Seyir Arenası: Clash of the Titans
1 Mayıs 2011 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: En Taze Hayaller, Seyirsel Magazin
Yeniden çevrimler Hollywood’un artık yavaş yavaş eskimeye başlayan taktiklerinden. Senelerdir kullanıyorlar. Bazı filmlerin üçüncü, dördüncü çevrimleri ortaya çıkmaya başladı artık. Hatta ufaktan kabak tadı verdiğini bile söylemek mümkün. Kabak tadı vermesinin ardında yapılan yeniden çevrimlerin orijinallerini mumla aratması (ve bulamadan mumun bitmesi) gibi sebepler de var tabii. Neyse. Yazımızın konusu malumun ilanı değil, Clash of the Titans (Titanların Savaşı). Birbirine benzer filmler, yeniden çevrimleri, yeni yorumları hatta belki bazen devam filmlerini birbiriyle kıyaslayacağımız bu yeni köşemizin ilk kurbanı. 1981 tarihli klasik çok ses getirmiş modern bir fantastik filmken yeniden filme alınması belki de kaçınılmazdı. Peki Louis Leterrier’in 2010 model Clash of the Titans filmi ilkiyle kıyaslandığında nasıl acaba?
Not: Tüm resimleri üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.
Clash of the Titans (1981)
Yönetmen: Raymond Davis
Senaryo: Beverley Cross
Yapımcı: Charles H. Schneer, Ray Harryhausen
Yapım yılı: 1981
Oyuncular: Harry Hamlin, Laurence Olivier, Burgess Meredith, Judy Bowker, Maggie Smith, Ursula Andress
Clash of the Titans (2010)
Yönetmen: Louis Leterrier
Senaryo: Phil Hay, Matt Manfredi
Yapımcı: Basil Iwanyk, Kevin De La Noy
Yapım yılı: 2010
Oyuncular: Sam Wortington, Liam Neeson, Ralph Fiennes, Gemma Arterton, Jason Flemyng, Alexa Davalos
SH OF THE TITANS (1981) |
CLASH OF THE TITANS (2010) |
Konu: |
|
| Herkese ceza yağdıran Zeus, gayrı meşru çocuklarından yakışıklı Perseus söz konusu olduğunda kesenin ağzını açmakta, onu kayırmaktadır. Bu durum Olimpos’un kadın tayfasının hoşuna gitmez. Perseus’u Joppa’ya götürürler ve kurda kuşa yem olmasını beklerler. Ancak burada güzeller güzeli Andromeda’yla rastlayıp abayı yakan Perseus sadece kendisine yapılan bu haksızlığın üstesinden gelmekle kalmayacak, Andromeda’yla evlenip hakkı olan tahta da oturacaktır. | |
Esas Oğlan: |
|
| Saf, temiz, yakışıklı ve sinek. 80’lerin naifliğinin vücuda gelmiş hali gibi. Bu zavallı oğlan, Tanrıların saray entrikalarının arasında kalarak boyundan büyük işlere kalkışıyormuş gibi görünse de, aslında hiç fena bir performans sergilemiyor. Eee, ne de olsa Zeus’un oğlu. Efendim? Amerikalıların soy takıntısı mı? Nereden aklınıza geliyor böyle şeyler yahu? | Ukala herifin teki. Bir şeylerin arasında kaldığı filan yok. Kendi kendine maydonoz oluyor. Amerikan filmlerinde kahramanın başarılı addedilmesi için tek kriterin amacına ulaşması olması da sinir bozucu. Tüm ekip Perseus’un “Tanrıların silahlarını kullanmam” inadı yüzünden telef oluyor, Perseus’un aklı başına çok geç geliyor ama yine de başarılı. Bak sen. |
