Immortals / Ölümsüzler (2011)

25 Kasım 2011 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema

Tarsem Singh, daha önce çektiği “The”yla başlayıp dört harfli, yan yana 2 (L)’li ve tek heceli sözcüklerle devam eden isimlere sahip filmlerle (The Cell ve The Fall) hatırı sayılır bir hayran kitlesi yarattı. Yönetmenin kendine has estetik anlayışı, bu filmlerin tek olmasa da en çok göze çarpan özelliğiydi. Immortals’ı ilk duyduğumda dikkatimi çeken “300’ün yapımcılarından” ibaresi, özgün bir estetiğe sahip olan bir diğer filmle Tarsem Singh’in tarzının arasında çıkabilecek uyumsuzluklar yüzünden beni endişelere gark etmişti. Ama bugünkü aklım olsaymış başka şeyler için endişelenirmişim. Senaryo gibi mesela.

Henry Cavill'in canlandırdığı Theseus, kadınların hakarete uğramasına dayanamıyor. Çekiyor kılıcını, basıyor köteği. Bunun için de haklı sebepleri var.

Immortals (Ölümsüzler), bir grup ölümlünün hikâyesini anlatıyor aslında. Theseus küçük bir Yunan köyünde yaşamaktadır. Bir tecavüz sonucu dünyaya geldiği için köy halkı ona ve annesine sırtını dönmüştür. Dahası, sürekli aşağılamalara ve horlanmalara maruz kalmaktadırlar. Fakat Theseus’un hayatında biri daha vardır: Kendisini eğiten tonton bir ihtiyar. Bu küçük dünya, Kral Hiperion’un gelişiyle yerle bir olacaktır. İyileşmeleri için dua eden Hiperion, eşiyle kızını ölümcül bir hastalığa kurban verince tanrıların boş boş oturup tanrılık yapmadığına kanaat getirerek başkaldırmış, tanrıların baş düşmanları Titanları serbest bırakmaya karar vermiştir. Hyperion’un bilmediği şeyse, insanlığın ortaya çıkmasından önce Titanlarla savaşıp onları Tartarus Dağı’na hapseden tanrıların yasalar gereği insanlığa müdahale edemediğidir. Titanları serbest bırakacak olan Epirus Yayı’nı arayan Hiperion, önce Bakire Kâhin Phaedra’yı ele geçirmeye çalışır ama Phaedra kaçmayı başarır. Yoluna devam eden Hiperion Theseus’un köyüne gelir. Burada annesini öldürür ve Theseus’u köle olarak tuz ocaklarına gönderir. Kâhin ve Stavros adındaki bir hırsızla tuz ocaklarından kaçmayı başaran Theseus’un kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır. Başlangıçta sadece intikam için Hiperion’un peşine düşse de, zaman içerisinde bu durum değişecek ve Titanlara karşı verilen savaşta Tanrıların en büyük silahı olarak insanlara önderlik edecektir.

Immortals'ın çizdiği Olympos portresi, Clash of the Titans'taki gibi "tek kişilik dev kadro"dan ibaret değil ama yine de hikâye içinde çok etkili oldukları söylenemez. Daha çok kahramanların köşeye sıkıştıkları anlarda senaristlerin kullandığı bir joker vazifesi görüyorlar.

Immortals, Charley ve Vlas Parlapanides’in birlikte yazdıkları ilk senaryo. Daha önce Yapımcı Scott Rudin’in asistanlığını yapan Charley Parlapanides’in çekilen ilk senaryosu. Vlas Parlapanides’in ise bundan önce çekilmiş biri kısa, biri uzun metraj olmak üzere 2 filmi var. İkili, ne tür bir film yazacaklarına karar verememiş gibi görünüyor. Conan gibi ortak bir düşmana karşı bir araya gelip yola koyulan insanların hikâyesini anlatan bir yol filmi değil. Aynı mekânlara tekrar gidilmesi ve yol kısmının es geçilmesi, Immortals’ın yol filmlerindeki süreklilik hissini verememesine sebep oluyor. Gladyatör gibi bir karakter filmi de değil. Zira karakterler silik. Elimizde karakterler hakkında Kâhin’in geleceği görme yeteneğinin olduğu, Stavros’un Zeus yüzünden hırsızlığa başladığı, Theseus’unsa annesinin gördüğü zulüm yüzünden kadınlara saygı konusunda hassas olduğu dışında bir bilgi olmaması, onların kanlı canlı birer insandan, bir karakterden ziyade konu mankeni olarak kalmalarına sebep oluyor. Aksiyonu filmin ikinci yarısına sıkıştıran ve tek bir büyük savaş sahnesine (o da bir tünelde geçiyor) sahip olan film için savaş filmi demek de abes. Ama hepsini baltalayan unsur, karakterlerin başlarına ne gelirse gelsin değişmemeleri. Düşünün: Ateistsiniz, tanrınız size görünüyor ve buna rağmen hiçbir şekilde değişmiyorsunuz. İnsan hiç olmazsa Zeus aşkına bir dua sahnesi koyar da, hayatındaki tek varlığı olan annesinin ölümünün, inandığı her şeyin yanlış olduğunu fark etmenin Theseus’u biraz olsun etkilemiş olduğunu anlarız. Ama hayır. Ha mermer, ha Theseus. Karakterlerin hiçbiri değişmiyor.

