Skyline / Yukarıdaki Tehlike (2010)

17 Aralık 2010 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: En Taze Hayaller, Seyirsel, Sinema

Independence Day (Kurtuluş Günü) namıyla maruf Roland Emmerich şaheseri sanki 2 kişi tarafından yazılıp çekilmiş gibiydi. Filmin ilk yarısı, yani uzaylıların saldırıya geçtikleri yere kadar olan kısım pek de fena değildi aslında. Panik meselesi iyi verilmişti, ortada bir gizem vardı, hatta ucundan bucağından karakter gelişimi bile vardı. Uzaylıların sağı solu patlattığı sahneler de iyiydi. Ama ondan sonra film dimağ durduran banallikte bir kahramanlık hikâyesine dönüşüyor, senaryoda 32-bit Windows virüsüyle uzaylıların işletim sisteminin çökertilmesi gibi gerzekçe entrikalara yer veriliyor, seyirciyi canından bezdiriyordu. Independence Day’i izlerken, o günlerin iyi günlerimiz olacağını fark edememişim. Eşşek kafam!

Film, bu 5 tiplemenin etrafında geçiyor. Karakter demedim farkındaysanız.

Film, mavi ışıkların dünyaya düşmesiyle başlıyor. Bu ışıkların bakanı hipnotize etmek, karartmak (neden bilmiyorum, efekt olsun torba dolsun diye herhalde) ve ortadan yok etmek gibi özellikleri var. Neyle uğraştıkları pek de belli olmayan 2 sanatçı ve yanındakiler bir şekilde geceyi sağ çıkarmayı başarırlar. Sabah olduğunda neler olduğuna bakmak için çatıya çıkan bu iki kafadar, bulutların arasından eciş bücüş uzay gemileri indiğini görür. İşgal başlamıştır. Uzaylılar artık ışık saçmakla da yetinmemektedir. Hem yayan hareket eden, hem uçan askerlerini şehre salmışlardır. Aman ya Rabbim! İnsanlık şimdi ne yapacaktır? Direnebilecek midir? Kahraman Amerikan ordusu bizi kurtarabilecek midir? Sonumuz gelmiş midir yoksa?

Ölürken ışığa koşmak vardır ya hani? İşte o ışık beyaz değil de maviyse işler sakat. Uzaylıların mavi ışığı, bakanı bu hale getiriyor işte. Niye ki?

Bilimkurgu soyut bir şey değildir. Temellerini yaşadığımız dünyadan alır. Bu dünyayı soyut bir dünyaya uyarlamak için de vizyon sahibi olmak gerekir. Skyline, böylesi bir vizyondan yoksun iki senarist olan Joshua Cordes ve Liam O’Donnell adında 2 şahsiyet tarafından kaleme alınmış ki, onlar da görsel efekt uzmanıymış zaten. Uzaylı istilası gibi sinemada işlene işlene cılkı çıkmış bir konu, türün klişelerini tekrar etmekten bile aciz bir şekilde işlenmiş. Tamam, her uzaylı işgali filminden bir Dark City (Karanlık Şehir) veya District 9 (Yasak Bölge 9) olmasını beklemiyoruz ama zekâmıza hakaret edilmesini de hoş karşılamıyoruz. Independence Day gibi bir kahramanlık müsameresi bile olamıyor Skyline, çünkü ne efektler senaryonun boşluğunu doldurabiliyor, ne de senaryo ucuza çıkarılmış efektlerin açığını kapatabiliyor. Ne doğru düzgün karakter var ortada, ne de anlatılan bir hikâye, ne de bir sebep sonuç ilişkisi. Uzaylılar böyle bir işgale niye kalkışıyor meçhul. Arada beyin çaldıkları görülüyor ama bu kadar beyinsiz yaratıkların o teknolojiyi nasıl yarattıkları da meçhul. Jarrod denen karaktere bir Mesih rolü yüklenmiş (aaa, ne büyük sürpriz) ama bu karakterin ışığa maruz kalan diğer insanlardan farkının ne olduğu konusunda da bir açıklama yok. Uzaylıların hamileleri neden kenara ayırdığı meçhul. “Karakterlerden biri karısını (veya neyiyse artık) aldatasın, diğeri hamile olup çocuğu doğurma / doğurmama ikilemi yaşasın” gibi bir yere varmayan unsurlarla da çok katmanlı ve derin bir senaryo yaratılamıyor. Ayrıca karısını aldatan karakter öldüğü zaman seyirci “hiii, zavallı” diye iç çekmek yerine “geberdi it” diye yaklaşır, bu tüyoyu da senaristlere ben vereyim. Başka bir deyişle, karakterlere bağlanamadığınız için (tıpkı AvP: Reqiem’de olduğu gibi) bu tür filmlerin kilit anlarından biri olan “kahraman ölümleri” biraz boş geçiyor. Zorlama bir şekilde, sırf “halktan” biri olsun diye sitenin güvenlik görevlisine yüklenen akıl hocalığı rolüyse “güçlü olmalısın, silkin ve kendine gel, soğukkanlılığımızı muhafaza etmeliyiz” gibisinden “alageyik” diyaloglara takılıp yere düşüyor. Nükleer bombadan eğilerek kaçmak gibi saçmalıklara girmiyorum bile. Senaristler(!) bir filmi “vaay, Ferrari, üff uçan ışığa bak” gibi ünlemlerle izleyeceğimize bel bağlıyorlarsa yazık derim, başka da bir şey demem.

