Gwoemul: Marjinal aile, yaratığa karşı
7 Temmuz 2010 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: Seyirsel, Sinema

Yaratık filmlerinde kahramanın yolculuğu belli duraklardan geçerek sonuca ulaşır. Yaratık ortaya çıkar, kahraman kahramanlık yapmaya karar verir, yaratık öldürmek konusundaki hünerlerini gösterir, kahraman mutlaka acı çeker ve en sonunda yaratığı öldürür. Gwoemul, bu formülü değiştirmiyor belki ama kahraman, acı ve yaratığın ölümü konusunda söylediği farklı şeylerle bir klişe olmaktan uzak duruyor.

İşte ailemiz. Kendilerini acıdan yerlere attığınızı düşünebilirsiniz ama aslında kavga ediyorlar.
Film, Amerikalı bir kimyagerin Koreli asistanının itirazlarına rağmen zararlı bir radyoaktif maddeyi Han Nehri’ne boşaltmasıyla başlıyor. Bu yüzden bir balık mutasyon geçiriyor. Daha sonra günümüze gelip ailemizle tanışıyoruz. Park Gang-du biraz geç anlayan, iş başında uykuya dalan, müşterilere götüreceği yemeklerin ucundan atıştıran enteresan biridir. Babası Hee-bong’la birlikte Han Nehri kıyısında bir büfe işletmektedir. Kız kardeşi Nam-joo madalya sahibi milli bir okçudur ama bazen kendisine zarar verecek kadar ağır hareket etmektedir. Erkek kardeşi Nam-il ise üniversiteyi bitirdiğinden beri bir baltaya sap olamamış, alkolik, eski bir eylemcidir. Birbirleriyle hiç geçinemeyen bu beş benzemez aileyi bir arada tutan şeyse Park Gang-du’nun lise çağındaki sevimli kızı Hyun-seo’dur. Han Nehri’ni yuvası belleyen yaratık, günün birinde Hee-bong’un büfesinin yakınlarında ortaya çıkar ve ailenin temel direği Hyun-seo’yu kaçırır. Bu arada devlet bölgeyi çevirir ve karantinaya alır. Hayatta kalmayı başaran Hyun-seo, cep telefonunu çalıştırmayı başararak babasını arar. Devlet, Hyun-seo’nun ailesinin kurtarma talebine kulak tıkadığı gibi, yaratıkla yakın temas ettiği için Park Gang-du üzerinde deneyler yapmaya karar verir. Başlarda birbirini suçlayan aile üyeleri güçlerini birleştirerek kaçarlar ve Hyun-seo’yu kendileri kurtarmaya karar verirler. Acaba aile kendi iç çatışmalarını bir yana bırakıp ve kusurlarının üstesinden gelip yaratığı öldürmeye odaklanabilecek midir? Kendisi gibi hayatta kalan küçük bir çocukla birlikte yaratığın elinde olan Hyun-seo kurtulabilecek midir?

Aileyi bir arada tutan Hyun-seo, yaratığın elindeyken anaç bir rol üstleniyor ve Se-joo'yu hayatı pahasına yaşatmaya çalışıyor. Küçük oyuncuların performanslarını takdir etmek gerekiyor.
Bu tarz filmlerde 90’ların ikinci yarısından itibaren bir değişim yaşandı. Bugün bile türü çekilmez hale getirmek için uğraşan Roland Emmerich, Michael Bay gibi isimler çektikleri Kurtuluş Günü (Independence Day), Armageddon, Yarından Sonra (The Day After Tomorrow), 2012 gibi film süsü verilmiş ürünlerle büyük Amerikan ailesinin propagandasını yapmaya başladılar. Bu tercih türü o kadar sığlaştırdı ki, felâket filmleri sadece bir ailenin başlarına gelen badireyi kayıpsız olarak atlatma çabalarına indirgendi. Beni üzen şey, saygı duyduğum yönetmenlerden Wolfgang Petersen’in de bu kervana katılmış olmasıydı. Kitabı ve 1972 tarihli ilk filmi sınıf çatışmalarına eğilen Poseidon’un 2006 tarihli yeniden çevrimi, kadına sarkıntılık edip küçümseyen bencil erkeğin ilk öldüğü bir muhafazakâr şova dönüştürdü. Gerçi filmin sonunda kurtulanlardan birini Yahudi bir eşcinsel yapan senarist Mark Protosevich, “bizim muhafazakârların en çok muhafaza ettikleri değer paradır” demeye getirerek bir gol atıyordu ama bu şeref golü ne kendisinin, ne de 2000’li yıllarda yüzümüzü bir türlü güldüremeyen Wolfgang Petersen’in itibarını kurtarmaya yetmiyordu. Türün Hollywood’dan çıkan örnekleri, bir anlamda sevişen çiftin ilk öldüğü 80’li yılların korku filmlerine benzemeye başladı. Elbette bu tarz bir filmlerde aile üyeleri, sevgililer olabilir. Ancak bunları ayırmak, genellikle filmde heyecanı arttırmak için kullanılan bir karttır. Sadece bundan oluşan, aileyi yüceltmekten başka bir misyonu olmayan filmler çekilmez olduğu gibi, ailenin bir araya gelerek böyle bir felâketi yenmesinin pek de inandırıcı bir tarafı yok.

