Iron Man 2 / Demir Adam 2

28 Aralık 2010 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: En Taze Hayaller, Seyirsel, Sinema

Jan Favreau’nun sıkı bir takipçisi olduğumu söyleyemem ama sevdiğimi söyleyebilirim. Kendisiyle tanışıklığım kadın erkek ilişkileri üzerine 2000 tarihli bir film olan Love & Sex’e dayanır. Ortalamanın üzerinde bir romantik komedi olan filmde Jan Favreau takıntılı sevgili rolünün altından başarıyla kalkmıştı. Daha sonra oynadığı Friends’ten yönettiği fantastik bilimkurgu Zathura’ya kadar içinden Favreau geçen pek çok film ve diziyi izledim. 2008 tarihli ilk Demir Adam filmiyle geniş kitlelerin gönlünde taht kırmasına da sevinmiştim açıkçası. Favreau’nun izlediğim her işi bir öncekinden daha iyiydi– Demir Adam 2’ye kadar.

Vanko'nun kendini dünyaya ilan ettiği sahne gösterişli ama keyifli değil.

Demir Adam 2, ilk filmin bittiği yerden başlıyor. Tony Stark’ın Demir Adam olduğunu açıklaması eski düşmanlarının da dikkatini çekmiştir. Zaten medyatik bir figür olan, yeri ve yurdu belli olan Stark’ın eski düşmanlarının harekete geçmek için “süper kahramanım ben” demesini niye bekledikleri bir muamma. Neyse, “babasının ölümü bahane oluyor” entrikasını yutmuş görünelim. Howard Stark’la ters düşünce sınır dışı edilen Rus bilim adamı Anton Vanko ruhunu teslim ediyor. Rastlantıya bakınız ki Stark’ların da, Vanko’ların da birer fizikçi oğlu var ve bu sefer ikisi kapışıyorlar. Bütün bunlara bir de Tony Stark’ın akı projektöründe kullanılan aktif madde tarafından zehirlenmekte ve ölüme giderek yaklaşmakta olması ve Amerikan hükümetinin Demir Adam zırhını ele geçirme çabaları ekleniyor. Ölüme giderek yaklaşan Stark süper kahramanlık işinden kaytarmaya başlayınca medya da, hükümet de, düşmanları da üzerine gelmeye başlıyor. Tony Stark bir çıkış yolu aramıyor bile. Onun yerine sekreteri Pepper Potts’ı Stark Holding’e murahhas üye yapıyor. Ama öyle bir an geliyor ki Stark bile köşeye sıkışıyor.

Filmin kadrosunda pek çok iyi ve karizmatik oyuncu bulunuyor. Demir Adam 2'nin potansiyelinden yararlandığı oyuncu sayısı ise koskoca bir sıfır!

Şu anda “konunun özeti dağınık olmuş” diye düşünüyorsanız, bir de filmi izleyin. Pek çok farklı alt hikâyeyi alabildiğine dağınık halde işle(yeme)yen bir senaryo var karşımızda. Aktörlükten gelen ve daha önce Tropik Fırtına’nın (Tropic Thunder) senaryosunu yazmış olan Justin Theroux, bu kadar karpuzu bir koltuğa sığdıramamış. O yüzden de Pepper Potts’un şirket yönetimi mücadelelerinden Vanko’nun kuşuna kadar irili ufaklı pek çok unsur havada kalıyor. Karakter gelişimi namına hiçbir şey olmadığından Vanko’nun ne ara hem fizik, hem bilgisayar ağı, hem yazılım, hem de yakın dövüş uzmanı haline geldiğini bilemiyoruz. Justin Hammer karakterinin de bomboş olması bir kötü adam sıkıntısı yaratıyor. Pepper Potts’la işe yeni giren avukat Natalie Rushman’ın arası niye bozuk, sonra nasıl düzeliyor, bu konuda bir veri yok. Kara Dul karakteri neredeyse hiç işlenmemiş. Hele SHIELD tam rezalet. Gizli örgütten ziyade önemli sorunları olan insanlara fayda sağlaması için kurulan rehabilitasyon gruplarını andırıyor. Gelişi ilk filmden belli olan, 2 yıldır sabırsızlıkla beklediğimiz anlar etkileyicilikten uzak. James Rhodes’un “kostüm”ü giyişi saçma sapan bir şekilde oluyor. Pepper Potts’la Tony Stark arasındaki cinsel gerilim hiç patlamaması gereken bir anda ve sebepsiz yere patlıyor ve bir de bakmışız ki öpüşüyorlar. İlk filmde Tony Stark’la yattığı için Pepper Potts’la arasında büyük bir gerilim olan Christine Everheart’ın bir görünüp bir kaybolmasıyla keyifli bir aşk mücadelesi izleme fırsatı da kaçırılmış oluyor. Oyuncular rollerini hiç umursamamış gibi görünüyorlar. Jan Favreau’nunsa bu kusurlara müdahale etmek yerine güzel görünen aksiyon anları yakalamaya odaklanmış olması filme hiç yardımcı olmuyor.

SHIELD gizli örgütten çok insanların sorunlarını paylaştığı rehabilitasyon gruplarına benziyor. Nick Fury tam bir etkisiz elemanken senaryo Black Widow'un karakterinin üzerine hiç eğilmiyor. Zaten Scarlett Johansson'un yaptığı "bacak boyunduruğu" sayısı, söylediği repliklerden daha fazla.