Görüntü efektleri yer yer kötü görünmese de durağan resimlerdeki kadar iyi değiller. Film, "ucuz epik" vaadini yerine getirmekten uzak.

Strause kardeşlerin ilk marifeti değil bu. Alien vs. Predator: Requiem adlı bir “marifetleri” daha var. Alien vs. Predator’un ilki de pek beklentileri karşılamamıştı ama o filmin yönetmeni Paul W. S. Anderson’un amacının iyi kötü bir hikâye anlatmak olduğu belliydi. Strause kardeşlerin yorumuysa o kadar kötüydü ki, ortada karakter filan olmadığı için Predator’lar tarafından biçilen, Yaratıklar tarafından parçalanan insanlara tepkiniz “Eee? Sonra?” ile sınırlıydı. Yukarıdaki Tehlike (Skyline) bu konuda bir arpa boyu yol alamadıklarının kanıtı. Daha önce sayısız iyi filmin görsel efektlerini yapmış olmaları iyi yönetmen olmaları için yeterli gelmiyor. Daha önce video klip, reklâm ve görüntü yönetmenliğinden gelen pek çok kişinin yönetmenlik koltuğunda başarılı olduğunu gördük Strause kardeşlerden sonra her görüntü efekti süpervizörlüğünden gelme film yönetmeninden uzak duracağımı söyleyebilirim. Ne David Zayas, Donald Faison, Eric Balfour gibi aslında pek de fena olmayan oyunculardan performans alabilmişler, ne bir dramatik yapı oluşturabilmişler, ne de filmi yönetmenlik işçiliği ve teknik anlamda üst bir noktaya çekebilmişler. Bu kadar kötü bir filmi 20 milyon dolara mal etmek de, yine 20 milyon dolarlık The Road (Yol), 5 milyon dolarlık Moon (Ay), hatta ve hatta 150.000 dolarlık Monsters (Canavarlar) varken önemli bir detaymış gibi görünmüyor.

Uzaylıların ana motivasyonu beyin çalmak olarak gösteriliyor ama bu kadar beyinsiz yaratıkların böylesi bir işgal gücünü nasıl yaratabildikleri konusunda hiçbir açıklama yok.

Sonuç olarak vizyonsuz senaristler tarafından yazılan, yeteneksiz yönetmenler tarafından daha da dibe batırılan bir film Skyline. Yaptığım incelemelerde kesinlikle not vermem çünkü filmi tek bir rakamla ifade etmenin sağlıklı olmadığına inanırım ama prensibimi bu film için bozacağım ve Skyline’la Strause kardeşlerin performansına 10 üzerinden “10 Üwe Boll puanı” (kötü film birimi) vereceğim. Sanitarium, Legacy of Kain serisi, Mass Effect gibi filmlere eşdeğer hikâyeler anlatan bilgisayar oyunlarının olduğu bir çağda, kötü bir bilgisayar oyunu kadar bile hikâye anlatamamak Skyline’ın senaristlerinin ve yönetmenlerinin en büyük başarısı. Skyline’ın sinemasal açıdan değeri koskoca bir “0”, teknoloji demosu olarak değeriyse tartışılır. Türün meraklıları bile uzak durmalı.

Künye:

Yönetmen:
Strausse kardeşler
Senaryo:
Joshua Cordes
Liam O’Donnell
Yapımcı:
Kristian Andresen
Yapım yılı:
2010
Oyuncular:
Eric Balfour
Scottie Thompson
Brittany Daniel
David Zayas
Donald Faison

IMDB | Filmin Resmî Sitesi

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Battle: Los Angeles / Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı (2011)
Battlestar Galactica senaristi belli oldu
Star Wars: Uncut ve amatör ruh
Abraham Lincoln: Vampir Avcısı fragman ve galerisi
After Earth set fotoğrafları

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!