Thor: Kral olacak çocuk…
11 Mayıs 2011 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema
Süper kahraman filmleri, büyük emeklerle adam edildi. 1978 tarihli Richard Donner imzalı Süpermen’den Tim Burton’un Batman’ine kadar pek çok güzel film izledik bugüne dek. 90’larda ve 2000’lerde Daredevil, Elektra, Æon Flux gibi saçma sapan filmler çıksa da bunların yarattığı olumsuz etki Bryan Singer’ın X-Men filmleri, Christopher Nolan’ın Batman serisi, Sam Raimi’nin ilk iki Örümcek Adam’ı, Ang Lee’nin Hulk’u, Robert Rodriguez’in Sin City’si gibi kaliteli filmlerle dengelendi. Ancak el değiştiren Hulk, Wanted, Iron Man 2 filan derken vasat filmlerin sayısı maalesef iyi filmleri geçti. Arada Watchmen gibi sinema harikaları çıksa da, özellikle işi iyice fabrikasyona bağlayan Marvel uyarlamalarının kalitesinde gözle görülür bir düşüş var. Acaba Thor, bu durumun önüne geçebilecek bir film mi?

Filmin başında tedbirsiz, sorumsuz, yeniyetme Thor, Odin tarafından olgunlaşması için Dünya'ya sürülüyor.
Hikâyemiz Asgard’da başlıyor. Odin’in 2 oğlu, Thor ve kardeşi Loki arasında ta çocukluklarından gelen gizli bir rekabet vardır. Kardeşlerin karakterleri de birbirlerine taban tabana zıttır. Thor daha ateşli, daha “harekete dayalı” bir strateji benimserken Loki biraz daha sessiz ve derinden yürümeyi tercih eder. Sinsinin tekidir anlayacağınız. Buz Devleri günün birinde Asgard’a saldırı düzenler. Küçük bir ekibin gerçekleştirdiği saldırı geri püskürtülür ancak Thor, bu hareketin cezasız kalmaması gerektiğini düşünmektedir. Barışı korumanın en önemli şey olduğuna inanan babası Odin’in emrini dinlemeyen Thor, sonuçlarına aldırmadan Buz Devleri’nin diyarı Jotunheim’a saldırır. İlk başta küçük bir zafer kazanır, ancak sonunda köşeye sıkışır ve Odin tarafından kurtarılır. Tedbirsizliği yüzünden bir arkadaşının yaralanmasına sebep olmuş, Asgard’la Jotunheim savaşın eşiğine gelmiştir. Tahta çıkmasına ramak kala gerçekleşen bu olay, Odin’e Thor’un henüz yönetimin sorumluluğunu alacak olgunluğa gelmediğini düşündürür. Thor’u dünyaya sürgün eder. Olgunlaştıktan sonra kullanması için üzere büyülü çekiç Mjolnir’i de dünyaya gönderir. Dünya üzerinde Amerika’dan başka yer olmadığı için her ikisi de New Mexico’ya düşer. Thor, kendisine arabasıyla çarpan bilim adamı Jane Foster ve ekibiyle dünyaya uyum sağlamaya çalışırken SHIELD, Mjolnir Çekici’ni kimseye kaptırmamak istemektedir. Bu arada Asgard’da entrikanın bini bir paradır. Thor olgunlaştıktan sonra önce dünyayı, sonra Asgard’ı Buz Devleri’nin ve Loki’nin gazabından korumalıdır. Acaba bunu başarabilecek midir?

Hollywood, olgunlaşmanın formülünü bulmuş: Baba figürüyle içki iç, kızı öp, tamamdır.
Thor çizgi romanı 1962 yılında Stan Lee, Larry Lieber ve Jack Kirby tarafından yaratılmış. Bugüne dek geçen 49 hiç filme alınmamış. Bu bakımdan bakir bir alan olduğunu söylemek mümkün. Hem çizgi romanın, hem de filmin çıkış noktasını oluşturan “Mitolojik tanrı günümüzün dünyasına düşerse ne olur?” sorusunun da ilginç olduğunu söylemek mümkün. Ancak “hikâye devi” J. Michael Straczynski’yle Mark Protosevich’in hikâyesinden yola çıkarak Ashley Edward Miller, Zack Stentz ve Don Payne tarafından senaryolaştırılan filmin bu sorunun cevabını layığıyla verdiğini söylemek zor. Film pek çok şeyi aynı anda yapmaya çalışıyor ve hiçbirini tam layığıyla yerine getiremiyor. Asgard entrikaları, Thor’un dünyada geçirdiği zaman, SHIELD’ın yaptıkları ve aksiyon sahneleri olmak üzere 3 koldan ilerleyen hikâyenin hiçbir dalı seyirciyi tatmin etmiyor. Hepsinde bir oldu bitti havası var. SHIELD, filmde alabildiğine saf bir organizasyon olarak resmedilmiş ve hiç de gizli örgüt havası yok. Tepkileri, tavizleri, müsamahaları hiç gerçekçi değil. Hayati önem taşıyan, hatta hikâyenin bel kemiği diyebileceğimiz Thor’un erginlemesinin de aynı şekilde kotarılamamış olması senaryonun belini fena halde büküyor. Durumu şu şekilde özetleyebiliriz: Dünyaya düş, patavatsızca davran, patakla patakla Mjolnir’e ulaş ama olgunlaşmadığın için taştan sökeme (Kral Arthur mu? Nereden aklınıza geldi yahu?),baba figürüyle içki iç, kızı tavla ve bir anda olgunlaş. Yok artık daha neler! Kahveyi beğendiği için seramik kupayı yere atıp kırdıktan sonra “bir bardak daha getir hancı!” tadında haykıran Thor, bir anda mutfakta kahvaltı hazırlarken havluyu omzuna atacak kadar uyum sağlıyor dünyaya.