Ekip: |
|
| Filmde ekip üzerinde fazla durulmamış. Akıl hocası Ammon ve Andromeda bir süre sonra Joppa’ya geri dönüyorlar. Onun haricinde yanında kalanlar zaten Joppa’nın askerleri. Onların da pek bir karakter gelişimi filan yok. Savaşıp ölmekten başka bir iş yapmıyorlar. | Filmin selefini aştığı nadir noktalardan. Gülümsemeyen komutan, acemi ve korkak asker filan derken biraz daha akılda kalıyorlar. En azından ölmekten fazlasını yapıyorlar. Perseus’la felsefi tartışmalara bile giriyorlar. Ama bunların hiçbiri derin oldukları anlamına da gelmiyor. |
Joker Ekip Üyesi: |
|
| Zeus’un talimatı üzerine Perseus’a gönderilecek olan Bubo, sahibi Afrodit ayrılmaya kıyamadığı için altından, mekanik bir baykuşa dönüştürülür. Buraya kadar hadi neyse de, Bubo’nun iletişim için R2D2’vari sesler çıkarması biraz zorlama olmuş sanki. | Özal ve Küçük adındaki Türk kardeşler. Savaşa gitmek üzereyken “okeye dördüncü lazım mı abi?” edasıyla ekibe katılıyorlar. Bir anlamda hikâyenin şahitleri ki, bu da yine R2D2 – C3PO ilişkisi demek. Ama o da Akira Kurusowa’nın Gizli Kale filminden alınmamış mıydı zaten? |
Aşk Unsuru: |
|
| Perseus, Prenses Andromeda’nın yüreğini yakışıklılığı, iyiliği, cesareti ve şairane konuşmalarıyla çalıyor. Yani filmde aradaki aşkın neden ve nasıl yeşerdiğini açıkça görebilmek mümkün. Andromeda’ysa 50’lerin klasik Amerikan ev kadınlarının Antik Yunan versiyonu gibi biraz. | Esas kız rolü Andromeda’dan alınıp Io’ya verilmiş. Perseus, Io’nun kalbini çalmak için bir şey yapmıyor. Yapmasına da gerek yok. Sen esas oğlan, ben esas kız, ikimiz de yarı tanrı, ne çok ortak noktamız var, hooop güm! Bir ufak not, bazı kaynaklara göre mitolojide Io, Perseus’un büyük büyük ninesi. Iyyyk! |
Düşmanlar: |
|
| Calibos: Tanrıça Thetis’in oğlu, sağa sola zulmettiği için Zeus tarafından modifiye ediliyor. Görüntüsüne aldanmayın. Bildiğiniz şımarık çocuk. Perseus tarafından alt edilince annesine şikâyet ediyor.Stigyalı cadılar: Antik Yunan’ın yamyam kapitalistleri. Her şey kendi çıkarları için. Üstelik gerçekten yamyamlar.
Medusa: Güzelliğiyle Afrodit’e rakip olma cüretkârlığını gösterdiği için Afrodit tarafından modifiye ediliyor. Zeus, Afrodit’ten merhametliymiş. Bunu öğreniyoruz. Sürüngen – kadın kırması bir şeye dönüşen yılan saçlı Medusa’nın bakışları taşa çeviriyor. Aman dikkat. Kraken: Orangutan, köpekbalığı ve ahtapot kırması, dört kollu devasa yaratık. Medusa’nın bakışları hariç, hiçbir şey işlemiyor. |
|
Hayvanat Bahçesi: |
|
| Pegasus: Perseus’un seksi uçan atı.Dev akbaba: Calibos’un sadık hizmetkârı. Getir götür işlerine bakıyor. Başka bir marifetini göremiyoruz.
