Tron Legacy / Tron Efsanesi (2010)

14 Şubat 2011 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: Seyirsel, Sinema

“Tıkandı mirim, Hollywood tıkandı” geyikleri artık kabak tadı vermeye başladı ama bu geyikler maalesef gerçeği yansıtıyor. Hollywood, Blockbuster sistemini devam ettirmek istediği için de çıkış yolunu Christopher Nolan’ınkilere benzeyen hikâyeleri çoğaltmakta değil, 3 boyut gibi oyuncaklarla sağlamaya çalışıyor. Arada Avatar gibi ara formüller ortaya çıkıyor ama 3B filmlerin büyük bölümünün çöp filmlerden oluşması, furyanın fazla uzun sürmeyeceği anlamına geliyor. Bu furyanın son filmlerinden olan Tron Legacy acaba hangi sınıfa giriyor? Yeni bir 3 boyutlu çöp mü, yoksa iyi kötü bir şeyler yapmaya çalışan, gişe geliri baskısına rağmen bir hikâye anlatmaya çalışan bir film mi?

Jeff Bridges, filmde hem Kevin Flynn'i canlandırıyor, hem de tamamen bilgisayarda canlandırılan gençlik hali CLU'yu seslendiriyor. CLU'nun ağız hareketleri pek başarılı değil ve bilgisayarda yaratıldığını ele veriyor.

Geç gelen bir devam filmi Tron Efsanesi. İlk filmde yaşanan olayların sonucunda ENCOM International Kevin Flynn ve Alan Bradley ortaklığına geçmiştir. Yazılımlarını tüm dünyayla ücretsiz paylaşmasına rağmen en değerli bilişim şirketlerinden biri olan ENCOM, günün birinde Kevin Flynn’in ortadan kaybolmasıyla sarsılır. Oğlu Sam Flynn’in şirketle pek ilgilenmemesi ve Alan Bradley’in tek başına verdiği uğraşın yetersiz olması, şirketin son işletim sistemi olan OS/12’nin son kullanıcılara ücretli olarak sunulmasına sebep olur. Ancak Sam Flynn, son anda işletim sisteminin bir kopyasını internete sızdırarak buna mani olur. Polis tarafından yakalanan Sam Flynn hapisten çıktığında Alan Bradley kendisini ziyarete gelerek babasının çağrı cihazına mesaj bıraktığını söyler. Bunun üzerine babasının eski oyun mağazasına giden Sam Flynn, gizli bir laboratuar bulur ve olaylar onu bilgisayarın “içine” çeker. Veriyollarının, hafıza çiplerinin içindeki Sam bir yandan babasının kendi suretinde yarattığı, darbeyle yönetimi ele geçiren CLU’nun faşizan programlarına karşı hayatta kalma mücadelesi verirken diğer yandan babasını bulmaya çalışmak zorundadır. Zira gerçek dünyaya başka türlü dönmesi olanaksızdır.

İlk Tron, tamamen bilgisayarda yaratılmış sahneler içeren ilk filmdi. Commodore 64'lerin evlere girmeye başladığı bir dönemde konusu da dikkat çekiciydi.

1982 tarihli ilk Tron filmi Walt Disney Stüdyoları’nın yapımcılığında çekilmişti ve sinema tarihinde tamamen bilgisayar üretimi sahneleri bünyesinde barındıran ilk filmdi. Filmin senaristliğini ve yönetmenliğini Steven Lisberger üstlenmişti. Commodore 64’lerle bilgisayarların artık evlere iyiden iyiye girmeye başladığı bir çağda “bilgisayarın içinde neler oluyor”un fantezisini yapan enteresan bir konuya sahip olması önemli bir avantajdı. Bilgisayar üretimi sahneler o dönemde yepyeni bir şey olduğu için Lisberger’in yönetmenliği hakkında olumsuz şeyler söylemek güç. Zira ilk kez denenen bir şeyi yapıyordu adam. Ama senaristlikten anlamadığı kesin. Tron filminde bir kahraman ve yolculuğundan bahsetmek pek mümkün değildi. Daha doğrusu kahramanın kim olacağına pek karar verememiş gibiydi Lisberger. Filmin ilk yarısı Kevin Flynn’in etrafında dönerken ikinci yarısı Alan Bradley’in bilgisayar âlemindeki sureti olan Tron’un etrafında dönüyordu. Gerçek dünyada esas kız Lora Baines -ki kendisi insanları bilgisayar dünyasına çeken lazerin de mucitlerinden biriydi, Alan Bradley’in sevgilisiyken sanal âlemdeki karşılığı Lori gönlünü Kevin Flynn’e kaptırıyordu. Lisberger’in senaryosu o kadar kötüydü ki, “efektli sahneleri birbirine bağlamak için uydurulmuş abuk senaryo” intibaını bile uyandırmaktan acizdi.

