Seyir Arenası: Clash of the Titans

1 Mayıs 2011 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: En Taze Hayaller, Seyirsel Magazin

Yeniden çevrimler Hollywood’un artık yavaş yavaş eskimeye başlayan taktiklerinden. Senelerdir kullanıyorlar. Bazı filmlerin üçüncü, dördüncü çevrimleri ortaya çıkmaya başladı artık. Hatta ufaktan kabak tadı verdiğini bile söylemek mümkün. Kabak tadı vermesinin ardında yapılan yeniden çevrimlerin orijinallerini mumla aratması (ve bulamadan mumun bitmesi) gibi sebepler de var tabii. Neyse. Yazımızın konusu malumun ilanı değil, Clash of the Titans (Titanların Savaşı). Birbirine benzer filmler, yeniden çevrimleri, yeni yorumları hatta belki bazen devam filmlerini birbiriyle kıyaslayacağımız bu yeni köşemizin ilk kurbanı. 1981 tarihli klasik çok ses getirmiş modern bir fantastik filmken yeniden filme alınması belki de kaçınılmazdı. Peki Louis Leterrier’in 2010 model Clash of the Titans filmi ilkiyle kıyaslandığında nasıl acaba?

Not: Tüm resimleri üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Konu:

Herkese ceza yağdıran Zeus, gayrı meşru çocuklarından yakışıklı Perseus söz konusu olduğunda kesenin ağzını açmakta, onu kayırmaktadır. Bu durum Olimpos’un kadın tayfasının (Hera ve Thetis) hoşuna gitmez. Thetis, kurda kuşa yem olsun diye Perseus’u Joppa’ya götürür. Ancak burada güzeller güzeli Andromeda’yla rastlayıp abayı yakan Perseus sadece kendisine yapılan bu haksızlığın üstesinden gelmekle kalmayacak, Andromeda’yla evlenip hakkı olan tahta da oturacaktır. Eli değmişken de Olimpos’taki saray entrikalarına son verecektir. Tanrılara başkaldıran insanların cezasını veren Hades, yanlışlık Perseus’un ailesini de eziverir. Tek başına kurtulan Perseus, ateistlerin şehri Argos’a gelir. Hades, Zeus’tan aldığı yetkiyle Argos’u cezalandırmak ister. Güneş tutulduğunda Prenses Andromeda’yı Kraken’e kurban edeceklerdir. Aksi takdirde Kraken bütün Argos’u yerle bir edecektir. Kurulan ekip Andromeda’yı kurtarmanın yollarını arar. Kendisi bile bilmemesine rağmen Perseus’un Zeus’un oğlu olduğunu bir şekilde öğrenen Argoslular, onu da ekibe katarlar.

Esas Oğlan:

Saf, temiz, yakışıklı ve sinek. 80’lerin naifliğinin vücuda gelmiş hali gibi. Bu zavallı oğlan, Tanrıların saray entrikalarının arasında kalarak boyundan büyük işlere kalkışıyormuş gibi görünse de, aslında hiç fena bir performans sergilemiyor. Eee, ne de olsa Zeus’un oğlu. Efendim? Amerikalıların soy takıntısı mı? Nereden aklınıza geliyor böyle şeyler yahu? Testosteron zehirlenmesinden müzdarip ukala. 2 kere salladıktan sonra kılıç kullanmayı filan öğreniyor. Bir de Amerikan filmlerinde kahramanın başarılı addedilmesi için tek kriterin amacına ulaşması olması da sinir bozucu. Tüm ekip Perseus’un “Tanrıların silahlarını kullanmam” inadı yüzünden telef oluyor, Perseus’un aklı herkes öldükten sonra başına geliyor ama yine de başarılı. Bak sen.

Ekip:

Filmde ekip üzerinde fazla durulmamış. Akıl hocası Ammon ve Andromeda bir süre sonra Joppa’ya geri dönüyorlar. Onun haricinde yanında kalanlar zaten Joppa’nın askerleri. Onların da pek bir karakter gelişimi filan yok. Savaşıp ölmekten başka bir iş yapmıyorlar. Değişen hiçbir şey yok. Hepsi silik. Sadece Draco biraz akılda kalıyor. Neden? Kızı öldürüldüğü için hiç gülümsemiyor da ondan. Ne kadar derin karakter, değil mi? “Tanrıların yüzüne tükürürken gülerim ancak” demesine rağmen Medusa tarafından harcanırken sırıtıyor.

