Gamer: Sistem eleştirisi nedir?

4 Temmuz 2011 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema

Son dönemde sinemada öyle zıpırlıklar izledim ki bildiklerimi sorgulamaya başladım. Bilimkurgu sineması görüntü efektlerine indirgendi. Aksiyon filmlerinde patlamadan başka bir şey görünmez oldu. İşin kötü yanı, bunların bir kısım sinema izleyicisi(!) nezdinde karşılık bulmuş olması. Ama en tehlikelisi yakın dönem sistem eleştirisi filmlerinde yaşanan dönüşüm. Bir yanda Fight Club gibi sağlam filmler, diğer yanda sinema sanatının eleştirel yanını budamaya yönelik, “sistem eleştirisi” kavramının içini boşaltan çöpler. Gamer (Oyuncu) da  “yakarım ben bu sistemi” iddiasıyla ortaya çıkıyor. Acaba bunu ne kadar başarabiliyor?

Slayers (Biçiciler) çok sert bir oyun.

Gamer, oyunların sanal karakterlerle değil, gerçek insanlarla oynandığı çivisi çıkmış bir gelecekte geçiyor. Ken Castle adında eksantrik bir programcı önce Society adında bir oyun üretmiştir. The Sims veya Second Life türevi olan bu oyun yeni geliştirilen bir nanoteknoloji sayesinde sanal avatarlarla değil, gerçek insanlarla oynanmaktadır. Bu insan hakları ihlâlini “Avatarlarımız bir de üstüne para alıyor, yani istihdam sağlıyoruz bir yerde” gibisinden neoliberal zırvalarla savunan Castle, bir gecede Bill Gates’ten bile zengin olmuştur. Tabii burada durmaz, hemen Societies’e benzer yeni bir proje geliştirir. Adı Slayers yeni oyunda idam mahkûmları günümüzün aksiyon oyunlarındaki gibi birbirlerini öldürecektir. Böylece hem Amerika bütçesinin büyük bölümünü emen hapishane sisteminin maliyetini düşürecek, hem de Castle servetine servet ekleyecektir. 30 turnuvayı kazanan idam mahkûmunun salıverildiği Slayers’ta Kable rumuzlu John Tillman ve oyuncusu Simon Silverton, 27 oyun kazanarak efsane olma yolunda hızla ilerlemektedir. Eski bir asker olan Kable, arkadaşını öldürdüğü için idama mahkûm edilmiştir. Diğer yandan Angie Tillman adında bir Societies avatarı da kızını geri almaya çalışmaktadır. Angie, aslında Kable’ın karısıdır. Humanz adlı Castle karşıtı bir grupsa Kable’ın durumundan Castle’ın sorumlu olduğunu iddia eder. Karısına ve çocuğuna tekrar kavuşmak isteyen Kable, Humanz sayesinde Slayers oyunundan kaçar ve Castle’dan intikamını almak üzere yola çıkar.

Filme adını veren "oyuncu". Konsol piyasasındaki "kinect" gibi gelişmeler filme dâhil edilmiş ama teknoloji çağında elle "dıkşın" diye ateş edecekmiş gibi silah yapıp video oyunu oynamak sizce de komik değil mi?

Endüstri sinemasının doğal bir uzvu olan eğlence sineması 2000’li yılların ilk 10 yarısında hiç de iyi bir sınav vermedi. 80’li yılların eğlencelik olsa bile hikâye anlatan, inandırıcı karakterler içeren filmleri, yerini bir konu yerine entrikaya dayanan, karakter yerine konu mankeni içeren, buna karşın efekt ve pazarlama bütçeleri çok daha yüksek olan teknoloji demolarına bıraktı. Bu durumu, güç kazanan muhafazakâr siyasetçilerin sanatı dize getirmek için birtakım kavramların içini boşaltma çabası olarak özetlemek mümkün. Gamer, bu tür filmlerin yeni bir örneği. Sistem eleştirisi yapıyormuş gibi görünen ama aslında hiçbir şey söylemeyen bir film. İlk bakışta vahşi liberal kapitalizmi ve bunun doğal sonucu olan faşizmi eleştiriyormuş gibi görünüyor. Ancak “gelecekte bilgisayar oyunları gerçek insanlarla oynanıyor” gibisinden tek bir cümle üzerinden bir inandırıcı bir ortam inşa etmek mümkün olmadığından film daha ilk dakikada kendi kalesine bir gol atıyor. Gamer, temelinde yatan fikri köpürtüp bir disütopya haline getirmek konusunda alabildiğine başarısız. Bunun en önemli sebebiyse Kable’ın hikâyesinden başka hiçbir şeyle ilgilenmemesi. Hayal gücü konusunda kısır olan film, geleceğin dünyasıyla ilgili bilgiler veren sahneler içermiyor.  Konunun “sağlık sistemi de çöktü” gibisinden birkaç replikle geçiştirilmeye çalışılmasıysa sinemanın en önemli kurallarından biri olan “söyletme, göster”in de ihlâl edildiği anlamına geliyor ve filmden alınan keyfi düşürüyor. Kable’ın Slayers oyunundan kaçtıktan sonra etrafta dolaşırken ortamın gösterilmesi ise beklentileri karşılamıyor. Zira bu sahnelerde görünen fakirlik ve varoşlar günümüzde de var olan şeyler ve filmin çizdiği gelecekle doğrudan bir alakası yok. Oysa bizim gözlerimiz o evrenin doğmasına sebep olan sebepler ve sonuçlarıyla ilgili şeyler arıyor.

