Green Hornet: Hollywood’a Fransız kalmak
26 Eylül 2011 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema
Bağımsız filmlerden gelip gişe filmi yönetmenliğine geçen pek çok isim var. Üstelik son derece de başarılılar. Guillermo del Toro, Christopher Nolan, Bryan Singer ve bu furyaya son olarak eklenen Duncan Jones bu furyanın başarılı yüzünü oluştururken Alex Proyas gibi “bozulan” yönetmenler de mevcut. Video klip ve reklâm yönetmenliğinden gelen Michel Gondry de büyük çıkışını bir bağımsız filmle, 2004 tarihli Eternal Sunshine of the Spotless Mind’la (Sil Baştan) yapmıştı. Green Hornet ise, bağımsız filmleriyle büyük övgü toplayan yönetmenin ilk gişe filmi denemesi. Acaba Gondry de kendini başarılı yönetmenlerin arasına yazdırabilecek mi?

Britt Reid, babasının üzerinde yarattığı baskıyı sorumsuzca eğlendiği partilerle bünyesinden çıkarıyor. Ancak film boyunca büyük değişiklikler yaşamasına rağmen pek geliştiği söylenemez.
Britt Reid, Los Angeles’ın basın kralı James Reid’in 28 yaşındaki bencil ve hayatı umursamayan oğludur. James Reid dürüst gazeteciliğiyle ün salmıştır ve oğluna bu meziyetleri aktaramadığını düşündüğü için her gün başının etini yemektedir. Ancak Britt’le babası arasındaki ilişki çok küçük yaşlarda kopmuştur ve tamiri mümkün değildir. James Reid, günün birinde arı sokmasına gösterdiği alerjik reaksiyon sonucu hayatını kaybeder ve kurduğu medya imparatorluğu oğlu Britt’e kalır. Britt başlangıçta gazeteyi umursamaz. Evinde çalışan ve babasının işe aldığı herkesi de kovar. Biri hariç: Mekanik dehası Kato. Çocukluğunun intikamını almak isteyen Britt, Kato’yla birlikte babasının mezarının başına dikilen heykelin kafasını kesmeye gider. Bu arada saldırıya uğrayan bir çifti de sokak serserilerinden kurtarırlar. Bu kurtarma işi hoşlarına gider. Kato’nun mekanik dehasını da kullanarak özel silah ve arabalarla adaleti sağlamaya karar verirler. Ancak karşılarında Chudnofsky adında, korkunç imajına büyük önem veren ve şehirdeki tüm suç örgütlerini tek çatı altında toplamış olan dişli bir rakip vardır. Britt, bir yandan elindeki medya gücünü kullanarak Yeşil Yabanarısı takma adıyla atıldığı kahramanlık serüvenleriyle halkı ve yetkilileri manipüle ederken, diğer yandan Chudnofsky’nin işini bitirmeye çalışır. Bu noktada işe sekreter olarak giren ama kriminoloji eğitimi sayesinde suçlular hakkında pek çok şey bilen Lenore Case de kendilerine bilmeden yardımcı olacaktır. Ancak Britt, bu yolculukta Chudnofsky’nin ilişkilerinin ne kadar derine gittiğini ve babasının meslek hayatıyla ölümünün ardında yatan rahatsız edici gerçekleri de öğrenecektir.

Chudnofsky'nin imajına verdiği önem, Britt Reid'in babasının ölümüne verdiği önemden daha fazla.
Green Hornet’in başına otururken fazlaca bir beklentim yoktu. İncelemesini yazarken de “bir Eternal Sunshine değil ama yine de” gibisinden cümleler kullanmaya razıydım. Ama bunu bile yapamıyorum maalesef. Green Hornet, Gondy’nin eski işlerinin yanına bile yaklaşamıyor. Bunun önce çıkan 2 tane sebebi var. Bunlardan ilki, umursamazlık sorunu. Aslında bu sadece bu filme has bir şey değil, son dönemdeki pek çok eğlence sineması örneğinde rastlanan bir sorun. Filmin baş karakteri Britt Reid hiçbir şeyi umursamıyor. Ne babasının ölümünü, ne aile mesleği olan gazeteciliği, ne yaptıklarının sonuçlarını, ne de karşısındakinin fikir ve duygularını. Hatta hayatı boyunca babasının şan şeref söylemlerinin baskısı altında büyüyen bu adam, babasının şerefsizin önde gideni çıkmasını bile umursamıyor ki bu, filmin ilk sahnesinden beri vurgulanan bencilliğiyle taban tabana zıt bir şey. Zira bu gerçeğin ortaya çıkışı, babası ölmüş olsa da işittiği onca azarın, onca aşağılamanın intikamı aslında. Film boyunca “umursanan” tek şey, Chudnofsky’nin korkunç imajı. Hal böyle olunca siz de seyirci olarak karakterlerin başına gelenleri pek umursamıyorsunuz.

