Rango: Suyu arayan bukalemun
3 Ağustos 2011 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema
Gore Verbinski, ta ilk filmi Mouse Hunt’tan beri takip ve takdir ettiğim bir yönetmen. Daha sonra çektiği The Ring’den (Halka) Pirates of the Carribbean (Karayip Korsanları) üçlemesine kadar her filmde işini ciddiye aldığını göstermiş bir isim. Senarist John Logan’ın da özgeçmişinde Any Given Sunday (Kazanma Hırsı), Gladiator (Gladyatör), Sweeney Todd ve The Last Samurai (Son Samuray) gibi referanslar var. İşte bu iki beyin, western filmleriyle sistem eleştirisini harmanlayan, komedi ve aksiyon sosunu ekleyen Rango adlı animasyonla ILM’nin gücünü de arkalarına alarak piyasa lideri Pixar’ın karşısına çıkıyor.

Rango, korkulu anlardan sonra zaten Dirt kasabasına gitmekte olan Beans'e rastlıyor. İkili bir daha hiç ayrılmıyor.
Evcil bir bukalemun olan Rango, can sıkıntısından kafası ve bacakları olmayan bir Barbie bebekten, kurmalı, mekanik bir balıktan ve ölü bir böcekten luşan arkadaşlarıyla çeşitli oyunlar oynamaktadır. Günün birinde sahipleriyle birlikte giderken bir kaza sonucu cam haznesi arabadan düşer ve kırılır. Yolun ortasında, karşıya geçmeye çalışırken araba tarafından ezilen Roadkill (isme dikkat) adlı bilge bir armadillo, Rango’yu Dirt kasabasına yönlendirir. Rango, heyecan dolu anlar yaşadıktan sonra zaten Dirt kasabasına gitmekte olan Beans adlı bir iguanaya rastlar. Böylece Dirt’e gelir. Amacı kendini bulmaktır. Ancak Dirt’ün de aradığı bir şey vardır: Su. Kasabanın bir haftadan az suyu kalmıştır ve herkes arazisini belediye başkanına satıp kasabayı terk etmek derdindedir. Kasabayı terk etmek istemeyenlerse gelecek konusunda hiç ümitli değildir. Sıkıntıdan oynadığı oyunlar sayesinde hayal gücü çok geniş olan Rango, kendiyle ilgili olarak uydurduğu kahramanlık hikâyeleri sayesinde kısa sürede itibar kazanıp halkın umudu haline gelir ve kasabanın pek de güven telkin etmeyen belediye başkanı tarafından şerif olarak atanır. Artık Rango’nun kendini arayışıyla Dirt’ün suyu arayışı ayrılmaz bir şekilde birleşmiştir ve biri olmadan diğerinin gerçekleşmesi imkânsızdır. Rango, dönen entrikalara rağmen Dirt kasabasına suyu getirmeye çalışır.

Filmde suyun "petrol teşbihi" olmasının tek sebebi Dallas dizisinden fırlamış gibi duran belediye başkanı değil. Bu yönde kasaba halkının suya ulaşmak için türlü taklalar atmasından suyun medeniyetle eşdeğer tutulmasına, hatta yerden fışkırmasına kadar pek çok ipucu var.
İşte bu konu, çok ciddi bir sistem eleştirisi içeriyor. Film, öncelikle su gibi hayati bir sıvıyı arzu nesnesi haline getiriyor ki, bu noktada petrolle ilgili alt okumalar yapmak mümkün. Daha sonra kıtlıklar, spekülasyonlar, ölümü gösterip sıtmaya razı etmeler, karşılarına çıkanları saf dışı bırakmalar filan derken yüzünü Ronald Reagan’dan, huyunu Dallas’taki JR’dan alan belediye başkanı toplumun her kesimini kendi çıkarı uğruna ayrı ayrı manipüle ediyor. Her şey bittikten sonra da olan biten haksızlıklar, akan kanlar “gelişim” sözcüğüyle pazarlanıyor. Neyse ki gerçek dünyadakinin aksine, filmde Rango gibisinden bu tekere çomak sokabilecek bir kahraman var da olaylar asla son raddeye gelmiyor. Dirt kasabasının kurtuluşu, Rango’nun kimlik bunalımlarını çözmesine bağlı. Yani senaryoda kahramanın yolculuğuyla entrika el ele ilerliyor. Senarist John Logan, Rango’nun kimlik bunalımını hiçbir zaman boşlamıyor ve filmin sonunda sorun çözülene dek çeşitli numaralarla hep gündemde tutuyor. Ancak bu türden “kendini arayan kahraman” hikâyelerine yeni bir şey getirdiğini söylemek de güç. Neyse ki Rango, klişeleriyle dalga geçme erdemine sahip. Filmin güldürü yönü kuvvetli ama John Logan’la yönetmen Gore Verbinski’nin yaptığı her esprinin yerini bulduğunu söylemek zor. Filmin süresi onun yerine sönük kalan yan karakterlerin tanıtımına harcansaymış daha faydalı olurmuş. Yine de Rango’nun yazınsal kalitesinin sınıfı geçtiği muhakkak.

