Damon Lindelof’la Prometheus muhabbeti

22 Ekim 2011 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: En Taze Hayaller, Haber ve Etkinlik

Prometheus, omuzlarında önemli bir yük taşıyor. Yapımcılarını bile tatmin etmeyen son 2 film ve o güne dek yaratılan havayla uzaktan yakından alakası olmayan Alien vs. Predator alt serisinden sonra Alien (Yaratık) filmlerinin hayranlarına yeni bir umut oluyor çünkü. Nasıl olmasın? Filmin dümeninde Alien’ı Alien yapan adam, Ridley Scott var. Etrafına da çok tutulan film ve dizilerin yazarı Damon Lindelof’la başarılı oyunculardan oluşan bir kadro toplamış. Bu yüzden Hollywood’un tekrar gösterimlerden ve eskilere on yıllar sonra çekilen devam filmlerinden oluşan temcit pilavı kazanında kaynayan en önemli filmlerden biri Prometheus. Ve Prometheus’un ikinci adamı Damon Lindelof, geçtiğimiz günlerde MTV’ye filmle ilgili görüşlerini aktardı. Şöyle diyor Lindelof:

Filmi Ridley Scott’la birlikte geliştirmesi üzerine:

6 yıl boyunca Lost’la uğraştığım için büyük bir sorumluluk hissediyordum. Lost dizisindeki vizyonunun sahiplerinden biriydim ve altımda bir güvenlik ağı yoktu. Ridley aradığında omuzlarımdan büyük bir yük kalktığını hissettim. Ridley o ‘güvenlik ağı’ olacaktı. Ondan sonra bir dizi görüşme yaptık Ridley’e nasıl bir film çekmek istediğine dair sorular sordum. Kafasındakileri anladıktan sonra yapılacak tek iş bu fikri kanalize ederek onun vizyonunu gerçeğe dönüştürmekti. Kendi vizyonumu filme katmaya çalışmadım. Filme bu şekilde yaklaştım. Ridley’in perspektifi filme yerleştirdiğim fikirler açısından daha açık ve cömertti. Yine de yaptığım tüm buluşlar, aslında Ridley’in bana söylediklerinin biraz şekil değiştirmiş halinden ibaret.

Michael Fassbender’in android rolü üzerine:

Bir robotu canlandırıyor. Blade Runner’ı (Bıçak Sırtı) çağrıştıran şeylerden biri de “Bir robotun bu olaylara bakış açısı nasıldır?” sorusu. Ona “Bu konu hakkında ne düşünüyorsun? Neler oluyor? Çevrendeki insanlar hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorduğumda, robotun cevap vermesini sağlayan bir olması hoş olmaz mı sizce? Üstelik role klişeleşmiş robot hareketlerinden çok daha fazlasını getirebilecek olan Fassbender gibi bir oyuncuyu kadroya almışsınız.

Charlize Theron’un gizemli bir şirketin temsilcisini canlandırması konusunda:

Karakterinin adı Meredith Vickers ve şirket temsilcisi gibi bir şey. Bu da Alien (Yaratık) filmlerinden aşina olduğumuz bir şey. İşin içinde şirketlerin çıkarları da var. Charlize’in bu eski unsura yeni bir yorum getirdiğini düşünüyorum. Bu yeni bir karışım. Paul Reiser’in Aliens’taki karakteri kadar sümsük değil. Şirketin hızlı konuşan, yılan yüzlü temsilcisi de değil. Bu arada “hangi şirketin yüzü olduğu” sorusunun cevabı, filmin en eğlenceli yerlerinden biri. Charlize’in senaryonun geliştirme aşamasında sunduğu güzel fikirler sayesinde karakter alıştığınız klişelerden çok daha farklı oldu.

İlk Alien (Yaratık) filmindekine benzeyen oyuncu kadrosu üzerine:

İlk Alien’ın en güzel yanlarından biri de buydu bence. Ripley filmin başlarında mürettebatın sıradan bir üyesi ve arka planda. “Filmin kahramanı (Kaptan Dallas’ı canlandıran) Skerrit diye düşünüyorsunuz ama ilk gidenlerden bir io oluyor. Sonra kahramanlığı Harry Dean Stanton’un canlandırdığı mühendise yakıştırıyorsunuz ama o da ölüyor. Sigourney Weaver birdenbire öne çıkıyor ve filmin son 40 dakikasında tek hayatta kalan o oluyor. Gerçekten güçlü oyunculardan oluşan bir kadro oluşturmanın en iyi yanı, seyirciye “Şimdi ne olacak? Filmin sonunda kim hayatta kalacak? Hepsi mi? Olur mu öyle şey? Olmaz herhalde” dedirtebilmektir. Bizim de filmde yapmaya çalıştığımız şeylerden biri buydu.

Görüldüğü üzere Damon Lindelof’un söylediklerinde bolca “eskisi gibi ama eskisinden farklı” mesajı var. Prometheus’un bu vaadi ne kadar yerine getireceği ve eskisiyle yenisi arasındaki farkların seyircinin ne kadar hoşuna gideceği gibi sorularsa film 2012’de gösterime girdiğinde yanıt bulacak.

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

James Cameron sunabilirse sunacak: Fantastic Voyage
Star Trek 2'den ilk set fotoğrafları
Mad Max 4'ün arabaları
Açlık Oyunları'nın devamına yeni yönetmen
Little Shop of Horrors yeniden...

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!