadroya dördüncü sezonda dâhil olan Fullbright’ın Decker’dan sonra ileri doğru atılmış bir adım olduğunu söylemek güç. Decker soğuk ve metodik çalışmasıyla A-Takımı’na soğuk terler döktürüyordu. Üstelik, her karşılaşmalarında bir öncekine nazaran daha fazla zorluyordu ekibimizi. Kısacası Decker zeki ve iyi bir düşman, Hannibal için dişli bir rakipti. Ondan sonra salt intikam duygusuyla ortama bodoslama dalan bir karakter bize “acaba kurtulabilecekler mi?” sorusunu sordurmuyor ne yazık ki. Fullbright’ın diziden ayrılış biçimiyse iyice saçma. Aktör Jack Ging, zaten sönük olan bir karakter için fazla uğraşmıyor. Görev bilinciyle oynuyor: Ne eksik, ne fazla.

General Hunt Stockwell: Lynch’in, Decker’in, Briggs’in ve Fullbright’in yapamadığını Stockwell başarıyor. A-Takımı’nı kıskıvrak yakalıyor. Yargılatıyor ve idama mahkûm ettiriyor. Sonra da kaçırıyor ve kendi operasyonları için kullanıyor. Hunt Stockwell, dizinin tadının iyice kaçtığı bir noktada etkileyici bir karakter olarak diziye katılıyor ama ne büyük bir kinayedir ki, dizinin tadını iyice kaçırıyor. Başarıyla yaratılmış, aktör Robert Vaughn tarafından başarıyla canlandırılmış, muallaktaki geçmişiyle yeni hikâye unsurlarına olanak sağlamış olsa da, varlığı ve getirdikleri dizinin izlenmesini sağlayan unsurlara taban tabana zıt maalesef.

Dizinin özellikleri:
A-Takımı’nın ölümsüz olmasını sağlayan kendine has özellikleri vardı. Bunların başında dizideki komedi unsuru geliyor. Zaten karakterler de buna göre yazılmış karikatürize tiplemeler. Her bölümde Hannibal’ın planları, Face’in çapkınlıkları, Murdoch’un delilikleri ve BA’in uçağa bindirilme faslı seyirci için bir merak konusu. Karakterlerin karikatürize olması değil, bu özelliklerin birbirleriyle çatışmaları da bir komedi unsuru olarak kullanılıyor. Seyircinin her bölümde beklediği bir diğer şeyse A-Takımı’nın bir yerdeki kısıtlı imkânları kullanarak elindeki ateş gücünü arttırması. Hurdaya çıkmak üzere olan eski püskü bir arabayı alıp, üzerine çerçöp ekleyerek bir tanka dönüştürmek, A-Takımı evreninde olağan bir durum. Tank, top, ateş gücü gibi kavramlardan bahsetmişken, dizideki şiddetin de karikatürize tasarımdan nasibini aldığını belirtmek gerek. Şarjörlerin boşaltıldığı, her şeyin havaya uçtuğu, arabaların taklalar attığı ama onlarca bölüm boyunca sadece birkaç kişinin öldüğü bir evren bu. Bir yer patlamadan önce arkasında saklananların kaçtığı, takla atarak saf dışı kalan bir arabanın içindekilerin sarsılmış bir şekilde kendilerini dışarı attıkları hep gösterilmekte.

Bir A-Takımı klasiği: Araba takla atar, içindekiler oflaya puflaya, biraz sarsılmış halde çıkarlar.

Tıpkı karakterler gibi, A-Takımı’nın içinde yaşadığı ortamın da kendine has bir havası vardı: A-Takımı’nın minibüsü, modifiye edilmiş bir GMC Van’dı ve dönemin tüm konforlarını içinde barındırıyordu. Telsiz, araç telefonu, çeşitli izleme cihazlarının yanı sıra deri koltuklar ve türlü direksiyon simidi (BA’in zevksizliği) donanım listesini tamamlıyordu. Siyah, kırmızı ve griden oluşan dış desen ve kırmızı çelik jantları, minibüsün görsel olarak da hafızalarımıza kazınmasına olanak tanıyordu. A-Takımı’nı karakter sahibi yapan unsurların sonuncusu, ama belki de en önemlisi müzik kullanımıydı. 70’lerin ritimlerini 80’lerin pop melodileriyle harmanlayan müzikler, özellikle jenerik müziği kulaklarımıza bayram ettiriyordu.