Olivia Wilde, taklalar atarak dövüşmediği zamanlarda gözlerini devirip bakmaktan başka pek bir şey yapmıyor.

Dikkat: İtalik yazılmış cümleler sürprizbozan içermektedir!!!

2010 yılına geldiğimizde pek bir şeyin değişmediğini görüyoruz. Aslında Tron Efsanesi’nin senaryosu, selefinin hatalarını tekrarlamıyor. Bu sefer bir kahramandan, yolculuğundan, hatta ve hatta çok acemice ve klişe olsa da bir karakter gelişiminden bile bahsetmek mümkün. Buna karşın Edward Kitsis’le Adam Horowitz’in imzasını taşıyan senaryonun vasatın altında kalmasına sebep olan bambaşka zaafları var. Öncelikle Tron Efsanesi, sinemanın en işler kurallarından biri olan “söyletme, göster”i ziyadesiyle ihlâl ediyor. 2 filmin arasında olan olaylar uzun uzadıya ve sözel olarak anlatılıyor. Arada küçük geriye dönüşler var ancak bunlar da büyük ölçüde sözele dayalı olduğundan pek bir faydaları yok. İyi niyetle “adamlar neler olduğunu anlatıyorlar, karakterleri geliştiriyorlar” diye düşünebiliriz elbette ama bu sefer Tron’un taraf değiştirmesinin açıklanmaması daha beter göze batıyor. Film boyunca kahramanlara kök söktüren Tron, sadece 1 kez gördüğü Kevin Flynn’in “Ah Tron ah, yazık ettin kendine, sen bu hallere düşecek adam mıydın?” tadındaki geyik replikleriyle bir anda imana geliyor (ne de olsa Kevin Flynn’le CLU’nun mücadelesi dünyaya geri gelen Mesih İsa’yla Deccal’in savaşını andırıyor) ve “ben kullanıcılar için savaşırım” diyerek CLU’ya saldırıyor.

İki filmin arasını doldurmak için sözele yüklenilmesi büyük hata. Diyalogların da enteresanlıktan uzak ve sıkıcı olması filmi sevmeyi güçleştiriyor. "Bir aksiyon, bir müebbet muhabbet" tadında ilerleyen film skeçlerin uç uca eklenmesiyle oluşmuş izlenimini uyandırıyor.

Uzun anlatım sahneleri filmin senaryosunda bir başka soruna daha sebep oluyor. Film, az sayıda ama uzun sahnelerden meydana geliyor ama tıpkı filmin geçtiği ortam gibi steril bir şekilde arka arkaya dizilmiş. Girişte Sam Flynn’in hikâyesi, sonra disk savaşı. Sonra filmin ana entrikasının verildiği sahne (CLU’nun ortaya çıkışı) ve ışık motosikleti yarışı. Baba-oğul karşılaşması ve bardaki aksiyon. Yük trenindeki uzun muhabbetlerin ardından ışık uçağıyla kaçış. Bu şekilde “bir konu, bir aksiyon sahnesi” tadında ilerlemesi, filmin skeçlerden meydana geldiği intibaını uyandırıyor -ki bu hiç hoş bir şey değil. Dahası, konunun uzadığı sahnelerdeki diyalogların sıkıcı olması da, sahnelerin uzunluğu göz önünde bulundurulduğunda filmin lehine çalışmıyor. Filme bitirici darbeyiyse Yıldız Savaşları’ndan (Star Wars) araklanmış sahneler vuruyor. Neden bilmiyorum ama Castor’un barı ilk Yıldız Savaşları’ndaki kantin sahnesini fazlaca andırıyor. Işık uçağındaki sahne “işte geliyorlar!” repliğinden geminin arkasındaki tarete geçişe ve savaş sahnelerine kadar aynı filmdeki Ölüm Yıldızı’ndan Millenium Falcon’la kaçış sahnesine benziyor. İyiyken kötü tarafa geçmiş olan, son anda yeniden iyiliğe dönüp esas kötüye saldıran Tron ise buram buram Darth Vader kokuyor. Bu sahnelerden sadece bir tane olsa “gönderme” veya “saygı duruşu” diye nitelendirebilirdim ama 3 tane büyük benzerlik bünyeye fazla geliyor. Bu arada merak ediyorsanız söyleyeyim, bilgisayar programlarının neden barlar veya gladyatör dövüşlerini andıran müsabakalar gibi eğlenceler istedikleri bu filmde de açıklanmıyor.

