Final Fantasy: The Spirits Within (2001)
21 Kasım 2011 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema
Senaryo veya seslendirme gibi şeyleri bir kenara bırakalım. Sırf canlandırma olarak ele aldığımızda bilgisayar animasyonları sanat mıdır, zanaat mı? Ben zanaat olduklarını düşünüyorum. Bir yanda her karenin tek tek elle çizildiği çizgi filmler, diğer yanda hareket yakalama tekniğinin nimetleri, programların marifetleri, programların eksik kaldığı yerlerde programcıların eklentileri. Bir karakterin saçını savurduğunu gerçekli bir şekilde çizmekle böyle bir hareketin saç üzerindeki savrulma etkisini bilgisayara hesaplatmak aynı şey olmasa gerek. Fakat bir tarafta da bu ayırımı iyiden iyiye inceltiyormuş gibi görünen Final Fantasy: The Sprits Within var.

Hayaletlerin insanları öldürmeleri için dokunmaları yeterli oluyor. Filmin iç felsefesine göre insanların ruhu, gezegenimizin ruhu olan Gaia'dan geliyor ve öldüğümüzde oraya gidiyor. Yani bu, bir anlamda Gaia'ların savaşı.
Yıl 2065. Dünya işgal altında. İşgal edenlerinse fiziksel bir varlığı yok, bu yüzden de onlara “hayaletler” adı veriliyor. Haklarında dünyaya bir göktaşıyla geldikleri haricinde hiçbir şey bilinmiyor. Hayaletlerin öldürmek için sadece dokunması yeterli ama insanlar yine de savunmasız değil. Aki Ross ve Dr. Sid adındaki bilim insanları sayesinde hayaletlerin içeri giremediği bariyer şehirler inşa edilmiş, hayaletlere etki eden silahlar bulunmuş. Bu insanlar, artık bilimi kullanarak hayalet tehlikesini ortadan kaldırmayı planlıyor. Ancak bunun kaynağını pek kabul görmeyen sıra dışı bir felsefe oluşturuyor: Gaia, dünyanın ruhu. Bu felsefeye göre aslında işgal altında olan Dünya değil, Gaia ve yabancı gezegenin ruhunu nötralize edecek özel bir formül üzerinde çalışmaktadırlar. Aki Ross, yörüngeden yaptığı araştırmalarda 6. ruhu eski New York’ta bulur ama köşeye sıkışır. Neyse ki oralardan geçmekte olan bir askeri birlik tarafından kurtarılır. Rastlantıya bakın ki bu birliğin komutanı Aki’nin eski sevgilisi Yüzbaşı Gray Edwards’tır. Ancak hasret gidermeye zaman yoktur. Aki Ross ve Dr. Sid, bilimsel mücadeleyi savunmak için meclisin karşısına çıkacaktır ve karşılarında çok dşli bir rakip vardır: General Hein. Aki Ross duruma müdahale ederek araştırmaların devam etmesini sağlar ancak bunun bedeli ağır olur: Aki Ross, kendisiyle ilgili bazı sırları açıklamak zorunda kalır. Gray Edwards’ı terk etmesinin de altında bu sebepler vardır. Aki Ross bunu yaparak yedinci ruhu bulma fırsatını koparmıştır belki ama General Hein’ın eline de önemli bir poz vermiştir ve Hein’ın pes etmeye hiç niyeti yoktur. Zira Hein zafer değil, intikam peşindedir ve bu uğurda binlerce insanı harcamaktan da çekinmeyecek biridir.

Aki-Gray ilişkisinin anlatıldığı ve önemli karakterlerin öldükleri sahneler, filmin en duygusal olduğu yerler.
Final Fantasy: The Spirits Within, bilgisayar oyunu uyarlamaları içerisinde önemli bir yere sahip ve bunun sebebi sadece teknolojisi değil. Sezar’ın hakkı Sezar’a, bilgisayar oyunlarında nadiren böyle bir senaryo görüyoruz. Klişe de olsa bir konudan, biraz karikatürize de olsa nispeten manalı davranan karakterlerden bahsetmek mümkün. Apollo 13 filminden tanıdığımız Al Reinert ve I, Robot (Ben, Robot) filmini yazan, Gore Verbinski’nin Spaceless projesinin de senaristliğini üstlenen Jeff Vintar ikilisi tarafından yazılan senaryo, tökezleyerek de olsa işliyor. Yaratılan kıyamet sonrası ortam yaratıcı. Genellikle Aki Ross – Gray Edwards arasındaki ilişkisinin anlatıldığı veya önemli karakterlerin öldüğü sahnelerin duygusal yoğunluğu arttırdığını söyleyebiliriz. Ama bu açıdan baktığımızda Final Fantasy’de söz gelimi bir Aliens filminde görmediğimiz hiçbir şey yok.

