Source Code: Makine dilinde insan hikâyesi
4 Ekim 2011 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema
Moon (Ay) filmi ülkemizde gösterime girerken yönetmen Duncan Jones’un David Bowie’nin oğlu olarak anılmak istemediğini söyleyen haberler çıkmaya başladı. Oysa dağıtım haklarını bağımsız bir şirketten satın alan Sony Pictures, filmi doğrudan DVD’ye çıkarmayı planlıyordu. Fakat filmin 2009 Sundance film festivalinde gördüğü ilgi üzerine sinemalarda gösterime sokmaya karar verdi. Kısacası Moon, hiçbir zaman “David Bowie’nin oğlunun filmi” diye pazarlanmamıştı. Bu kadar iyi bir film olmasaydı, kimse Duncan Jones’un David Bowie’nin oğlu olduğunu bilmeyecekti. Duncan Jones birilerinin oğlu değil, iyi bir yönetmendi sadece. Ve aynı Duncan Jones, ikinci filmi Source Code (Yaşam Kaynağı) ile karşımızda.

Colter Stevens'ın uyandıktan sonra gördüğü ilk manzara güzeller güzeli Catherine oluyor.
Film başını cama dayayıp uyuya Colter Stevens’ın uyanmasıyla açılıyor. Stevens kendisini bir trende buluyor. Neler olduğunu, oraya nasıl geldiğini, karşısındaki güzel kadının kim olduğunu araştırmaya çalışırken tren patlıyor. Trenin içindeki hemen herkes hayatını kaybediyor. Stevens’sa kendini çok küçük bir kapsülde, bir koltuğa bağlı olarak buluyor. Etrafında bulunan monitörlerden birinde bir kadın yüzü kendisiyle ilişki kuruyor. Goodwin adındaki bu kadından adının Colter Stevens olduğunu, Afganistan’da bir savaş pilotu olduğunu ve şu anda Kaynak Kodu adlı özel bir makinenin içinde olduğunu öğreniyor. İnsan hafızasında öldükten sonra kısa bir süreliğine devam eden elektriksel hareketliliği kullanarak zamanda belli bir nokta seçiliyor ve kuantum fiziği kullanılarak o noktaya gidiliyor. Gidilen zaman sınırlı: Felâketin 8 dakika öncesine gidiliyor. Yani kahramanın her seferinde felâketi önlemesi için 8 dakikası oluyor. Süre sınırlı ama kuantum fiziği sayesinde ihtimaller sınırsız. Colter Stevens, geçmişe her dönüşünde farklı bir şey yaşıyor. Bir yandan hakkındaki acı gerçekleri öğrenmeye çalışan Stevens, karşısında oturan güzel Catherine’e de âşık oluyor. Bu da olayı engellemek için kendisine bir sebep daha veriyor. Acaba kahramanımız, olayı engellemeye başarabilecek mi? Dahası, Kaynak Kodu’nun yaratıcısının geçmişi değiştirmenin imkânsız olduğunu söylediğini hesaba katarsak, böyle bir başarı neye yarayacak?