Joker Ekip Üyesi:

Zeus’un talimatı üzerine Perseus’a gönderilecek olan Bubo, sahibi Afrodit ayrılmaya kıyamadığı için altından, mekanik bir baykuşa dönüştürülür. Buraya kadar hadi neyse de, Bubo’nun iletişim için R2D2’vari sesler çıkarması biraz zorlama olmuş sanki. Özal ve Küçük adındaki Türk kardeşler. Savaşa gitmek üzereyken “okeye dördüncü lazım mı abi?” edasıyla ekibe katılıyorlar. Pek de gereksizler. “Hikâyenin komik şahidi” klişesi için oluşturulmalarına rağmen (R2D2 – C3PO gibi) hikâyeye şahit de olmuyorlar. Filmin yarısında yoklar.

Aşk Unsuru:

Perseus, Prenses Andromeda’nın yüreğini yakışıklılığı, iyiliği, cesareti ve şairane konuşmalarıyla çalıyor. Yani filmde aradaki aşkın neden ve nasıl yeşerdiğini açıkça görebilmek mümkün. Andromeda’ysa 50’lerin klasik Amerikan ev kadınlarının Antik Yunan versiyonu gibi biraz. Esas kız rolü Andromeda’dan alınıp Io’ya verilmiş. Perseus, Io’nun kalbini çalmak için bir şey yapmıyor. Yapmasına da gerek yok. Sen esas oğlan, ben esas kız, ikimiz de yarı tanrı, ne çok ortak noktamız var, hooop güm! Gerçek mitolojide Io, Zeus’un seviştikten sonra Hera’dan gizlemek için ineğe çevirdiği kadın. Alakaya çay demle.

Düşmanlar:

  • Calibos: Tanrıça Thetis’in oğlu, sağa sola zulmettiği için Zeus tarafından modifiye ediliyor. Görüntüsüne aldanmayın. Bildiğiniz şımarık çocuk. Perseus tarafından alt edilince annesine şikâyet ediyor.
  • Stigyalı cadılar: Antik Yunan’ın yamyam kapitalistleri. Her şey kendi çıkarları için. Üstelik gerçekten yamyamlar.
  • Medusa: Güzelliğiyle Afrodit’e rakip olma cüretkârlığını gösterdiği için Afrodit tarafından modifiye ediliyor. Zeus, Afrodit’ten merhametliymiş. Bunu öğreniyoruz. Sürüngen – kadın kırması bir şeye dönüşen yılan saçlı Medusa’nın bakışları taşa çeviriyor. Aman dikkat.
  • Kraken: Orangutan, köpekbalığı ve ahtapot kırması, dört kollu devasa yaratık. Medusa’nın bakışları hariç, hiçbir şey işlemiyor.
  • Calibos: 2010 model Calibos’un arkaplan hikâyesi, orijinal filmdeki Acricius ve Calibos karakterleri birleştirilerek oluşturulmuş. Karısını idam ediyor, çirkinleşiyor, süper güçleniyor ve savaşıyor. Başka fonksiyonu yok!
  • Stigyalı Cadılar: Filmin bu sahnesi orijinaliyle neredeyse birebir aynı. Makyaj filan gayet iyi. Neden yalan söyledikleri muamma. Senarist içkiliyken yazmış o kısmı herhalde.
  • Medusa: Filmin orijinalini aştığı yegâne yer belki de. İnsan formundayken güzel. Yılan formundayken korkunç. İlk filmdekinden çok daha çevik, dişli ve korkunç bir düşman.
  • Kraken: Su Godzillası diyebiliriz. Çok büyük olduğu için sudan çıkması yarım saat filan sürüyor. O kadar kötü ve yapay görünüyor ki anlatamam.

Hayvanat Bahçesi:

  • Pegasus: Perseus’un seksi uçan atı.
  • Dev akbaba: Calibos’un sadık hizmetkârı. Getir götür işlerine bakıyor. Başka bir marifetini göremiyoruz.
  • Dev akrepler: Bu mendeburlar, sıradan akreplerin Medusa’nın kanını içmesi sonucu ortaya çıkıyorlar.
  • Dioskilos: Medusa’nın 2 başlı köpeği. Bir başka stop motion harikası. Ne yazık ki çabuk harcanıyor.
  • Pegasus: Bu filmde siyah. Büyük yaratıcılık. Bravo.
  • Dev akrepler: Dev akrepler de karizmayı çizdirenlerden. Önce ekibe kök söktürüyorlar, sonra binek hayvanına kadar düşüyorlar.
  • Hades’in harpileri: Pek kadına benzer yanları yok (harpi mitolojide yarı kuş, yarı kadın yaratık demek). Zamansız ortaya çıkıp kahramanımızı engellemeye çalışıyorlar.

