Captain America: The First Avenger / Kaptan Amerika: İlk Yenilmez (2011)

1 Kasım 2011 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema

Kaptan Amerika’nın uyarlamasının merakla beklenmesinin birden fazla sebebi vardı. Bunlardan ilki, Amerikan çizgi roman kültürünün bu en milliyetçi kahramanının sinema uyarlamasının nasıl olacağıydı. Milliyetçi olmayan bazı uyarlamaların bile ismi lazım olmayan bazı yönetmen ve senaristlerin elinde nasıl cılkının çıktığını izlemiş seyirciler olarak Joe Johnston ve ekibinin performansı belli bir kesim tarafından merak ediliyordu. Bir diğer konuysa, Marvel kahramanlarının bir araya geldiği Avengers (Yenilmezler) filminin son ayağı olmasıydı. Daha önceki Marvel filmlerinde ufak ufak yapılan bağlantılar, bu filmden sonra tek bir noktada birleşecekti. Peki Kaptan Amerika, bu noktalarda ne kadar başarılı olabildi?

Serum uygulandıktan sonra Steve Rogers'ın karnında baklavalar çıkıyor.

Steve Rogers, orduya yazılıp II. Dünya Savaşı’na gitmek için yanıp tutuşan bir gençtir. Ancak fiziksel yetersizlikleri yüzünden bu amacına bir türlü ulaşamamaktadır. Bir sakatlığı yoktur, ama aşırı çelimsiz, zayıf ve güçsüzdür. Yine de, her şeye rağmen azimlidir Steve Rogers. İşi başvuru formlarında yanlış bilgiler vermeye kadar götürür. Derken günlerden bir gün Abraham Erskine adında bir bilim insanı Steve Rogers’ın taşıdığı özellikler yüzünden yapacağı deney için kusursuz bir aday olduğunu fark eder. Erskine’nin amacı bir “süper asker serumu” geliştirmektir. Sonuçta Steve Rogers üzerinde yapılan deney başarılı olur. Ancak Rogers, Erskine’nin bu uğurda gösterdiği ilk çaba değildir. Almanya’dayken, henüz deneme aşamasındayken Johann Schmidt adındaki hırslı bir asker serumu çalıp kendine enjekte etmiştir. Serum, Schmidt’e güç vermiştir ama beklenmedik yan etkilere de sebep olmuştur: Görüntüsünün değişmesinin yanı sıra içindeki hırsları da arttırmıştır. Aynı Schmidt, Norveç’te “tanrıların gücü”nün saklanmış olduğu bir küp bulur. Bu küpten enerji  elde etmeyi de başarır. Ancak süper askerlerinin kendisine engel olabileceğinden korktuğundan Erskine’yi öldürtür. Steve Rogers, tek süper asker olarak kalacaktır ve Schmidt’i durdurabilecek tek kişi odur. Ancak cepheye gönderilmez ve garip kıyafetlerle insanları savaş senedi almaya ikna etmek için sahneye çıkarılır. Johann Schmidt, diğer adıyla Kızıl Kurukafa ise bu arada dünyayı ele geçirmektedir.

Kaptan Amerika'nın filmi, çizgi romanının aksine bu tarz milliyetçiliği sağlıklı göstermiyor ve "engellerden doğan kompleks" yerine koyuyor.

Joe Johnston yönetmenliğinde çekilen filmin senaryosu Life and Death of Peter Sellers ve Narnia serisi gibi filmleri yazan Christopher Marcus, Stephen McFeely ikilisine ait. Yani hikâyenin dümeninde olan isimler bunlar. Filmde en çok merak ettiğim unsur milliyetçilik ve propaganda seviyesiydi. Öyle ya, Kaptan Amerika’nın ne olduğu belli sonuçta. II. Dünya Savaşı’nda cepheye gönderecek asker bulmak için ortaya çıkan ve savaş bitince öldürülen, 60’larda ticari potansiyeli sayesinde yeniden diriltilen ve 80’lerde milliyetçilik açısından zirve yapan bir çizgi romandı bu. Yine de filmin bu konuda çizgi romanının yanında çok masumane kaldığını söylemek mümkün.

Kaptan Amerika'nın çizgi romandakine benzeyen ilk üniforması, daha sonra Steve Rogers tarafından "sirk maymunu" olarak nitelendiriliyor.