Film, bir uyanışla başlıyor.
Zamanda yolculuk veya “aynı günü yaşama” üzerine kurulu filmler, insanın bir rutini kırarak kendi sınırlarını aşmasını anlatır. Back to the Future’da (Geleceğe Dönüş), Marty McFly’ın sosyal statüsünün kendisini hapsettiği duvarları yıkma çabasını görürüz. McFly bunun için zamanda geriye gider ve kendi babasına baba figürü olmak zorunda kalır. Groundhod Day’de (Bugün Aslında Dündü) ise aynı günün tekrarı, Phil Connors’a kusurlarını düzeltmesi için bir fırsat sunar. Her iki filmde de karakterlerin geliştiklerini ve sosyal statülerinin yükseldiğini görürüz. Source Code da bir “rutini kırma” hikâyesi. Bu anlamda bu iki filmle akraba sayılır. Fakat bu sefer daha toplumsal bir evrimden bahsetmek gerekiyor. Source Code’da Kırılmaya çalışılan rutin, terör eylemlerinin toplumlar üzerinde yarattığı travma olarak göze çarpıyor. Baş karakter Colter Stevens’ın aslen Afganistan’da çarpışan bir pilot olması, büyük bir terör olayının meydana gelmesi ve yenilerinin meydana gelmesinin engellenmesi için gösterilen çabalar, bu uğurda insan haklarının göz ardı edilmesi (Colter Stevens’ın kendi hakkındaki gerçekleri öğrendiği an) 11 Eylül’ün filmdeki yankıları. Kaynak Kodu’nu geliştiren Dr. Rutledge faşizan bir zihniyetle böyle bir durumda insan haklarını ihlâl etmek konusunda bir beis görmezken Colter Stevens’ın terörün önlenebileceğini, insanlığa sığmayacak uygulamalara ihtiyaç olmadığını göstermesi manidar. Kaynak Kodu küçük, hapishane hücresini andıran boyutlarda ve içinden çıkılması imkânsız olan bir kapsül olarak tasarlanmış. Sıradan Amerikalı’yı temsil eden Colter Stevens, kendisini hapseden bu sınırlardan kimsenin özgürlüğüne dokunmadan, sadece suçluyu cezalandırarak kurtuluyor ve toplumlara evrilmeleri için hedef gösteriyor. Hikâyenin kahramanının normal olarak yaptığı bir işi yaşadığı felâket sonucunda bir şirketin ellerinde, daha teknolojik bir şekilde yapmaya başlaması da bir miktar Robocop’u andırıyor. Fakat senaryo, Robocop’un aksine sistem eleştirisini hiçbir zaman karakterinin ve rutin duygusunun önüne geçirmiyor. Seçilen terörist tipi de ilginç. Film, “Müslüman terörist” arketipine rağbet etmediği için ayrıca bir takdiri hak ediyor. Teröristin terörize etmek için bir bahanesinin bile bulunmaması, El Kaide’den 22 Temmuz 2011’de Norveç’te meydana olaylarına kadar olan pek çok şeyi ve bu saldırıların içinde dinin gerçek payının iddia edildiği kadar büyük olup olmadığını düşünmeye itiyor. “Terörün sebebi, ırkı, dini değil bahanesi olur” demeye getiriyor. Tartışmalı bir çıkarım olsa da, bütün bunlardan filmin bir uyanışla başlayıp bir kimlik değişimiyle bitmesinin ve “her şey yoluna girecek” sözünün sürekli tekrarlanmasının boşuna olmadığı sonucu çıkıyor.

Colter Stevens olumsuz bir ruh haline girip Kaynak Kodu'nun içinde telefon gasp etmeye, adam dövmeye başladıkça Kaynak Kodu kapsülünün içi de bozulmaya başlıyor.
Source Code zor bir film fakat senarist Species serisinin son 2 filmini yazmış olan Ben Ripley bu zorlukların pek çoğunun altından başarıyla kalkmayı başarmış. Öncelikle tekrar içeren bir film. Colter Stevens’ın o trende kaç kere uyandığının haddi hesabı yok. Fakat tekrarlar tam tadında bırakılmış ve tam sıkılmaya başladığınız noktada Stevens’ın yeniden kaynağa döndüğünü (ve yine başarısız olduğunu) belirten birkaç saniyelik kliplere dönüşüyor. Bu noktada hikâyenin odağı karakter gelişimine kayıyor. Buna karşın karakterlerin çok tutarlı olduğunu söylemek zor. Filmde baskın olan 3 karakterden 2’si eğitimli asker ve ikisi de üstlerinin söylediğine itiraz etmekten tutun, kendilerine verilen emirlere karşı gelmeye kadar bir eğitimli askerin yapmaması gereken her şeyi yapıyor. Buna karşın Ben Ripley’in bir hikâye anlatmak üzere yola çıktığı belli oluyor ve karakterlerini hikâyenin hizmetinde kullanıyor. Kuantum fiziğiyse filme bilimkurgudan ziyade fantastik kurgu tadı katıyor ve bazı yerlerde tutarlılığın biraz eğilip büküldüğünü hissediyorsunuz. Kaynak Kodu’nun zamanı değiştirebildiğini yaratıcısı bile bilmezken denek askerin fark etmesi, bir de üzerine iddia etmesi, Goodwin’in kariyerini mahvedecek kadar büyük bir anaçlık göstererek tanımadığı bir insan için emirlere karşı gelmesi veya Colter’in babasının öz oğlunun sesini tanımamasıysa senaryonun iyi niyeti hatırına görmezden gelebileceğimiz şeyler.