Olimpos:

Entrikalarının gırla gitmesi, mitolojideki Tanrı katından ziyade İngiliz kraliyet sarayını (Muhteşem Yüzyıl dizisi de olabilir) andırıyor. Ancak o atışmalar da Zeus’la sarayın kadınları arasında oluyor genellikle. Zeus haricindeki erkeklerden pek haber alınamıyor. Yetersiz. İlk filmdeki yetersizliklerin giderilmesi için Tanrılar konseyine dönüştürülmüş ve ne hikmetse daha da yetersiz hale gelmiş. Sadece Zeus var, diğer Tanrılar konu mankeni. Zeus da şaka gibi olduğundan “tek kişilik ayaküstü güldürü” diyebiliriz. Ne yazık ki komik değil.

Mitolojiye Sadakat:

Mitoloji tarumar edilmiş. Öncelikle filmde Titan yok. Olimpos’takiler tanrı. Titanlar, onlardan önce dünyaya hükmeden varlıklar ve tanrılar onları kovup Olimpos Dağı’nın tepesindeki koskoca saraya konuyorlar. Bu açığı kapatmak için Medusa’yla Kraken’e Titan deniyor ama Medusa bir gorgon. Kraken ise Titan olmak şöyle dursun, Yunan mitolojisine bile ait değil. Nors’lardan transfer edilmiş. Stigyalı Cadılar sonradan eklenmiş. Andromeda – Perseus aşkı farklı. Ayrıca zenci olması gereken Andromeda (Etiyopya prensesi kendisi) sarışın. Medusa’nın öldürülüş amacı da. Kısacası, mitolojiyle pek alakası kalmamış diyebiliriz. İlk filmdeki hatalar yetmemiş olacak ki daha da ileri gidilmiş. Mitolojiye göre Perseus yetim değil mesela. Hades de kötü değil zaten. Buna karşın Tanrılar da insanların dualarına muhtaç değiller. Aksine, insanların burnundan getiriyorlar. Kraken yetmemiş olacak ki Arap folklorundan Cin’ler de transfer edilmiş. Türkler’in o dönemde Yunanistan’da ne işi var belli değil. Io’nun Perseus’la hiç alakası olmadığına yukarıda değinmiştik zaten. Pegasus siyaha boyanmış. Işın kılıcından bozma kılıç gibi şeylere hiç girmiyorum. Onun yerine şunu demekle yetiniyorum: İlk film mitolojiye sadık değil, yeniden çevrim ilk filme bile sadık değil.

Anafikir:

Çok keskin bir adalet anlayışı olsa da Zeus’un zalimleri cezalandırıp iyi yürekli oğlunu kayırmasından şunu çıkarabiliriz: İyilik yaparsan Tanrılar sana yardım eder. İşte bu kısım biraz garip. Film boyunca Zeus’u kovalayan Perseus, ne hikmetse filmin sonunda inanmaya başlıyor. Zeus da bunun üzerine ölen Io’yu diriltiyor. Ne desek? “İmana gelen, kızı kapar?”

Diğer:

Karakterler biraz karton ama yine de tutarlı. Star Trek the Motion Picture tarzı sakız gibi uzatılmış bakışma ve yolculuk sahnelerini bir kenara bırakırsak oldukça keyifli bir film. Görüntü efektleri döneminin ilerisinde. Stop motion (özellikle Pegsus’un yakalandığı sahneye dikkat) ve blue box (özellikle Argos’un yıkıldığı sahneye dikkat) tekniklerinin kitabı yazılmış. Karakterler karton bile değil. Alayı tek boyutlu. “Hmm, bu adam gülümsemesin” diyerek derin ve inandırıcı karakterler yaratılamıyor, ey senaristler. Bu tür şeyler olsa olsa derin bir karakterin süsü olabilir. Bu kadar basit bir şeyi karakter diye yutturamazsınız. Yönetmenlik 0. Efektler alabildiğine yapay. “3B’yi seyircinin gözüne sokalım” sahneleri ekstra kötü görünüyor. Filmin 3B çevrimi de olumsuz eleştiriler aldı zaten.

