The Book of Eli: Vahiy ve iPod
23 Temmuz 2010 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: Seyirsel, Sinema

“Din kötü bir şey değildir ama inananlara geldin mi duracaksın.”
Benim lafım değil, Farscape dizisinin 4. sezon 17. Bölümünden bir replik. Sonuna dek de katıldığım bir replik. Aynı zamanda da Tanrı’nın Kitabı (The Book of Eli) filminin çıkış noktasını oluşturuyor. Son dönemde sıklıkla konuk olduğumuz kıyamet sonrası, yıkılmış dünyaya bir kez daha götürüyor bizi Tanrı’nın Kitabı. Acaba türünün neresinde?

Filmdeki tüm mantıksızlıklar bu kitap uğruna yaşanıyor.
Yaban ortamda kendi başının çaresine bakarak ilerleyen biridir, Eli. Önüne çıkan engelleri duruma göre okuyla uzaktan veya kılıcıyla yakından deşerek aşmaktadır. Hava kararırken iPod’unu takıp müzik dinlemesinden ve İncil’ini okumasından, manevi yönüyle içinde bulunduğu ortamla tezat oluşturacak derecede barışık olduğunu da anlıyoruz. Sürekli olarak batıya giden Eli’nin yolu bir gün bir kasabaya düşer. 3 su kaynağının yakınına kurulu olan kasaba, bu yönüyle gelişmeye açıktır. Kasabayı kültürlü bir diktatör olan Carnegie yönetmektedir. Carnegie bir kitabın peşindedir. Kasabanın okuma yazma bilmeyen serserilerini yollara göndermekte, onlar da serserilik, soygunculuk, tecavüzcülük ve katillik gibi özelliklerini kullanarak kitabı aramaktadır. iPod’unu şarja bırakan Eli, su bulmak için Carnegie’nin kaldığı binaya girer. Burada daha önce yolda bir gezgini öldürüp bir diğerine tecavüz eden serserilerle karşılaşır. Aralarında kavga çıkar ama barda bulunan Solara, Eli’yi herkesi öldürmeden önce durdurur. Olanlar Carnegie’nin dikkatini çekmiştir. Eli’nin kendisine katılmasını ister, reddedilince geceyi orada geçirmeden karar vermemesini söyler. Eli’nin başka çaresi yoktur. Gece olunca önce Carnegie’nin kör ve zoraki cariyesi Claudia yiyecek ve su getirir. Daha sonra Solara “hediye” olarak yanına gönderilir. Eli, Solara’ya dokunmaz ama kitabı görmesine engel olamaz. Eli’nin okuduğu dua çok hoşuna gidince ertesi gün annesi Claudia’ya tekrar eder. Ancak Carnegie yanlarındadır. Aradığı kitabın tek nüshasının Eli’nin yanında olduğunu anlar. Eli, esrarengiz mucizeler sayesinde kaçar, Solara da onunla gitmeye karar verir. Carnegie’yse hem kitabı, hem de Solara’yı alabilmek için Eli’nin peşine düşmüştür. Bir vahiyden aldığı emirle kitabı batıya götüren Eli, görevini başarabilecek midir?