Aile, filmin sonunda bile bir araya gelemiyor. Baba Hee-bong, oğlu Park-du'nun bu hale gelmesine sebep olan acıları anlatırken kardeşleri uyukluyor. Aileden birini kurtarmaya gidiyorlar ama birbirlerini umursamıyorlar.
Gwoemul’sa ilk artı puanını bu noktada alıyor. Hikâyenin merkezine işlemeyen bir aileyi oturtmakla kalmıyor, ailenin yaratığın peşinde geçirdiği değişimden hareketle felâket filmlerinin baskı altındaki insanların her şeyi yapabileceğini gösteren bir laboratuvar olma misyonunu da ihmal etmiyor. Bu filmde aile birbiriyle kavga ediyor, birbirini suçluyor. Bir türlü bir araya gelemiyor. Ailenin fertleri de kendi kusurlarının üstesinden gelemiyor. Sadece filmin sonunda, çok kırsa bir süre için bu konuda bir arpa boyu yol alabiliyorlar. Onun da sebebi son derece karanlık: İntikam. O duygu ortadan kalktığında eski hallerine dönüyorlar zaten. Başka bir deyişle Gwoemul’un derdi bir şeyleri empoze etmek değil, insan doğası üzerine bir şeyler söylemek. Bunun haricinde filmin anti Amerikancı çıkış noktası, Park Gang-du üzerinde deneylerin yapıldığı sahnelerde de devam ediyor. Aslında sadece Amerika değil, genel olarak güç arayan devlet anlayışı eleştiriliyor. Çünkü eleştirdiği noktalardan Kore devleti de nasibini alıyor. Yönetmen ve senarist Bong Joon-ho, itiraz etmesine rağmen kimyasalları Han Nehri’ne boşaltan asistan ve daha sonraki deney sahnelerinde Güney Kore Devleti’ni bir anlamda Amerika’nın suç ortağı ilan etmekten çekinmiyor.

Filmin politik mesajı güçlü. "Çıban başı Amerika, yaveri Güney Kore" söylemi birkaç sahnede karşımıza çıkıyor.
Filmin işçilik anlamında da büyük bir kusuru bulunmuyor. Son derece kısıtlı bir bütçeye sahip olan Bong Joon-ho, yine de yaratığın tasarım modelleme işlerini Yüzüklerin Efendisi filmlerinde çalışmış olan WETA Workshop’a yaptırmayı başarmış. Filmin görüntü efektleriniyse Demir Adam (Iron Man), Karaip Korsanları (Pirates of the Carribbean), Hellboy gibi sağlam referansları olan The Orphanage’ye yaptırmış. Filmin bu konuda sınıfı geçtiğini söylemek mümkün. Efektlerin sallantıda olduğu birkaç sahneyi önemsemiyorsunuz bile. Oyunculuklar da gayet iyi. Filmin karikatürize karakterleri işinin ehli oyunculara teslim edilmiş. Özellikle Park Gang-du’yu canlandıran Song Kang-ho takdiri hak ederken, Hyun-seo rolündeki Ko Ah-seong ve Se-joo rolündeki Lee Dong-ho gibi küçük oyuncuların başarısından bahsetmeden geçmemek gerek. Yönetmen ve senarist Bong Joon-ho pek çok konuda takdiri hak ediyor. Bunlardan biri de baştan sona komedi unsurlarıyla beslemesine rağmen filmin sonuna karanlık, karamsar ve mutsuz bir sonu sırıtmadan eklemeyi başarabilmiş olması.

WETA Workshop gerçekten enteresan bir yaratık tasarlamış.
Belki de Hollywood klişelerinden sıkıldığım içindir ama Gwoemul, damağımda bıraktığı farklı tatla büyük saygımı kazandı. Başka bir ülkeden, başka bir bakış açısına sahip, politik mesajlar içerse de birtakım politik amaçlar doğrultusunda değil, insan doğası üzerine bir şeyler söylemek üzere çekilmiş bir film Gwoemul. İşçiliği de gayet iyi. Türü ve Uzak Doğu filmlerini sevenler kendilerini bu tattan mahrum bırakmamalı.
Künye:
Yönetmen & Senaryo:
Bong Joon-ho
Yapımcı:
Choi Yong-bae
Yapım yılı:
2006
Oyuncular:
Byeon Hee-bong
Song Kang-ho
Park Hae-il
Bae Doona
Ko Ah-seong
Lee Dong-ho












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)