Dev akrepler: Bu mendeburlar, sıradan akreplerin Medusa’nın kanını içmesi sonucu ortaya çıkıyorlar. |
|
Olimpos: |
|
| Entrikalarının gırla gitmesi, mitolojideki Tanrı katından ziyade İngiliz kraliyet sarayını (Muhteşem Yüzyıl dizisi de olabilir) andırıyor. Ancak o atışmalar da Zeus’la sarayın kadınları arasında oluyor genellikle. Zeus haricindeki erkeklerden pek haber alınamıyor. Yetersiz. | İlk filmdeki yetersizliklerin giderilmesi için Tanrılar konseyine dönüştürülmüş ve ne hikmetse daha da yetersiz hale gelmiş. Sadece Zeus var, diğer Tanrılar konu mankeni. Zeus da şaka gibi olduğundan “tek kişilik ayaküstü güldürü” diyebiliriz. Ne yazık ki komik değil. |
Mitolojiye Sadakat: |
|
| Mitoloji tarumar edilmiş. Öncelikle filmde Titan yok. Olimpos’takiler tanrı. Titanlar, onlardan önce dünyaya hükmeden varlıklar ve tanrılar onları kovup Olimpos Dağı’nın tepesindeki koskoca saraya konuyorlar. Bu açığı kapatmak için Medusa’yla Kraken’e Titan deniyor ama Medusa bir gorgon. Kraken ise Titan olmak şöyle dursun, Yunan mitolojisine bile ait değil. Nors’lardan transfer edilmiş. Stigyalı Cadılar sonradan eklenmiş. Andromeda – Perseus aşkı farklı. Ayrıca zenci olması gereken Andromeda (Etiyopya prensesi kendisi) sarışın. Medusa’nın öldürülüş amacı da. Kısacası, mitolojiyle pek alakası kalmamış diyebiliriz. | İlk filmdeki hatalar yetmemiş olacak ki daha da ileri gidilmiş. Perseus yetim değil mesela. Hades de kötü değil zaten. Buna karşın Tanrılar, insanların dualarına muhtaç da değiller. Aksine, insanların burnundan getiriyorlar. Arap folklorundan Cin’ler dâhil edilmiş. Türkler’in o dönemde Yunanistan’da ne işi var belli değil. Mitolojide Io, Zeus’un baştan çıkarıp seviştikten sonra Hera’dan saklamak için ineğe çevirdiği bir kadın. Perseus’la hiç alakası yok. Pegasus siyaha boyanmış. Işın kılıcından bozma kılıç gibi şeylere hiç girmiyorum. Onun yerine şunu demekle yetiniyorum: İlk film mitolojiye sadık değil, yeniden çevrim ilk filme bile sadık değil. |
Anafikir: |
|
| Çok keskin bir adalet anlayışı olsa da Zeus’un zalimleri cezalandırıp iyi yürekli oğlunu kayırmasından şunu çıkarabiliriz: İyilik yaparsan Tanrılar sana yardım eder. | İşte bu kısım biraz garip. Film boyunca Zeus’u kovan Perseus, ne hikmetse filmin sonunda inanmaya başlıyor. Zeus da ölen Io’yu diriltiyor. Yani “imana gelen, kızı kapar”. |
Diğer: |
|
| Karakterler biraz karton ama yine de tutarlı. Star Trek the Motion Picture tarzı sakız gibi uzatılmış bakışma ve yolculuk sahnelerini bir kenara bırakırsak oldukça keyifli bir film. Görüntü efektleri döneminin ilerisinde. Stop motion (özellikle Pegsus’un yakalandığı sahneye dikkat) ve blue box (özellikle Argos’un yıkıldığı sahneye dikkat) tekniklerinin kitabı yazılmış. | Karakterler karton bile değil. Alayı tek boyutlu. “Hmm, bu adam gülümsemesin” diyerek derin ve inandırıcı karakterler yaratılamıyor, ey senaristler. Bu tür şeyler olsa olsa derin bir karakterin süsü olabilir. Bu kadar basit bir şeyi karakter diye yutturamazsınız. Yönetmenlik 0. Efektler alabildiğine yapay. 3B’a dönüştürme işi yapaylığı arttırmış olabilir. Bilemiyorum. |
Sonuç: |
|
| “Fantastik film olsun hikâye de anlatsın” diyorsanız ilk filmi izleyin. Yeniden çevrime göre karakterler ve öykü çok daha “görünür”. Ama “o kadar para verdik, ev sineması sistemim biraz gürültü çıkarsın, HD televizyonumun piksellerine doymak istiyorum” diyenlerdenseniz yenisini seçebilirsiniz. Böyle bir durumda eski film sizi sıkacaktır. | |





































![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)



Bu köşeye 1969 yapımı olan ve 2003′te yeniden çevrilen “Italian Job” filmlerini, bi’ zahmet onları karşılaştırılmısınız? Ne gibi ortak yanları var, farklıkları neler? Şimdiden teşekkürler.