Her bölümde bir kovalamaca sahnesinin olduğu, arabaların harcandığı A-Takımı'nda tekerlek çekimleri gibi güzel buluşlar seyirciyi şımartıyordu. Bir de kamera'yı tutan düzenek görünmese...

A-Takımı’nın Günahları:
A-Takımı’nın en büyük günahı, yazarların dizinin ana temasına ihanet etmeleriydi elbette. A-Takımı kaçak yaşayan ve güçlüye karşı mazlumun yanında olan bir ekipti. Ne zaman ki bu yapı değişti, Hannibal Smith ve tayfası Güney Amerika’daki ABD yanlısı liderlerin darbeye kurban gitmelerini önlemeye, Amerika’yla Rusya arasındaki soğuk savaşın sıcak çatışmaya dönüşmesini engellemeye başladılar, dizi cazibesini kaybetti. Bu rol oturmadı A-Takımı’nın üzerine. Bunun altında 3. sezondan itibaren hızla çakılan reyting’leri geri kazanma çabası vardı elbette ama yapımcıların A-Takımı’nın tutulmasındaki unsurları yanlış okudukları ortada. Yeni role ek olarak Boy George, Hulk Hogan gibi ünlüleri de dâhil ederek A-Takımı’nı olduğundan daha büyük bir şeye dönüştürmeye çalıştılar, oysa biz onların “küçük” olmalarını sevmiştik zaten.

Soldaki beyefendi KGB'nin başı ve A-Takımı'yla birlikte Amerika'yla Rusya arasında çıkabilecek olası bir nükleer savaşı engellemeye çalışıyorlar. Dönemin fobilerinden yararlanma çabası, dizinin konseptine büyük geliyor.

Aktörler arası sürtüşmeler de diziye zarar veren bir unsur. Özellikle 4. Sezondan sonra George Peppard’daki isteksizlik fazlasıyla göze çarpıyor. Bunun en önemli sebebi, daha az rolü olmasına ve aktörlükten gelmemesine rağmen sırf hayranların ilgisi daha fazla diye Mr. T’nin kendisinden fazla para aldığını öğrenmiş olması. Ama olsun. Şeytan azapta gerek. Ekibin erkek üyelerinin kadın oyuncuları sette istemediği biliniyor. Başka bir sebepten dolayı diziden ayrılmış olsa da, Amy Allen’ı canlandıran Melinda Culea’yla diğer ekip üyeleri arasında sürtünmeler yaşanmış. Culea’nın ayrılmasından sonra diziye dâhil olan Marla Heasley’in yaşadıkları ise çok daha vahim: Daha ilk günden karavanına gelen ekip, Heasley’i istemediklerini açık açık söylemiş. Dirk Benedict bu konuda kendisini “zaten erkek dizisiydi, kadının aramızda işi ne?” gibisinden saçmalıklarla savunmaya çalışmış olsa da, bu zihniyetin dizinin oynadığı dönemde bile karşılık bulduğunu zannetmiyorum. Dahası, kadın karakterlerin ayrılmasının diziden bir şeyler eksilttiği muhakkak. Dirk Benedict’in açıklamalarının (maçoluk hezeyanlarının da diyebiliriz) kabul görmediğinin bir diğer kanıtı da, dizinin cinsiyet ayırımcılığı konusunda aldığı eleştirilerdi. A-Takımı evreninde kadınlar her zaman avdı. Templeton Peck’in sürekli peşinde koştuğu ve tavlamaya çalıştığı yaratıklardı onlar. Peck’in tavlayamadığı veya evlilik gibi manisi olan kadınlarsa başka türlü avlardı ve ekip tarafından “bacımsın” kontenjanından korumaya alınırlardı. Bu kadın tasviri pek kimsenin hoşuna gitmedi elbette.

Dikkatli bakarsanız, A-Takımı minibüsünün aslıyla "dublörü" arasındaki farkları görebilirsiniz.