İlk filmin aksine, Demir Adam 2 hakkında yazılabilecek fazla bir şey yok. “Aksiyon olsun çamurdan olsun” diyorsanız zaten çoktan izlemişsinizdir. İlk filmi beğenen veya umut verici bulan ve filmlerin hikâye anlatması gerektiğini bilen grubun içindeyseniz uzak durun. Sıkılacaksınız.

Künye:

Yönetmen:
Jan Favreau
Senaryo:
Justin Theroux
Yapımcı:
Kevin Feige
Susan Downey
Yapım yılı:
2010
Oyuncular:
Robert Downey Jr.
Gweyneth Paltrow
Mickey Rourke
Sam Rockwell
Scarlett Johansson
Don Cheadle

IMDB | Filmin Resmî Sitesi

Jan Favreau’nun sıkı bir takipçisi olduğumu söyleyemem ama sevdiğimi söyleyebilirim. Kendisiyle tanışıklığım 2000 tarihli kadın erkek ilişkileri üzerine bir film olan Love & Sex’e dayanır. Ortalamanın üzerinde bir romantik komedi olan filmde Jan Favreau takıntılı sevgili rolünün altından başarıyla kalkmıştı. Daha sonra oynadığı Friends’ten yönettiği fantastik bilimkurgu Zathura’ya kadar içinden Favreau geçen pek çok film ve diziyi izledim. 2008 tarihli ilk Demir Adam filmiyle geniş kitlelerin gönlünde taht kırmasına da sevinmiştim açıkçası. Favreau’nun izlediğim her işi bir öncekinden daha iyiydi– Demir Adam 2’ye kadar.

Demir Adam 2, ilk filmin bittiği yerden başlıyor. Tony Stark’ın Demir Adam olduğunu açıklaması eski düşmanlarının da dikkatini çekmiştir. Zaten medyatik bir figür olan, yeri ve yurdu belli olan Stark’ın eski düşmanlarının harekete geçmek için “süper kahramanım ben” demesini niye bekledikleri bir muamma. Neyse, “babasının ölümü bahane oluyor” entrikasını yutmuş görünelim. Howard Stark’la ters düşünce sınır dışı edilen Rus bilim adamı Anton Vanko ruhunu teslim ediyor. Rastlantıya bakınız ki Stark’ların da, Vanko’ların da birer fizikçi oğlu var ve bu sefer ikisi kapışıyorlar. Bütün bunlara bir de Tony Stark’ın akı projektöründe kullanılan aktif madde tarafından zehirlenmekte ve ölüme giderek yaklaşmakta olması ve Amerikan hükümetinin Demir Adam zırhını ele geçirme çabaları ekleniyor. Ölüme giderek yaklaşan Stark süper kahramanlık işinden kaytarmaya başlayınca medya da, hükümet de, düşmanları da üzerine gelmeye başlıyor. Tony Stark bir çıkış yolu aramıyor bile. Onun yerine sekreteri Pepper Potts’ı Stark Holding’e murahhas üye yapıyor. Ama öyle bir an geliyor ki Stark bile köşeye sıkışıyor.

Şu anda “konunun özeti dağınık olmuş” diye düşünüyorsanız, bir de filmi izleyin. Pek çok farklı alt hikâyeyi alabildiğine dağınık halde işle(yeme)yen bir senaryo var karşımızda. Aktörlükten gelen ve daha önce Tropik Fırtına’nın (Tropic Thunder) senaryosunu yazmış olan Justin Theroux, bu kadar karpuzu bir koltuğa sığdıramamış. O yüzden de Pepper Potts’un şirket yönetimi mücadelelerinden Vanko’nun kuşuna kadar irili ufaklı pek çok unsur havada kalıyor. Karakter gelişimi namına hiçbir şey olmadığından Vanko’nun ne ara hem fizik, hem bilgisayar ağı, hem yazılım, hem de yakın dövüş uzmanı haline geldiğini bilemiyoruz. Justin Hammer karakterinin de bomboş olması bir kötü adam sıkıntısı yaratıyor. Pepper Potts’la işe yeni giren avukat Natalie Rushman’ın arası niye bozuk, sonra nasıl düzeliyor, bu konuda bir veri yok. Kara Dul karakteri neredeyse hiç işlenmemiş. Hele SHIELD tam rezalet. Gizli örgütten ziyade sorunu olanların katıldıkları rehabilitasyon gruplarını andırıyor. Gelişi ilk filmden belli olan, 2 yıldır sabırsızlıkla beklediğimiz anlar etkileyicilikten uzak. James Rhodes’un “kostüm”ü giyişi saçma sapan bir şekilde oluyor. Pepper Potts’la Tony Stark arasındaki cinsel gerilim hiç patlamaması gereken bir anda ve sebepsiz yere patlıyor ve bir de bakmışız ki öpüşüyorlar. Oyuncular rollerini hiç umursamamış gibi görünüyorlar. Jan Favreau’nunsa bu kusurlara müdahale etmek yerine güzel görünen aksiyon anları yakalamaya odaklanmış olması filme hiç yardımcı olmuyor.

İlk filmin aksine, Demir Adam 2 hakkında yazılabilecek fazla bir şey yok. “Aksiyon olsun çamurdan olsun” diyorsanız zaten çoktan izlemişsinizdir. İlk filmi beğenen veya umut verici bulan ve filmlerin hikâye anlatması gerektiğini bilen grubun içindeyseniz uzak durun. Sıkılacaksınız.

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

District 9: İntergalaktik Mülteci Sorunu
Children of Men / Son Umut (2006)
Eller, eller eller
Star Wars: Uncut ve amatör ruh
Rise of the Planet of the Apes 2 geliyor!

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!