İşçilik:

Filmin kadrosunda Lawrence Olivier, Burgess Meredith gibi usta oyunculardan Ursula Andress gibi Bond kızlarına kadar pek çok isim var ve hepsi görevini yapıyor. Harry Hamlin’den Mark Hammil kokusu almak mümkün (adı bile benziyor). Yönetmen Desmond Davis, günümüz seyircilerinin gözüne giderek eskimiş görünen modern sinemanın son örneklerinden birini çekmiş. Ama iyi çekmiş. Filmin kadrosunda Pete Postlethwaite (toprağı bol olsun), Liam Neeson ve Ralph Fiennes gibi önemli isimler var ve film hiçbirinden faydalanamıyor. Gemma Artherton güzel olmaktan rol yapmaya fırsat bulamıyor. Sam Worthington cephesinde yeni bir şey yok. Bir tek Draco’yu canlandıran Mads Mikkelsen bir şeyler yapmaya çabalıyor. Louis Leterrier, post modern sinemaya bir çöp daha kazandırmış. Tebrik ederiz kendisini.

Sonuç:

80′lerin her yönüyle günümüz gişe sinemasından daha iyi olduğunu kanıtlıyor. 2010 model yeniden çevrim ne sunuyorsa, bu film de zamanında aynı şeyleri sunmuş. Ama bunu konuyu ve karakterleri kesinlikle boşlamadan yapmış. Üstelik, yeniden çevrimin aksine görüntü efektleri de yerli yerinde. “Fantastik film izlemek istiyorum ama konu da anlatsın” diyorsanız, izlemeniz gereken film bu. Hele bir de o dönemin filmlerine ilgi duyuyorsanız kaçırmayın. Orijinalini anlamayan (pek anlaşılmayacak bir şey de yok hâlbuki) bir yönetmenin ve senaristin elinden çıkma film ancak bu kadar olur. Sarışın kadının öldüğünde saçlarının siyahlaşması, günlük güneşlik güneş tutulması gibi saçmalıkların bini bir para. “O kadar para verdik, ev sineması sistemim biraz gürültü çıkarsın, HD televizyonumun piksellerine doymak istiyorum” diyenler haricinde kimseye tavsiye etmiyorum. O iş için de izleyebileceğiniz çok daha iyi filmler var.

Clash of the Titans (1981)

Yönetmen: Raymond Davis
Senaryo:
Beverley Cross
Yapımcı:
Charles H. Schneer, Ray Harryhausen
Yapım yılı:
1981
Oyuncular:
Harry Hamlin, Laurence Olivier, Burgess Meredith, Judy Bowker, Maggie Smith, Ursula Andress

IMDB

Clash of the Titans (2010)

Yönetmen: Louis Leterrier
Senaryo:
Phil Hay, Matt Manfredi
Yapımcı:
Basil Iwanyk, Kevin De La Noy
Yapım yılı:
2010
Oyuncular:
Sam Wortington, Liam Neeson, Ralph Fiennes, Gemma Arterton, Jason Flemyng, Alexa Davalos

IMDB | Filmin Resmî Sitesi

SH OF THE TITANS (1981)

CLASH OF THE TITANS (2010)

Konu:

Herkese ceza yağdıran Zeus, gayrı meşru çocuklarından yakışıklı Perseus söz konusu olduğunda kesenin ağzını açmakta, onu kayırmaktadır. Bu durum Olimpos’un kadın tayfasının hoşuna gitmez. Perseus’u Joppa’ya götürürler ve kurda kuşa yem olmasını beklerler. Ancak burada güzeller güzeli Andromeda’yla rastlayıp abayı yakan Perseus sadece kendisine yapılan bu haksızlığın üstesinden gelmekle kalmayacak, Andromeda’yla evlenip hakkı olan tahta da oturacaktır.

Esas Oğlan:

Saf, temiz, yakışıklı ve sinek. 80’lerin naifliğinin vücuda gelmiş hali gibi. Bu zavallı oğlan, Tanrıların saray entrikalarının arasında kalarak boyundan büyük işlere kalkışıyormuş gibi görünse de, aslında hiç fena bir performans sergilemiyor. Eee, ne de olsa Zeus’un oğlu. Efendim? Amerikalıların soy takıntısı mı? Nereden aklınıza geliyor böyle şeyler yahu? Ukala herifin teki. Bir şeylerin arasında kaldığı filan yok. Kendi kendine maydonoz oluyor. Amerikan filmlerinde kahramanın başarılı addedilmesi için tek kriterin amacına ulaşması olması da sinir bozucu. Tüm ekip Perseus’un “Tanrıların silahlarını kullanmam” inadı yüzünden telef oluyor, Perseus’un aklı başına çok geç geliyor ama yine de başarılı. Bak sen.