A-Takımı’nın belini büken bir diğer şeyse prodüksiyon hatalarıydı. Konuşan karakterin arkasındaki tırın kapısının bir set işçisi tarafından alenen kapatılıp tekrar açması gibi hataların frekansı nispeten yüksek. Devamlılık hataları da öyle. Ama en vahimi hoplayıp zıplamalı sahnelerde A-Takımı minibüsünün yerine başka marka ve model bir minibüs kullanılması herhalde. Farlarından jantlarına her şeyi farklı olan minibüsü görmeyeceğimizi nasıl düşünmüşler hayrettir. Bunlara bir de adam kalmamış gibi bazı oyuncuların başka rollerde yeniden karşımıza çıkmasını ekleyebiliriz. Sergi Calderon’un 1. ve 3. sezonların ilk bölümlerinde kullanılması neyse de, Dana Elcar’la Tracy Scoggins’in sadece 10-15 bölüm arayla farklı rollerde gözükmeleri affedilir gibi değil. Bir de monotonluk var. Peck her bölümde bir kadının peşinden koşuyor, BA her bölümde bir şekilde bayıltılıyor, Smith her bölümde bir plan yapıyor ve Murdoch her bölümde kafayı bir şeye takıyor. Hiçbir karakter gelişimi olmadığından ilk 30-40 bölümde şirin gelen bu kombinasyon bir süre sonra sıkmaya, dizinin monotona düşmesine sebep oluyor. Başka bir deyişle gereğinden uzun sürmüş bir dizi A-Takımı.

George Peppard'la Mr. T arasındaki anlaşmazlıklar, BA'in "uçağa binmeme inadı"ndan çok daha derinlere gidiyor.

A-Takımı – 2010:
A-Takımı’nın 90’ların ortasından beri geliştirme sürecinde olan filmi nihayet Amerika’da gösterime girdi. 13 Ağustos 2010 itibariyle ülkemize de uğrayacak olan filmde başrolleri Albay Smith rolünü Liam Neeson,Templeton Peck rolünü Bradley Cooper, HM Murdoch’u District 9’la üne kavuşan Sharlto Copley, BA Baracus’uysa Quinton Jackson canlandırıyor. Eleştirmenlerden ilk gelen yorumlar filmin ortalama olduğu yönünde. Eski dizinin ruhunu yakalayıp yakalayamadığını görmek için ağustos ayına kadar beklemek zorundayız.

2010 model A-Takımı'nın eski havayı yakalayıp yakalayamadığını sinemalarımıza geldiğinde göreceğiz.

Sonuç:
5 seneye yayılmış 98 bölümün ardından sonra erdi A-Takımı. Özellikle Amy Allen’in süslediği ilk 24 bölüm çok iyi. Dizinin grafiği ondan sonra inişe geçiyor. 2. sezonun ikinci yarısından 3. sezonun sonuna kadar nispeten iyi. 4 ve 5. sezonlarsa dizinin tüm itibarını yerle yeksan ediyor. Yine de günahıyla, sevabıyla bir dönem pek çok kişiyi ekran başına bağlamış, eğlence dolu bir dizi.

A-Takımı Külliyatı
A-Takımı (1983) I. Bölüm
| A-Takımı (1983) II. Bölüm | A-Takımı 2010

Künye:

Yayınlandığı yıllar: 1983 – 1988
Yaratıcı: Stephen J. Cannell, Frank Lupo
Oyuncular:
George Peppard, Dirk Benedict, Dwight Scultz, Mr. T, Melinda Culea, Marla Heasley, Eddie Velez, William Lucking, Lance LeGault, Carl Franklin, Robert Vaughn

http://www.hayaliicraat.com/?p=1579
Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI (739 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Yorumlar

“A-Takımı: 80′lerin Robin Hood’u (2. Bölüm)” yazısı için 2 yorum gönderilmiş.
  1. selim diyor ki:

    günümüzde kızımın izlediği bir kaç çizgi filme ben de zaman zaman göz gezdirdim. canavarlar çirkin yaratıklar iğrençlikler salya sümük ve kahretsinli lanetli konuşmalar…
    a takımı bu çizgi filmlerden bile masum, sürekli silahlar ateşlenir ama kimse ölmez a takımı dizisinde. sert ama tatlı.
    günümüz filmlerindne hatta dizilerinden bahsetmiyorum bile şiddet ve şizofrenlik yönünden.
    a takımı zamanının dizisidir 80 li yılarda bu bahsettiğiniz bu gibi hatalar normal. bence a takımı dizisi herne kadar hep aynı kurgu da olsa sürükleyici başarılı ve ailecek izlenicek bir yapıttı.

  2. ali gökdeniz diyor ki:

    neden a takımı artık gösterilemiyor

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!

Pinterest