Senaryo, bunu milliyetçilik söylemini çizgi romana kıyasla daha fazla kişiselleştirerek başarmış. Steve Rogers koskoca sinema salonunda propaganda filmlerinin kesilip bir an önce filme geçilmesini isteyen ve kendisinden çok daha iri olan seyirciye kafa tutan tek kişi ve bu yüzden de dayak yiyor. Hayatı boyunca bu şekilde itilip kakılan Rogers’ın orduya yazılmayı bu kadar istemesinin sebebi de çok çektiği kabadayıları sevmemesi ve Nazileri dünyanın kabadayısı olarak görmesi. Evet, kendini tüm dünyanın jandarması veya yöneticisi ilan eden Amerika’nın kabadayılığından bahis yok, ama şöyle bir şey var: Rogers’ın milliyetçiliğinin özünde bedensel bir özelliği bulunuyor. Cüssesi, Steve Rogers’ın amaçlarına ulaşamamasına sebep oluyor ve bir engel, bir özür olarak önünü tıkıyor. Yani film, bu tür milliyetçiliği bir anlamda “özürlerden kaynaklanan kompleks” yerine koyuyor. Kaptan Amerika’nın çizgi romandaki kökenleri de böyleydi ama filmde bireysellik unsuru çizgi romana kıyasla çok daha yoğun olduğu için ortaya böyle bir hava çıkmış. Rogers’ın deney için seçilmesinin sebebinin milliyetçilik duyguları olmaması ve deneyden sonra yine cepheye gidememesi (yani bir anlamda başarısız olması) bunu pekiştiren diğer şeyler. Dahası, Amerika’nın her şeyini aklayan bir çizgi romanın Amerika’yı cephede asker terk ederken gösteren bir uyarlaması var karşımızda. Bu açıdan baktığım zaman hikâyenin dümenini elinde bulunduran 3 kişinin iyi bir köken hikâyesi anlatmak üzere yola çıktığını ama karakterin kumaşı, stüdyo baskısı filan derken ancak bu kadarını başarabildikleri sonucunu çıkarıyorum. Filmi de iyi ki Michael Bay yönetmemiş diyorum (böyle diyerek ölümü gösterdikleri için sıtmaya razı mı oluyorum, onu da bilemiyorum).

Chris Evans, Tommy Lee Jones ve Hayley Atwell üçlüsünün çabaları filmi sürüklüyor.

İşçilik meselesine gelince. Film, büyük bir oyunculuk gücü gerektirmiyor ve bu konuda pek bir sıkıntı yok. Stanley Tucci kısacık rolüyle bile akılda kalmayı başarıyor. Tommy Lee Jones, göründüğü her karede sahne çalıyor ve bunun için çabalamıyor bile. Hugo Weaving’in sahne çalamamasının sebebiniyse çoğu sahnede tecrübeli oyuncu Toby Jones’a karşı oynaması olarak görüyorum. Kaptan Amerika rolündeki Chris Evans, Peggy Carter rolündeki Hayley Atwell ve kadrodaki diğer isimler görevlerini layığıyla yerine getiriyor. Joe Johnston’un yönetmenlik işçiliğiyse hayal kırıklığı yaratıyor. Tecrübeli isim, Jurassic Park 3 ve The Wolfman’de (Kurt Adam) aksiyon sahnelerinin kurgusuna daha bir hâkimdi sanki. Neyse ki filmografisinde October Sky (Ekim Düşü) gibi bir film olan yönetmenin, filmdeki basit dramatik sahnelerde böyle bir sıkıntısı yok.

Hugo Weaving ve Toby Jones, karşılıklı oynadıkları sahnelerde güzel paslaşıyor.

Günümüz eğlence sinemasının içler acısı hali göz önüne alındığında, koltuğunun altında hayranlarını tatmin etmek, Avengers’ın giriş filmi olmak, değişen konjonktürde demode kahramanını yenilir yutulur kılmak, kâr etmek gibi pek çok karpuz taşıyan Kaptan Amerika’nın vasatı aştığını söylemek mümkün. Thor kadar kötü değil. Vaat ettiklerini de belli bir ölçüye kadar gerçekleştiriyor ama işlediği kahramanın kökenleri ve yönetmenin basiretinin bağlanması daha ileriye gitmesine engel oluyor. Sıkmıyor ama bir “Marvel harikası” da değil (multi-lingual kelime oyunu yaptım size).

Künye:

Yönetmen: Joe Johnston
Senaryo: Christopher Marcus, Stephen McFeely
Yapımcı: Kevin Feige
Yapım yılı: 2011
Oyuncular: Chris Evans, Hugo Weaving, Hayley Atwell, Tommy Lee Jones, Stanley Tucci, Toby Jones, Sebastian Stan, Dominic Cooper, Neal McDonough, Derek Luke

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Avengers fragmanında Marvel kahramanları bir arada...
Battlestar Galactica senaristi belli oldu
James McAvoy, X-Men: First Class 2'yi anlatıyor...
Prometheus fragmanı yayında!
Total Recall'un 2,5 dakikalık tam fragmanı yayınlandı!

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!