Yakın tarihli pek çok filmde olduğu gibi, Immortals'ın kadın oyuncuları da güzel olmak dışında çok az şey yapıyor.

Senaryo vasatın altında ama neyse ki Tarsem Singh’in durumu biraz daha iyi. Immortals, kendine has bir estetik anlayışına sahip olan yönetmenin en formda olduğu film değil kuşkusuz. Ama bu duyguda kendi estetik anlayışının 300’ün Frank Miller çizgi romanından etkilenmiş olan tarzıyla birleşerek törpülenmesine bağlamak mümkün. Immortals yer yer 300, yer yer Tarsem Singh filmi gibi hissettiriyor. Hiperion’un yengeç kıskacı şeklindeki miğferi ve bazı mekânlar Singh’in estetiğini yansıtırken filmin renk paleti ve dövüş sahneleri aynı yapımcıların işi olan 300’e yakın. Tarsem Singh, filmin finalindeki aksiyon sahnelerinde de endişelerimi boşa çıkarıyor. Bu sahnelerin altından başarıyla kalktığı gibi kendinden de bir şeyler kattığını söylemek mümkün. Mickey Rourke, Stephen Dorff ve John Hurt gibi sevdiğim oyuncuların rol aldığı Immortals’ta oyunculuk adına bir şeyler bulmaksa çok zor. Stavros’u canlandıran Stephen Dorff, ilk Blade’in kötü adamı olarak çok daha başarılı ve akılda kalıcıydı. Man of Steel’de Süpermen’i oynayacak olan Henry Cavill’in Theseus rolündeki performansıysa endişe verici. Athena rolündeki Isabel Lucas’la Kâhin Phaedra’yı canlandıran Freida Pinto güzel olmak dışında çok az şey yapıyor. Luke Evans’ın çizdiği Zeus portresi Liam Neeson’un Clash of the Titans’taki rolünden çok daha başarılı ama aradığım tanrısallığı burada da bulamadım. Küçük rollere inildikçe durum daha da kötüye gidiyor. Neyse ki Mickey Rourke, asi imparator Hiperion rolünde filmin ortalamasının bir hayli üzerine çıkıyor. Bunda elinde malzeme olmasının, filmdeki en iyi çizilmiş karakteri canlandırmasının da payı var kuşkusuz.

Mickey Rourke, filmi neredeyse tek başına taşıyor. Bunda en iyi çizilmiş karakteri canlandırmasının da payı büyük.

Immortals’ın senaristlerinin iyi niyetle yola çıktıklarına inanıyorum. Kendi milletlerine ait bir mitolojik hikâye anlatmaları, erotizm, vahşet ve “kötülüğün evinin yıkılması” gibi klişelerle türün 80’lerdeki örneklerine gösterilen saygı duruşu, Hiperion’un “hain monoloğu” ve hadım sahnesi gibi iyi yazılmış bazı sahneler beni böyle düşünmeye itiyor. Ancak filmin geneline baktığımızda uygulama sorunları olduğunu görüyoruz. Kahramanların kötü adam kadar karakterleşemediği, birkaç türle birden flört edip hiçbiri olamayan bir film Immortals. Yapımcılarla yönetmen arasındaki estetik anlayışı birbiriyle çelişmiyor ama Tarsem Singh’in önceki filmleri The Fall (Düşüş) ve The Cell (Hücre) kadar iyi bir görsel bütünlüğe de sahip değil. Sıkılmadan izlenen, hoş bir seyirlik ama kalıcılıktan uzak. Ne diyelim, en kötü Tarsem Singh filmi böyle olsun (ve gelecek yıl izleyeceğimiz Mirror Mirror isimli Pamuk Prenses yorumu böyle olmasın).

Künye:

Yönetmen: Tarsem Singh
Senaryo:
Charley & Vlas Parlapanides
Yapımcı:
Mark Canton, Ryan Kavanaugh
Yapım yılı:
2011
Oyuncular:
Henry Cavill, Mickey Rourke, Stephen Dorff, Freida Pinto, Luke Evans, Isabel Lucas, Kellan Lutz, John Hurt, Peter Stebbings, Joseph Morgan

Yazan: Üstar Kaan ZANBAKCI  (370 yazısı var)

1976 yılında dünyaya gelmiştir. Bilimkurgu aşkını 1986 yılında sinemada izlediği Return of the Jedi’ye ve hemen akabinde okuduğu H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı (The War of the Worlds) romanına borçludur. Hayatını çevirmen olarak kazanmaktadır. “Biraz da ben yazayım, başkaları çevirsin” diyerek senaryo atölyelerine katılmıştır. Bu konuda çabaları sürmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Tarsem Singh'ten Pamuk Prenses yorumu
Source Code (Yaşam Kaynağı) dizi oluyor!
Bryan Singer’la projeleri üzerine...
Hobbit'in ilk tam fragmanı
[galeri] Avengers

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!