Super 8 (2011)

9 Kasım 2011 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema

JJ Abrams hakkındaki fikirlerimi şu şekilde özetleyebilirim: Harika yapımcı, iyi yönetmen, vasat senarist. Yapımcılığını ve yaratıcılığını üstlendiği diziler gerçekten yaratıcı fikirler içeriyor ve izlenme rekorları kırıyor. Yönetmenliği çok ahım şahım olmasa da eğlence sinemasının yerine getirmeyi başarıyor. Yazdığı senaryolar ise vasatla kötü arasında gidip geliyor. Super 8’i izlemeye başladığımda, beklentilerimi bu intibaa göre ayarlamıştım. Peki Abrams’ın iddialı laflarla gösterime soktuğu Super 8, gerçekten de hakkındaki fikirleri değiştirecek kadar iyi bir film mi?

Kasabanın kaderini değiştiren tren kazası bir hayli uzun ve gösterişli.

Yıl 1979. 14 yaşındaki Joe Lamb’in annesi bir iş kazası sonucu hayatını kaybeder ve Joe, şerif yardımcılığı yapan babası Jackson’la yalnız kalır. Aradan 4 ay geçer. Annesini kaybetmenin acısını biraz üzerinden atmış gibi görünen Joe, arkadaşı Charles Kaznyk ve arkadaş grubuyla birlikte amatör bir korku filmi çekmeye çalışmaktadır. Amaçları amatör film festivaline katılmaktır. Bunun için Super 8 kamera kullanmaktadırlar. Sessiz sakin Joe’nun aksine obsesif bir şekilde filmi tamamlamaya çalışan Charles, Joe’nun annesinin ölümüne sebep olan Louis Dainard’ın güzel kızı Alice’i de filmde rol almaya ikna eder. Çekim yapmak üzere terk edilmiş bir tren istasyonuna giderler. Ancak çekim esnasında istasyonun önündeki demiryolundan geçen tren, esrarengiz bir kaza yapar. Trenin önüne çıkan bir kamyonet, kasıtlı olarak raydan çıkmasına sebep olmuştur. İşin ilginci, kamyoneti kullanan adam çocukların okulunda öğretmenlik yapan Dr. Woodward’tur. Woodward onlara kaçmalarını söyler. Gerçekten de öyle yaparlar ve onlar kaçarken Yarbay Nelec komutasındaki Hava Kuvvetleri birlikleri tren kazasını incelemek üzere olay yerine gelir. Charles, kazanın görüntülerini filmde kullanabileceklerini düşünür ve filmi banyoya verir. Dükkândaki çocuk 3 gün sonra geri alabileceklerini söylemektedir. Fakat bu 3 günde küçük Lilian kasabasında pek çok değişiklik olacaktır. Köpekler ve insanlar kaybolmaya başlayacak, arabaların motorlarından mikrodalga fırınlara kadar pek çok hırsızlık olayı yaşanacak, Hava Kuvvetleri’nin güven telkin etmeyen davranışları ve şerifin kaybolması,  Joe’nun babası Jackson’un omuzlarına ağır bir yük bindirecektir. Her şeyin sırrıysa banyoya verilen Super 8 formatındaki bir filmde yatmaktadır.

Arkadaş grubu Stand by Me filmini hatırlatsa da karakterler biraz daha karikatürize.