İşte size filmin finaliyle ilgili bir ipucu. Nasıl olsa tahmin edemeyecekseniz. Diyelim ettiniz, hiçbir şey değişmeyecek.
Bu, Gary Whitta’nın ilk senaryosu. Eli ve Solara’nın yolculuğunun Hızır ve Musa peygamberlerin yolculuğunun serbest bir uyarlaması olduğunu söylemek mümkün. Tıpkı Musa gibi, Solara da Eli’ın neyi neden yaptığını pek anlamıyor. Eli da tıpkı Hızır gibi motivasyonlarını açıklamaya pek gönüllü değil. Ancak filmi senaryosu deriiin sorunlara sahip. İlk sorun zaman sorunu. Büyük felâketin üzerinden 30 yıl geçtiği söyleniyor. Gençlerin okuma yazma bilmemesi bu şekilde açıklanmaya çalışılmış. Ancak tek kitap kutsal kitap olmadığından yine de insanın aklına soru işaretleri geliyor. Ayrıca hiçbir sanayinin olmadığı, elektriğin bile zor bulunduğu bir ortamda (iPod’un nasıl şarj edildiğini hatırlayın) Kentucky Fried Chicken’in kolonyalı mendillerinin, silahların attığı kurşunların nereden bulunduğu muamma. Sabit disk ve flaş belleklerin ömürlerinin 5-7 yıl olduğunu düşünürsek, iPod’un nasıl çalıştığı da öyle. Ayrıca Carnegie’nin kasabasının yanında 3 su kaynağının haricinde bir de petrol kuyusu yoksa, akaryakıtla çalışan herhangi bir aracın çalışmasına da olanak yok, zira benzinin ömrü 1 yıl. Burada otomobil yerine at kullanılması, Red Kit’teki zengin çiftlik sahiplerini andıran kötü karakter Carnegie’nin vestern imajını (dikkat ettiyseniz kasabadaki salonun da sahibi) pekiştirirdi. Bir diğer sorunsa ölçek sorunu.

Bu iPod nereden baksanız 50 yaşında. Filmde büyük mantık hataları var.
Büyük felâketin ne kadar büyük bir alanı etkilediği filmde pek verilememiş. Sadece Amerika mı yıkılmış, tüm devletler mi? Sadece Amerika yıkılmış olsa Amerika ya yardım alırdı, ya işgal altında olurdu. İkisi de olmadığına göre tüm dünya etkilenmiş. Ama bundan ancak filmin son karesinde, İncil Tevrat’la Kur’an’ın arasına yerleştirilirken emin oluyorsunuz. Demek ki tüm kutsal kitaplar yakılmış, Tevrat’la Kur’an kurtarılmış, geriye İncil kalmış. Bunun yanında felâketin merkezine dini oturtan, dolayısıyla medeniyetler çatışmasını eleştiren ama 2 saat boyunca sadece Hıristiyanlık’tan bahseden bir filmin diğer Semavî dinleri de bağrına basıp medeniyetin bir parçası olarak gördüğüne dair yegâne ipucu da bu. Yani bazı şeyler iyi anlatılamamış. Dini hem felâketin kaynağına oturtması, hem de çıkış yolu olarak göstermesiyse senaryonun en büyük mantıksızlığı. Filmin bir de entrikası var ki, aklı başında her sinefilin “böyle sürpriz finaller yapılmasın” diye isyan etmesi gerekiyor. Whitta, filmin içinde bu finale dair ipuçlarını veriyor aslında. Eli’ın insanüstü hızı, seslerin aşırı derecede ön planda olduğu bazı sahneler, Eli’nin güneş gözlüğünü geç takması ve bazı sahnelerde güneşe bakması hep verilen ipuçları. Ancak bu sürprizin ne filmin hikâyesine, ne de karaktere hiçbir katkısı olmaması, yani işlevsizliği şaşırmanıza mani oluyor. “Bu bir mucize” bile diyemiyorsunuz, zira Eli film boyunca çok daha büyük ve önemli mucizeler gösteriyor. Kitabı taşıdığı sürece kurşun bile işlemiyor, ötesi var mı? (Tabii kitap elinden gittikten sonra kurşun işlemesine rağmen bu mucizenin neden ortadan kalkmadığı da muamma.) Mucizenin sebebi Carnegie’nin kitabı okuyamaması olsa, onun için de çok daha iyi bir çözüm bulunabilirdi. Carnegie kör olabilirdi mesela. Gary Whitta’nın kafası bir hayli karışmış anlaşılan. Gösterdiği performansın ortalamanın altında olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Unutulmaz bilgisayar oyunu Undying’in 2011’de gösterime girecek olan film uyarlamasının senaryosunu yazmış olmasıysa beni endişelere gark ediyor.