Ekip:

Filmde ekip üzerinde fazla durulmamış. Akıl hocası Ammon ve Andromeda bir süre sonra Joppa’ya geri dönüyorlar. Onun haricinde yanında kalanlar zaten Joppa’nın askerleri. Onların da pek bir karakter gelişimi filan yok. Savaşıp ölmekten başka bir iş yapmıyorlar. Filmin selefini aştığı nadir noktalardan. Gülümsemeyen komutan, acemi ve korkak asker filan derken biraz daha akılda kalıyorlar. En azından ölmekten fazlasını yapıyorlar. Perseus’la felsefi tartışmalara bile giriyorlar. Ama bunların hiçbiri derin oldukları anlamına da gelmiyor.

Joker Ekip Üyesi:

Zeus’un talimatı üzerine Perseus’a gönderilecek olan Bubo, sahibi Afrodit ayrılmaya kıyamadığı için altından, mekanik bir baykuşa dönüştürülür. Buraya kadar hadi neyse de, Bubo’nun iletişim için R2D2’vari sesler çıkarması biraz zorlama olmuş sanki. Özal ve Küçük adındaki Türk kardeşler. Savaşa gitmek üzereyken “okeye dördüncü lazım mı abi?” edasıyla ekibe katılıyorlar. Bir anlamda hikâyenin şahitleri ki, bu da yine R2D2 – C3PO ilişkisi demek. Ama o da Akira Kurusowa’nın Gizli Kale filminden alınmamış mıydı zaten?

Aşk Unsuru:

Perseus, Prenses Andromeda’nın yüreğini yakışıklılığı, iyiliği, cesareti ve şairane konuşmalarıyla çalıyor. Yani filmde aradaki aşkın neden ve nasıl yeşerdiğini açıkça görebilmek mümkün. Andromeda’ysa 50’lerin klasik Amerikan ev kadınlarının Antik Yunan versiyonu gibi biraz. Esas kız rolü Andromeda’dan alınıp Io’ya verilmiş. Perseus, Io’nun kalbini çalmak için bir şey yapmıyor. Yapmasına da gerek yok. Sen esas oğlan, ben esas kız, ikimiz de yarı tanrı, ne çok ortak noktamız var, hooop güm! Bir ufak not, bazı kaynaklara göre mitolojide Io, Perseus’un büyük büyük ninesi. Iyyyk!

Düşmanlar:

Calibos: Tanrıça Thetis’in oğlu, sağa sola zulmettiği için Zeus tarafından modifiye ediliyor. Görüntüsüne aldanmayın. Bildiğiniz şımarık çocuk. Perseus tarafından alt edilince annesine şikâyet ediyor.Stigyalı cadılar: Antik Yunan’ın yamyam kapitalistleri. Her şey kendi çıkarları için. Üstelik gerçekten yamyamlar. 

Medusa: Güzelliğiyle Afrodit’e rakip olma cüretkârlığını gösterdiği için Afrodit tarafından modifiye ediliyor. Zeus, Afrodit’ten merhametliymiş. Bunu öğreniyoruz. Sürüngen – kadın kırması bir şeye dönüşen yılan saçlı Medusa’nın bakışları taşa çeviriyor. Aman dikkat.

Kraken: Orangutan, köpekbalığı ve ahtapot kırması, dört kollu devasa yaratık. Medusa’nın bakışları hariç, hiçbir şey işlemiyor.

Hayvanat Bahçesi:

Pegasus: Perseus’un seksi uçan atı.Dev akbaba: Calibos’un sadık hizmetkârı. Getir götür işlerine bakıyor. Başka bir marifetini göremiyoruz. 

Dev akrepler: Bu mendeburlar, sıradan akreplerin Medusa’nın kanını içmesi sonucu ortaya çıkıyorlar.

Olimpos:

Entrikalarının gırla gitmesi, mitolojideki Tanrı katından ziyade İngiliz kraliyet sarayını (Muhteşem Yüzyıl dizisi de olabilir) andırıyor. Ancak o atışmalar da Zeus’la sarayın kadınları arasında oluyor genellikle. Zeus haricindeki erkeklerden pek haber alınamıyor. Yetersiz. İlk filmdeki yetersizliklerin giderilmesi için Tanrılar konseyine dönüştürülmüş ve ne hikmetse daha da yetersiz hale gelmiş. Sadece Zeus var, diğer Tanrılar konu mankeni. Zeus da şaka gibi olduğundan “tek kişilik ayaküstü güldürü” diyebiliriz. Ne yazık ki komik değil.