Yapımcıların örnek aldıkları oyunları hiç oynamadıkları belli. Gamer dünyasında Sims, kiç bir saçmalığa dönüşmüş. Disütopya yaratılamamış olmasıysa yüksek cinsellik ve şiddet dozunun "gişe için zorlamışlar" intibaı uyandırmasına sebep oluyor.

Kahramanının sistemin içinde yaşayan sıradan bir insan veya sistemin mağduru değil de sistemin önemli parçalarından biri, bir asker olması da söylemin daha baştan inandırıcılığını kaybetmesini sağlıyor. Sırf aksiyona zemin hazırlasın diye yapılmış bu yanlış kahraman seçimi, başkarakter Kable’ın film boyunca hiçbir değişim göstermemesi sayesinde daha da çekilmez bir hal alıyor. Kable film boyunca sisteme saldırmıyor. Önce bir sistem muhalifine, sonra da bir özgürlük savaşçısına dönüşmüyor. Sadece kendisini kurtarmaya çalışıyor. Yani film “kendini ezdirme ama sisteme muhalefet de etme” diyor. Oysa söz konusu dönüşüm, Avatar’ı çöpe gitmekten kurtaran, Matrix’inse belkemiğini oluşturan en önemli şeydi. Hal böyle olunca filmin eleştirel söylemi işlemiyor ve Gamer, tıpkı Shooter gibi “sistem eleştirisi süsü verilmiş” filmler arasında yerini alıyor. Ha, bir de şaka gibi “bilgisayar oyunlarının insan psikoloji üzerindeki etkisi”ne dair bir söylem var ama bu da Amerika’daki garip gurup avukatların (isim vermeyeyim, baş harfi Jack Thompson) mesnetsiz popülist saçmalıklarından ileri gidemiyor. Bütün bunların yanında kafanızı kurcalayan ufak tefek şeyler de var. Mesela Castle kadar güçlü biri neden Kable’ın işini hapishanede bitirmek yerine Slayers adında bir şiddet turnuvası icat ediyor? Slayers’taki kayıt noktalarının işlevi nedir? Kable ölürse oyuncu kaldığı yerden yükleyerek devam edebilecek midir? Ve son olarak [dikkat, sürprizbozan!!!] Kable’la Angie’nin çocuğunu filmin kötü kahramanının evlât edinmiş olması ne kadar büyük bir rastlantıdır?

Kaybedenin öldüğü bir oyunda "kayıt noktası" ne işe yarar ki? Parazit efekti "video oyunu havası" vermekten ziyade çekimleri kirleterek aksiyon anlarından aldığınız keyfi törpülüyor.

Filmin işçiliğine gelince. Oyunculuk konusunda bir değerlendirme yapmak, filmdeki oyunculara haksızlık olur. Zira filmdeki erkekler kaslarını, kadınlar kalçalarını ve göğüslerini sergilemekten başka pek bir şey yapmıyor. Aslına bakarsanız yapabilecekleri başka şey de yok. Zira ortada bir karakter yok. Bu tür filmlerde deli dolu kötü adamları canlandıran oyuncular öne çıkar genellikle. Bu filmde de yer alan John Leguizamo, Spawn’da böyle bir performans sergilemişti mesela. Ama Gamer’ın kötüsü Ken Castle’ı canlandıran Michael C. Hall, Leguizamo’yu bırakın, Drive Angry’deki William Fichtner kadar bile olamıyor. Crank serisiyle tanınan Mark Neveldine – Brian Taylor ikilisinin de pek başarılı olmadığını söylemek mümkün. Kirli çekimler aksiyon sahnelerinden alınan keyfi törpülerken, sırf bir oyunu konu alıyor diye araya eklenen saçma sapan parazit efektleri durumu daha da kötüleştiriyor. Gamer, kötü senaryosunun yanında çok başarılı bir görsellik sunan The Book of Eli’nin aksine bu alanda da başarısız olunca geriye izlemek için pek bir sebep kalmıyor.

Eksantrik kötüler böyle filmlerde öne çıkar ama Michael C. Hall, canlandırdığı Castle tiplemesiyle bunu yapamıyor.

Gamer, Hollywood’un  yakın dönemde ortaya çıkan çarpık eğlence sineması örneklerinden biri. Filmin senaryosu da, işçiliği de sınıfta kalıyor. Aksiyon delisi olsanız bile kirli çekimler yüzünden filmden alacağınız keyif sınırlı. Sanal gerçeklik, aksiyon ve sistem eleştirisi anahtar sözcüklerini içeren bir film izlemeyi çok istiyorsanız, Avatar’ı, Matrix’i, Dark City’yi veya Arnold Schwarzennegger’li 80’ler klasiği The Running Man’i 10.000. kez izlemek bile size çok daha iyi bir seçim olacaktır. Kısacası Gamer’ı seyretmek için hiçbir sebebiniz yok. Ben bir hata yaptım, siz yapmayın. Kaçın bu filmden. Kaçın ve kendinizi kurtarın.

Künye:

Yönetmen ve Senaryo: Mark Neveldine & Brian Taylor
Yapımcı:
Tom Rosenberg, Gary Lucchesi, Richard Wright, Skip Williamson
Yapım yılı:
2009
Oyuncular:
Gerard Butler, Amber Valletta, Michael C. Hall, Logan Lerman, Kyra Sedwick, Chris Bridges, Keith David

IMDB | Filmin Resmî Sitesi

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Eagle Eye: Kaş yapayım derken kartal gözü çıkarmak
Eller, eller eller
Green Hornet: Hollywood’a Fransız kalmak
Transformers 3: Yeni bir çöp mü, eğlence sineması mı?
G.I. Joe: Retaliation fragmanı yayınlandı

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!