Bari biraz yaşlandırsaydınız. Jennifer Beals, hiç de Mila Kunis'in annesi gibi durmuyor. Gary Oldman, Leon'da Stansfield rolünde gösterdiği performansın yanına yaklaşamıyor ama yine de iyi.
Senaryosuna 2 paragraf dolusu eleştiri sıraladım ama filmin işçiliğinde eleştirilecek şey bulmak zor. Denzek Washington en iyi performanslarından birini sergilemiyor ama karakterini boşladığını da söyleyemem. Gary Oldman için de aynı şey geçerli. Carnegie’nin Leon’daki Stansfield gibi ölümsüz olması imkânsız ama dini çıkarlarına alet edenleri, silah olarak kullananları böylesine karikatürize eden bir tipleme ancak bu kadar oynanabilirdi. Kadınların dünya yıkılsa bile kırıtarak yürümekten vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Mila Kunis’se Max Payne’dekinden çok daha iyi bir performans gösteriyor. Bahsetmeye değer bir diğer isimse kör cariye Claudia’yı canlandıran Jeniffer Beals. Her ne kadar Solara’nın annesi olamayacak kadar genç dursa da, kendisini izlemek keyifliydi. Filmin yönetmenliğini üstlenen Hudges kardeşleriyse Cehennemden Gelen (From Hell) filmlerinden tanıyorum. Her ne kadar yazarı Alan Moore tarafından aforoz edilmiş olsa da filmi beğenmiştim. Kardeşlerin filme senarist Gary Whitta’dan çok daha büyük katkısı olmuş. Kromajlı filtrelerin dijital arka planlarla evliliği (her ne kadar bazı sahnelerde yapay dursa da) gerçek üstü bir ortam yaratmış ve filmin karamsar atmosferine katkıda bulunmuş. Dahası, filmin görsel olarak karakter sahibi olmasını sağlamış. Aksiyon sahnelerinde Michael Bay’in moda ettiği “karakterlerin etrafında dönen kamera” ve “kurşun deliğinden geçip aksiyona dalan kamera” tekniklerini çok daha yerinde eve etkili kullanmışlar. Hughes kardeşler, türün akla gelen ilk örneği Çılgın Max (Mad Max) serisine saygı duruşunda bulunmayı da ihmal etmemiş. Serserilerin yol kesip iki gezginden erkek olanı öldürdükleri ve kadına tecavüz ettikleri sahne, çekim açısına kadar Yol Savaşçısı (The Road Warrior) filmindeki sahneyi hatırlatıyor.

Hughes kardeşler, Michael Bay'in moda ettiği çekimleri ondan çok daha iyi kullanıyorlar.
Biri zenci, diğeri kadın iki peygamberi, kıyamet sonrası ortamını ve güzel aksiyon sahnelerini paketine dâhil eden Tanrı’nın Kitabı (The Book of Eli) filmi temiz bir yönetmen işçiliğine ve ortalamanın üzerinde oyunculuk kalitesine sahip. Ancak senaryo, bu alanlardaki emeklerin heba olmasına sebep oluyor. Yazık. İyi bir senaryoyla senenin sürprizlerinden biri olan Yol (The Road) ile birlikte klasik mertebesine yükselebilirmiş çünkü. Şu haliyle sinemaya bakışı “aksiyon olsun çamurdan olsun”, “Denzel abi olsun, çamurdan olsun” gibi cümlelerle sınırlı olan seyircilere tavsiye edilebilecek bir film. Fazlası değil.
Künye:
Yönetmen:
Albert & Allen Hughes
Senaryo:
Gary Whitta
Yapımcı:
Joel Silver
Yapım yılı:
2010
Oyuncular:
Denzel Washington
Gary Oldman
Mila Kunis
Ray Stevenson
Jeniffer Beals
Malcolm McDowell












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)



Dün izledim filmi. Bence güzel ve değişikti. Olayların gelişiminde şaşırabilirsiniz