Super 8’in genetiği çeşitli eser ve olaylardan izler taşıyor. Film çekmeye çalışan arkadaş grubu, Stephen King’in yazdığı Stand by Me’yi andırsa da karakterler biraz daha karikatürize. Uzaylıysa ne iyi ne kötü resmedilmiş. Günümüzde bu konuda yenilik yapmak pek kolay olmasa da J.J. Abrams’ın “iyi uzaylı” ve “kötü uzaylı” arketiplerinden çok daha az aşınmış bir yolda yürüdüğü kesin. Uzaylının dünyaya gelişi ve üzerinde yapılan deneylerse Roswell olayını anımsatıyor. J.J. Abrams, bunların üzerine ölümlü bir fabrika kazasının etrafında şekillenen bir baba-oğul, baba-kız ve insan ilişkileri katmanı ekliyor. Dantel gibi örülmüş bir ilişkiler yumağı beklemeyin ama Abrams’ın özenli çabasının filme belli bir derinlik ve inandırıcılık eklediğini, daha işler hale getirdiğini söylemek mümkün. 1979 yılında geçen filmde, dönemin diline de dikkat edilmiş. O tarihte filmin kahramanlarının yaşında olan Abrams, bu sayede dönemi de yansıtmayı başarabilmiş. Fakat Abrams’ın aynı özeni olay kurgusunda da gösterdiğini söylemek zor. Güçlükle başarılan bazı şeylerin nasıl yapıldığının gösterilmemesi bir boşluk hissi oluşmasına sebep oluyor. Sonuçta akılda “Yer altında yaşayan bir ırk neden uzay gemisi yapar? Bütün kasabayı tahliye etmek için bir sürü numara çeviren Hava Kuvvetleri, gösterişli bir Lincoln arabayla kaçan çocukları nasıl fark etmez? Yaratığın inine inmek için çelik halatı nereden buldular?” gibi sorular kalıyor.

İnsan ilişkileriyle aksiyon arasında iyi bir denge tutturmayı başaran film, bütün yükü çocuk oyuncuların sırtına yıkıyor. Dakota Fanning'in kardeşi Elle Fanning, kadronun içinde öne çıkıyor.

Filmin işçilik alanında herhangi bir sıkıntısı bulunmuyor. Her ne kadar fazla bir oyunculuk gücü gerektirmese de oyuncular görevlerini başarıyla eda ediyorlar. Bu konuda Joe Lamb’i canlandıran Joel Courtney’le buyurgan arkadaşı Charles Kaznyk’i canlandıran Riley Griffiths öne çıkarken, Alice’i canlandıran ve Dakota Fanning’in küçük kardeşi olan Elle Fanning özellikle değinilmeyi hak ediyor. Büyük oyunculardan Kyle Chandler ve Ron Eldard görevlerini yapıyorlar. Noah Emmerich’se kendisinden beklentilerimizi boşa çıkarmıyor ama o beklentileri aşmak için çaba da göstermiyor. Bruce Greenwood’a harcanan paralarsa boşa gitmiş, çünkü yaratık ya yarım yamalak, ya da karanlıkta görünüyor. Gerçi böylesi daha iyi olmuş. Yönetmenlik koltuğundaki Abrams’sa iyi bir iş çıkarmış. Filmdeki aksiyon – hikâye dengesi iyi kurulmuş. Abrams’ın seyirciye istediği duyguları vermek konusunda da başarılı olduğunu söylemek mümkün.

Filmdeki yaratığın yüz ifadeleri ünlü oyuncu Bruce Greenwood tarafından yaratılmış. Ancak yaratığın en temiz göründüğü sahne bu ve o da bir an görünüyor. Paralar biraz boşa mı gitmiş ne?

Super 8 eğlence sineması için küçük, Abrams için büyük bir adım. J.J. Abrams’ın bugüne dek senarist olarak çıkardığı en iyi iş. Film eğlendirmek misyonunu yerine getiriyor. Ancak olay örgüsündeki bazı arızalar filmin etkileyiciliğinin düşmesine sebep oluyor. Abrams’ın bir senarist olarak hikmetinden sual olunmayacağını zannetmesi, kendini geliştirmesinin önündeki en büyük engel belki de. “Yazar öykünün tanrısıdır” desek de, o kadar uzun boylu değil.

Künye:

Yönetmen & Senaryo: J.J. Abrams
Yapımcı:
Steven Spielberg & J.J. Abrams
Yapım yılı:
2011
Oyuncular:
Joel Courtney, Elle Fanning, Riley Griffiths, Kyle Chandler, Ron Eldard,  Noah Emmerich, Gabriel Basso, Ryan Lee, Zach Mills

IMDB | Filmin Resmî Sitesi

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Suretler: İnsan mı Suretten, Suret mi İnsandan?
Terminator'u kim kurtaracak?
Öldüren Sis / The Mist (2007)
David Fincher 20.000 fersaha dalacak
Pacific Rim'den haberler...

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!