İlk filmde kutu ve silindir şekillerinden oluşan şeyleri kanlı canlı gemiler olarak görmek çok hoş.

Filmin görselliği de tıpkı senaryosu gibi yapay olmakla birlikte, bilgisayarın içinde geçen bir dünyada başka türlüsünü beklemek de abes. Ancak aşırı simetrik yapı, birkaç istisnai sahne hariç 3 boyutun nimetlerinin yeterince anlaşılmasına mani oluyor. O sahneler de programların 1001 küçük parçaya bölünüp etrafa dağıldığı sahneler zaten. Buna karşın ışın motosikletlerinin ve uçaklarını ortaya çıkışı fevkalade. İlk filmde kutu ve silindirlerden oluşan bazı şeyleri burada gerçekten gemiye, motosiklete benzer şekilde görmek de hoş bir deneyim oldu. Yalnız CLU ve TRON, bilgisayar mahsulü karakterler olarak son derece yapay olmuş. TRON zaten fazla görünmüyor ama CLU’ya geldiğimizde, ağız hareketi işini daha iyi kotaran bilgisayar oyunları olduğunu görüyoruz. Yönetmen Joseph Kosinski’nin ilk filmi olan Tron Efsanesi’nin rejisi vasat. Kötü senaryo belini bükse de Kosinski, oyuncusundan performans da alamıyor. Jeff Bridges maaş çekini düşünerek oynuyormuş gibi. House dizisinin 13′ü Oliva Wilde taklalar atmadığı zamanlarda gözlerini devirip bakmaktan başka bir şey yapmıyor. Garrett Hedlund giydiği dar kıyafetlerle poposunu, oyunculuk yeteneğinden daha fazla sergiliyor. Muhteşem Babylon 5 (Babil 5) dizisinin yıldızı Bruce Boxleitner beyazlayan saçları ve karizmasıyla perdeyi dolduruyor ama onun da fazla rolü yok. Her ne kadar daha önce görmediğimiz bir şey olmasa ve İngiliz aksanından yeniden şekillendirilişini anlatmasına kadar “ben karanlık tarafa geçtim” diye bas bas bağırsa da Castor rolündeki Michael Sheen filmin oyunculuk adına ortalamayı geçen tek ismi.

Rolü klişe olsa da, Michael Sheen oyunculuğundan en çok memnun kalacağınız isim.

Tron Efsanesi’ne giderken hiçbir beklentim yoktu açıkçası. Öyle ya, ilki neydi ki ikincisi ne olsun? Yine de bazı yönlerden düşündüğüm çıtanın üzerine çıkmayı başardı. Ancak ilk film, teknolojik açıdan bir ilkti. Tron Efsanesi’nin böyle bir avantajı olmadığı gibi, filmi sıradan olmaktan kurtaran bir senaryosu da yok. Yapay bir ortamda geçen yapay bir film. Kısacası yine “olmamış”. 3. filmin de aynı ekip tarafından geliştiriliyor olması, “onun da olacağı yok” diye düşündürüyor. Umarım 2012’de yayınlanmaya başlayacak olan ve seslendirme kadrosunda Bruce Boxleitner, Elijah Wood, Paul Reubens ve Lance Henriksen gibi usta isimler barındıran Tron: Uprising adındaki animasyon dizisi daha elle tutulur bir şey olur.

Künye:

Yönetmen:
Joseph Kosinski
Senaryo:
Edward Kitsis
Adam Horowitz
Yapımcı:
Steven Lisberger
Yapım yılı:
2010
Oyuncular:
Jeff Bridges
Garett Hedlund
Bruce Boxleitner
Olivia Wilde
Michel Sheen
James Frain

IMDB | Filmin Resmî Sitesi

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Avatar: Yuvan, kendini ait hissettiğin yerdir
Moon: Tek kişilik dev kadro!
X-Men: First Class 2'nin yönetmeni yine Matthew Vaughn
Avatar 2 notları
Alcatraz iptal edildi!

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!