Mitolojiye Sadakat:

Mitoloji tarumar edilmiş. Öncelikle filmde Titan yok. Olimpos’takiler tanrı. Titanlar, onlardan önce dünyaya hükmeden varlıklar ve tanrılar onları kovup Olimpos Dağı’nın tepesindeki koskoca saraya konuyorlar. Bu açığı kapatmak için Medusa’yla Kraken’e Titan deniyor ama Medusa bir gorgon. Kraken ise Titan olmak şöyle dursun, Yunan mitolojisine bile ait değil. Nors’lardan transfer edilmiş. Stigyalı Cadılar sonradan eklenmiş. Andromeda – Perseus aşkı farklı. Ayrıca zenci olması gereken Andromeda (Etiyopya prensesi kendisi) sarışın. Medusa’nın öldürülüş amacı da. Kısacası, mitolojiyle pek alakası kalmamış diyebiliriz. İlk filmdeki hatalar yetmemiş olacak ki daha da ileri gidilmiş. Perseus yetim değil mesela. Hades de kötü değil zaten. Buna karşın Tanrılar, insanların dualarına muhtaç da değiller. Aksine, insanların burnundan getiriyorlar. Arap folklorundan Cin’ler dâhil edilmiş. Türkler’in o dönemde Yunanistan’da ne işi var belli değil. Mitolojide Io, Zeus’un baştan çıkarıp seviştikten sonra Hera’dan saklamak için ineğe çevirdiği bir kadın. Perseus’la hiç alakası yok. Pegasus siyaha boyanmış. Işın kılıcından bozma kılıç gibi şeylere hiç girmiyorum. Onun yerine şunu demekle yetiniyorum: İlk film mitolojiye sadık değil, yeniden çevrim ilk filme bile sadık değil.

Anafikir:

Çok keskin bir adalet anlayışı olsa da Zeus’un zalimleri cezalandırıp iyi yürekli oğlunu kayırmasından şunu çıkarabiliriz: İyilik yaparsan Tanrılar sana yardım eder. İşte bu kısım biraz garip. Film boyunca Zeus’u kovan Perseus, ne hikmetse filmin sonunda inanmaya başlıyor. Zeus da ölen Io’yu diriltiyor. Yani “imana gelen, kızı kapar”.

Diğer:

Karakterler biraz karton ama yine de tutarlı. Star Trek the Motion Picture tarzı sakız gibi uzatılmış bakışma ve yolculuk sahnelerini bir kenara bırakırsak oldukça keyifli bir film. Görüntü efektleri döneminin ilerisinde. Stop motion (özellikle Pegsus’un yakalandığı sahneye dikkat) ve blue box (özellikle Argos’un yıkıldığı sahneye dikkat) tekniklerinin kitabı yazılmış. Karakterler karton bile değil. Alayı tek boyutlu. “Hmm, bu adam gülümsemesin” diyerek derin ve inandırıcı karakterler yaratılamıyor, ey senaristler. Bu tür şeyler olsa olsa derin bir karakterin süsü olabilir. Bu kadar basit bir şeyi karakter diye yutturamazsınız. Yönetmenlik 0. Efektler alabildiğine yapay. 3B’a dönüştürme işi yapaylığı arttırmış olabilir. Bilemiyorum.

Sonuç:

“Fantastik film olsun hikâye de anlatsın” diyorsanız ilk filmi izleyin. Yeniden çevrime göre karakterler ve öykü çok daha “görünür”. Ama “o kadar para verdik, ev sineması sistemim biraz gürültü çıkarsın, HD televizyonumun piksellerine doymak istiyorum” diyenlerdenseniz yenisini seçebilirsiniz. Böyle bir durumda eski film sizi sıkacaktır.
Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Death Race: Bu parkurun dayısı benim!
Gone in 60 Seconds: Bir Amerikan Rüyası
Battle: Los Angeles / Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı (2011)
Star Trek 2'den bir iyi, bir de kötü haber
Rise of the Planet of the Apes 2 geliyor!

Yorumlar

“Seyir Arenası: Clash of the Titans” yazısı için 1 yorum gönderilmiş.
  1. OnurAlev diyor ki:

    Bu köşeye 1969 yapımı olan ve 2003′te yeniden çevrilen “Italian Job” filmlerini, bi’ zahmet onları karşılaştırılmısınız? Ne gibi ortak yanları var, farklıkları neler? Şimdiden teşekkürler.

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!