Rango'nun kasabadakilerin yürüyüşlerini taklit ettiği sahne hem karakterin kimlik arayışını anlatmaya, hem de Duygu Yakalama (eMotion Capture) tekniğinin yeteneklerini sergilemesine yardımcı oluyor.
Gore Verbinski, film gösterime girmeden önce yaptığı açıklamalarda “Herkes hareket yakalama (motion capture) konusuna eğiliyor. Bizse bu filmde “duygu yakalama” (emotion capture) adında yeni bir teknik kullanıyoruz” minvalinde şeyler söylemişti. Hatta bu lafı James Cameron’a atılan bir taş olarak değerlendirenler bile olmuştu. Rango’da kullanılan yeni tekniğin filmi bambaşka bir şeye dönüştürdüğünü söylemek zor ama özellikle bir-iki sahnede parladığı kesin. Rango’nun Dirt kasabasına ilk geldiğinde etraftakilerin yürüyüşünü taklit etmesi buna güzel bir örnek ve hem karakterin kendini arayışının anlatılmasına katkıda bulunuyor, hem de duygu yakalama tekniğinin yeteneklerini göstermek için güzel bir fırsat sunuyor. Bazı yerlerde karakterlerin yüz ifadelerinin aklından geçenleri özetlemek maksadıyla kullanılabilmesi de bu teknolojinin nimetlerinden. Galiba “duygu yakalama” adı verilen bu teknik, Rango’nun işçiliğinin genel kusursuzluğunun içinde biraz kayboluyor ve bu yüzden beklendiği kadar büyük bir etki yaratamıyor. Evet, ILM (Industrial Light and Magic), Rango’da kusursuz bir iş çıkarmış ve ilk uzun metraj animasyonunun altından alnının akıyla çıkmış. Film mükemmel görünüyor. Kadrodaki isimlerin çabaları, Rango’nun seslendirme alanında da ışıldamasını sağlıyor. Gore Verbinski ise aksiyon – güldürü – gerilim üçgeninde güçlü olduğu yönleri konuşturuyor ve filmde yer yer yönetmenin diğer filmlerinin havasını yakalamak mümkün: Karayip Korsanları’nın aksiyonu, Mouse Hunt’un komedisi ve The Ring’in gerilimi.

Gore Verbinski, Karayip Korsanları filmlerindeki aksiyon tarzını ILM'nin gücüyle bir kez daha perdeye taşımış.
Son tahlilde Gore Verbinski’nin Dreamworks’ün 10 küsur filmde çözemediğini tek filmle hallettiğini, Pixar’la mücadelede (böyle yazınca Pixar bir süne zararlısı türüymüş gibi oldu, ayıp oldu) doğru formülü bulduğunu söylemek mümkün: Pixar’ın iyi yaptığı şeylerin alanına girmemek, başka bir deyişle Pixar’a rakip değil, alternatif olmak. Bu, işin ticari yönü. Sanatsal yönüne baktığımızda Rango’nun kusurlarına rağmen güçlü bir hikâyeye ve birinci sınıf işçiliğe sahip oldukça keyifli bir animasyon olduğunu görüyoruz.
Künye:
Yönetmen: Gore Verbisnki
Senaryo: John Logan
Yapımcı: Gore Verbinski, Graham King, John B. Carls
Yapım yılı: 2011
Oyuncular: Johnny Depp, Isla Fisher, Abigail Breslin, Alfred Molina, Bill Nighy, Harry Dean Stanton, Ray Winestone, Timothy Olyphant, Ned Beatty, Claudia Black












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)



Sevmedim…
Pixar alıştırdı bunları. Pixar’ın her biri bir başyapıt sayılacak aminasyonlarından sonra sandılar ki “animasyon yaparsak mutlaka tutar”…
Öyle değil işte kardeşim, her animasyon güzel olacak diye bir kaide yok. Rango da o animasyonlardan biri. Ama sevmeme nedenim bu değil.
Nedir peki?
Şudur;
filmdeki her bir karakter, çocukluğumuzun üç elma boyundaki Şirinler’inden arak. Belediye başkanı Gargamel, etrafındaki tetikçiler Gargamel’in kedisi, mazlum kasaba ahalisi ise Şirinler.
Üstüne istediğinizi ekleyin, mutlaka bir karşılığını bulursunuz.
Ayrıca Rango’nun “the one” olduğunu, “Messiah” olduğunu fark etmediğimizi mi sandınız? Ne zaman vazgeçeceksiniz ezilen halkların kurtuluşunu tek bir “the chosen one” a yüklemeyi? Yer mi bunu Anadolu çocuğu? Yemez.
Öte yandan kapitalizm eleştirisi yapmanın tek yolu ezilen halklar sömürüsüne sığınmak değildir. Liberallerle azıcık teşrik-i mesaide bulunsun. Bu da yönetmenin kulağını küpe olsun.
Hulasa; azıcık orijinal olun.
9 gibi animasyonlarla gelin bana.
I ıh. Cık. Hayır. No. Nein. Non. Nyet.
Rango pek çok şey olabilir ama The One veya mesih değil. Aslında kafanın neden karıştığını biliyorum. Rango’yla Neo arasında pek çok ortak nokta var ve Matrix’in sonunda Neo mesih çıkıyor ama Rango’yla Neo arasındaki benzerlikler başka bir yerden kaynaklanıyor. Eski Yunan mitolojilerinden günümüze “kahraman” anlayışı pek değişmedi. Kahraman önce çelişkinin arasında kalır. Önce çevresindekiler onu kahraman olarak görür. Ancak kahraman, henüz kahraman olduğunun farkında değildir. Bunun farkına vardığı anda gerçekten kahraman olur ve çelişkiyi çözer. Bu durum Joseph Campbell’in “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” kitabında geniş olarak anlatılmaktadır ve Hıristiyanlıktan daha eskiye dayanmaktadır. Zaten İncil’e göre Mesih’in kendini araması, “Hakikaten Mesih miyim ki acaba?” demesi, Mesih olduğuna kanaat getirdikten sonra Deccal’i yenmesi gibi bir şey söz konusu değildir. Kısacası, Anadolu çocuğu özgünlük konusunda haklıdır ama Mesih söz konusu olduğunda analizin kulağına su kaçırmış olabilir. Her sakallı mesih değildir.
emeğinize sağlık..başarılar dilerim..