Filmin kötü karakteri olan General Hein, tıpkı geçtiği kıyamet sonrası ortam gibi sığ çizilmiş. Bu film daha fazlasını hak ediyordu açıkçası.
Filmi aksatan en büyük şeyse sadece karakterlerin etrafında dolanması. Ortamı layığıyla tanıtamıyor, hatta tanıtmak için hiç çaba göstermiyor. Örneğin siyasi yönetim biçiminden hiç bahsedilmiyor. Ortada bir meclis var ama bu meclisin nereyi idare ettiği belli değil. Bir şehirden diğerine gitmenin neredeyse imkânsız olduğu bir ortamda şehir devletler kurulmuş da sadece New York’u mu idare ediyor, Amerika’yı mı idare ediyor, yoksa tüm dünyayı mı? Film, bu konuda bir mantık kurgusu da oluşturamıyor. Koskoca orduda tek bir general varmış gibi görünüyor. New York içinde yaptıkları neyse de, yörüngedeki silah istasyonuna elini kolunu bağlayarak girmesi, yine siyasi yapının açıklanamaması yüzünden pek bir yere oturmuyor. Filmin bu konuda bir iç mantık oluşturmakla uğraşmaması, çok önemli bir fırsatın kaçmasına sebep oluyor. FF en iyi bilgisayar oyunu uyarlamalarından biri ama böyle bir ortamın detaylı bir şekilde çizilmesi onu en iyi oyun uyarlamaları değil, en iyi animasyonlar bile değil, en iyi filmler ligine sokardı. Ancak şu haliyle filmin hikâye detayı, uyarlandığı bilgisayar oyunlarının bile seviyesine yaklaşamıyor. Filmin ayrıca oyunun hayranları tarafından fazla teknolojik bulunduğunu ve oyunun havasını yansıtamamakla suçlandığını da not düşelim.

O kadar gerçekçi görünüyorlar ki, onlara "sanal oyuncu" demek mümkün. Üstelik bu resim gibi birbirleriyle etkileşime girdikleri zor sahneler başarıyla kotarılmış. Aki'nin saçları öyle bir ahenkle dans ediyor ki şampuan reklâmlarında oynayabilir. Filmin fotogerçekçilik açısından koyduğu çıta bugün bile aşılabilmiş değil.
Filmin işçiliğindeyse çok az kusur var. Karakterlerin “%100 gerçek” göründüğü söylenemez, hatta günümüz standartlarıyla bakıldığında yüzlerin biraz fazla köşeli ve kaba kalmaya başladığı bile söylenebilir ama Final Fantasy’nin fotogerçekçilik açısından bilgisayar animasyonlarına koyduğu çıtanın hâlâ aşılamadığını söylemek mümkün. Üstelik film, bunu animasyon karakterleri seslendirenlere benzetme geleneğini uygulamadan başarıyor. Maxim dergisi ve okurlarının filmin başkarakteri Aki Ross’u en seksi 100 kadın arasında 87. seçmiş olması, bu gerçekçilik konusunda bir fikir verir sanırım. Animasyon sadece karakterler ve efektler konusunda, detay işçiliğiyle de göz dolduruyor. Sanal aktörlerin birbirleriyle fiziksel etkileşime girdiği kolunu tutma, öpüşme gibi sahneler bile başarıyla kotarılmış. Benzeri bir şeyi görüntü işçiliğinde için de söylemek mümkün. Bazı sahneler aklınızdan çıkmıyor. Seslendirme kadrosu da ünlü isimlere emanet edilmiş. Mulan’dan tanıdığımız Ming Na, bu filmde biraz daha ruhsuz ama bunu karakterin yaşadıklarını vermek yapılmış için yapılmış bilinçli bir tercih olarak nitelendirmek mümkün. Alec Baldwin, Donald Sutherland, Peri Gilpin, Matt McKenzie ve kısa rollerine rağmen Ving Rhames, Keith David ve Jean Simmons’ın performansında eleştirilecek çok az şey var. Filmin uçarı pilotu Neil’i seslendiren Steve Buscemi’ye şapka çıkartılır. James Woods’un General Hein yorumuysa nedense filmin en zayıf performansıymış gibi geldi.

Filmin bazı aksiyon anları hafızanızda uzun süre yer ediyor.
Final Fantasy: The Spirits Within gişede batmış bir film. 137 milyon dolarlık bütçesinin sadece 85 milyonunu toplayabilmiş, Final Fantasy oyunlarının yapımcısı Square’in alt şirketi Square Pictures’ın ölü doğmasına sebep olmuş, Square’le Enix arasındaki birleşme görüşmelerini sekteye uğratmış. Bütün bunlar onun bilgisayar oyunu uyarlamaları içerisinde çok iyi bir yerde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ancak filmin çok önemli kusurlarının olması, bu unvana sahip olmasının sebebinin “iyi film” olmasından çok bilgisayar uyarlamalarının genel zavallılığı olarak algılanmasına sebep oluyor. Ubisoft’un ve Irrational Games’in çabaları oyunlardan uyarlanan filmleri adam edebilirse, Final Fantasy’nin sinema sanatındaki gerçek yerini bundan bir 10 yıl sonra daha iyi anlayabiliriz. Ama yine de Final Fantasy: The Spirits Within, teknoloji alanında yükselttiği çıtayla hafızalardan kolay kolay silinmeyecek bir film.
Künye:
Yönetmen: Hironobu Sakaguchi, Moto Sakakibara
Senaryo: Al Reinert, Jeff Vintar
Yapımcı: Hironobu Sakaguchi, Jun Aida, Chris Lee
Yapım yılı: 2001
Seslendirenler: Ming-Na, Alec Baldwin, James Woods, Donald Sutherland, Ving Rhames, Steve Buscemi, Peri Gilpin, Keith David, Jean Simmons, Matt McKenzie












![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)