Cameron Diaz'ın filmdeki rolü, akıllara Charlie'nin Melekleri'ndeki karakterini getiriyor.
Göze çarpan diğer sorunsa Seth Rogen’in gişe filmi olmanın gereklerini yerine getirmeye çalışan senaryosuyla Gondry arasındaki kan uyuşmazlığı. Sanki Gondry bu göreve atanmış ve sete görev icabı, ayakları geri geri giderek gelmiş gibi. Görevini yapmış mı? Kesinlikle evet. Özellikle dövüş sahnelerinden bazıları göz dolduruyor ama Michel Gondry söz konusu olduğunda daha büyük bir zekâ, hatta bir deha bekliyorsunuz ama maalesef göremiyorsunuz. Gondry’nin film boyunca olanları veya karakterleri umursadığına dair en ufak bir ipucu bile göremeyeceksiniz. Sorun o kadar belirgin ki, uyarlaması yapılan çizgi romanın yönetmenin tarzına uygun olmadığını bile düşünüyorsunuz. Ancak benim gözümde Gondry’nin Tim Burton, Christopher Nolan gibi fikri mülkleri kendi tarzlarına göre eğip büken ve yönetmenlerden eksiği olmadığından böyle bir ihtimalin olmadığını düşünüyorum. Gondry tarzından ne kadar uzaksa, oyuncuların performansları da o kadar tanıdık. Nedense Muppet Show’daki Fuzzy’ye benzettiğim Seth Rogen, her zamanki performansını veriyor. Cameron Diaz, Charlie’nin Melekleri filmindeki rolünü tekrar ederken gazete patronunu canlandıran Edward James Olmos akıllara çok uzaklardan Miami Vice’ı getiriyor. Neyse ki Christoph Waltz, “Hans Landa’nın biraz daha komiği” tuzağına düşmemeyi biliyor ve film için çabalayan tek isim unvanını alıyor. Tom Wilkinson, In the Bedroom gibi filmlerde gösterdiği Oscar’lık performansın çok uzağında. Kato’yu canlandıran Jay Chou ise Christoph Waltz’dan sonra en çok çabalayan isim olarak göze çarpıyor.

Michel Gondry, bazı kamera açıları ve dövüş sahneleriyle tarzını belli ediyor ama bu, senaryoda da pay sahibi olan Seth Rogen'in benimsediği Hollywood tarzıyla arasındaki kan uyuşmazlığını gizleyemiyor.
Bağımsızlıktan gişe filmlerine geçiş yapan yönetmenlerin başarısının sırrı, eski alışkanlıklarını koruyabilmeleri. Ne kadar popüler olurlarsa olsunlar onlar için “Christopher Nolan filmi, Guillermo del Toro eseri” demek mümkün. Alex Proyas’ın başarısız olduğu nokta da buydu. I Robot’ta (Ben Robot) ve Knowing’de (Kehanet) kendi tarzını giderek daha çok bastırdı ve geriye pek de bir şey kalmadı. Gondy için de aynı şeyin geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Hem kendinden hiçbir şey katmadığından, hem de Luc Besson gibi zaten Hollywood’a yatkın bir tarzı olmadığından Green Hornet, potansiyelinin onda birini bile kullanamıyor ve Gondry’nin kariyerinde büyük bir geri adım olma niteliği taşıyor. Bu fırsat kaçtı. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.
Künye:
Yönetmen: Michel Gondry
Senaryo: Seth Rogen, Evan Goldberg
Yapımcı: Neal H. Moritz
Yapım yılı: 2011
Oyuncular: Seth Rogen, Jay Chou, Christoph Waltz, Cameron Diaz, Edward James Olmos, David Harbour, Tom Wilkinson












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)