Shakespeare uyarlamalarıyla tanınan aktör Kenneth Branagh, yönetmenlik koltuğunda. Branagh, aksiyon sahnelerinin altından kalkamıyor. Kirli çekimler keyif vermiyor.
114 dakikalık süresi de, aslında üçleme çıkaracak kadar fazla hikâye içeren filmin olumsuzluklarına katkıda bulunuyor. Her şey es geçiliyor. Aksiyon ve savaş sahneleri kısa sürüyor. Genellikle Shakespeare uyarlamalarıyla kendinden söz ettiren Branagh’ın kirli çekimlerinin de bu duruma pek bir faydası olmuyor. Oyuncu kadrosunda son derece iyi isimler olmasına rağmen filmin bu özelliğinden faydalandığını söylemek güç. 3 Savaşçılar, yani Volstagg, Hogun ve Fandral’ın zaten toplasanız 5 dakika görünmesi ve filmin bu kadarcık sürede karakteri geçtim, “sempatik tipleme” bile yaratmaya tenezzül etmemesi Ray Stevenson, Tadanobu Asano ve Joshua Dallas’ın elini kolunu bağlıyor. Aynı şey Heimdall’ı canlandıran Idris Elba ve Leydi Sif’i canlandıran Jaimie Alexander için de geçerli. Rene Russo topu topu 5 cümle ediyor zaten. Stelan Skarsgard da öyle. Anthony Hopkins’se kolay para peşinde ve çocuklarını azarladığı sahneler hariç hiçbir varlık gösteremiyor. Clark Gregg, Iron Man’deki SHIELD ajanı Phil Coulson rolünde “sinema tarihinin en güleç yüzlü ajanı” ödülünü kazanabilir. Neyse ki Natalie Portman bir nebze daha iyi. V for Vendetta’daki Eve gibi bir şeyler beklemeyin ama karakteri ve buna bağlı olarak oyunculuğu film ortalamasının üzerinde. Eksantrik yardımcı Darcy Lewis’i canlandıran Kat Dennings’in, Loki’yi canlandıran Tom Hiddleston’la Laufey’i canlandıran, daha önce benzer rollerde pek çok kez (makyajsız olarak) izlediğimiz Colm Feore ise filmin bu anlamda öne çıkan isimleri. Thor’u canlandıran Chris Hemsworth’ünse görevini yerine getirmekten fazlasını yaptığını söylemek zor.

Resim, filmin özeti gibi. Arkaplandaki karakterler filmde o kadar silik ki. Hoş, ön plandaki Thor'un karakterinin de başarılı bir şekilde çizildiği söylenemez. Thor, bu ekibin vücuda getirebileceği en kötü film.
Thor, Kenneth Branagh, J. Michael Straczynski, Anthony Hopkins, Rene Russo, Natalie Portman, Stelan Skarsgard, Colm Feore gibi isimlerden oluşan bir kadronun çekebileceği en kötü film. Ancak bu kadroda ölüsü bile para eden pek çok kişi olduğundan film de “kötü” seviyesini aşıp “vasat” seviyesine ulaşabiliyor. 3 film çıkacak hikâyenin 114 dakikaya sıkıştırılmış olması, filmin en büyük sorunu olarak göze çarpıyor. İzlerken hoş vakit geçirebilirsiniz ama Thor, Marvel uyarlamalarındaki düşüşü durduracak olan film değil.
Künye:
Yönetmen: Kenneth Branagh
Senaryo: J. Michael Straczynski ve Mark Protosevich’in hikâyesinden Ashley Edward Miller, Zack Stentz, Don Payne
Yapımcı: Kevin Feige
Yapım yılı: 2011
Oyuncular: Chris Hemsworth, Natalie Portman, Tim Hiddleston, Stellan Skarsgard, Anthony Hopkins, Kat Dennings, Colm Feore, Idris Elba, Rene Russo, Ray Stevenson, Tadanobu Asano, Joshua Dallas, Jaimie Alexander, Clark Gregg












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)