Görüntü efektleri filmin düşük bütçesinden çok defalarca ölen bir deney faresi olmanın ağırlığını hissettiriyor.
Yönetmen Duncan Jones, ilk filmi Moon’daki başarısını aşamamış belki ama egale ettiğini söylemek mümkün. Jones 2 şeyi başarıyla kullanıyor: 93 dakikalık kısa sayılabilecek süre ve Moon’un 6 katı olsa da 32 milyon dolarla hâlâ mütevazı sayılabilecek bir bütçe. Süre kısa, çünkü hikâye güçlü. Yerinde ve tadında kullanılan efektlerse bütçenin düşüklüğünü değil, ölümü defalarca yaşamak zorunda kalan bir denek olmanın ağırlığını hissettiriyor. Filmde Jake Gyllenhaal kendisinden beklediğimiz performansı veriyor. Vasatın bir hayli üzerine çıkmayı başaran Paul Walker’li polisiye Running Scared’den Oscar’a aday gösterildiği Up in the Air’e kadar pek çok filmde boy gösteren Vera Fermiga, burada anaç subay Colleen Goodwin rolünde. Beni asıl şaşırtansa Kartal Gözü (Eagle Eye) filmindeki performansının üzerine çok şey koyan, oldukça sempatik görünen ve olgun bir oyunculuk sergileyen Michelle Monaghan oldu. Dr. Rutledge ekranda fazla görünmediği ve karakter olarak gelişemediği için Jeffrey Wright hakkında bir değerlendirme yapmak imkânsız. Benzeri bir şeyi Michael Arden’in canlandırdığı David Frost karakteri için de söylemek mümkün. Hatta bunu film için kaçırılmış bir fırsat olarak nitelendirmek de mümkün.

Vera Fermiga'nın canlandırdığı Goodwin filmdeki anaçlık unsuru olurken Jeffrey Wright'ın oynadığı Dr. Rutledge rolü faşizmi temsil ediyor.
Eksikleri olsa da Source Code (Yaşam Kaynağı) iyi bir film yapmak için yüz milyonlarca dolar gerekmemesi, bilimkurguların bir görüntü efekti sergisi değil, farklı bir hikâye anlatım mecrası olması gibi, günümüzde stüdyo baskısı altında ezilerek unutulmaya yüz tutmuş gerçekleri bir kez daha hatırlatıyor. Duncan Jones ise bir stüdyo filminde bağımsız olarak çektiği Moon (Ay)’daki tarzını koruyarak (ve yine iyi bir film çekerek) sinema dünyasındaki yerini David Bowie’nin oğlu olarak değil, fantastik bir filmden insan hikâyesi çıkaran iyi bir yönetmen olarak perçinliyor.
Künye:
Yönetmen: Duncan Jones
Senaryo: Ben Ripley
Yapımcı: Mark Gordon, Jordan Wynn, Philippe Rousselet
Yapım yılı: 2011
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Michelle Monaghan, Vera Fermiga, Jeffrey Wright, Michael Arden












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)



yazıyı okuduktan sonra filmi tekrar izledim, görüşlerinize katılıyorum tabiiki ama sadece colterın babasının öz oğlunun sesini tanımaması normal çünkü o anda sean fentressin sesiyle konuşuyor dolayısıyla tanımıyor diye düşünüyorum…ve yine her zamanki gibi harika bir yazı daha kaleme almışsınız..ben bu siteyi neden bu kadar geç keşfettim diye üzülüyorum şimdi.