Blade Runner / Bıçak Sırtı (1982)

23 Ocak 2012 tarihinde tarafından gönderilmiştir.  
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema

Yazı içerisinde filmi veya The Final Cut kurgusunu izlememiş olanlar için sürpriz bozan bilgiler olabilir. Tedbiri elden bırakmayın.

1982, bilimkurgu hayranları için çok güzel bir yıldı. The Thing (Şey), Star Trek II: The Wrath of Khan (Uzay Yolu II: Han’ın Gazabı) ve E.T. gibi filmler 1982 yılında gösterime girdi. Blade Runner, böyle verimli bir yılda bile öne çıkan filmlerden biriydi. Temelde bir kara film tarzıyla anlatılan bir dedektiflik hikâyesini geleceğe taşıyordu ama içerdiği temalar ve seyirciyi düşünmeye sevk eden yapısıyla unutulmaz klasikler arasına girmeyi başardı.

Rachael, insandan neredeyse ayırt edilemeyen bir kopya ve filmdeki tüm kopyalar gibi o da ilişki kuruyor. Bu, kopyaların yaşama içgüdüsüyle bağlantılı bir şey olabilir.

Blade Runner, 2019 yılında geçiyor. “Kopya” adı verilen yapay insanlar, ağır işlerde işçilerin yerini almıştır. Ancak bir madende ayaklanma çıkıp bütün insanlar öldürülünce kopyalar yasa dışı ilan edilir ve bulundukları yerde öldürülmeleri emredilir. Ancak Leon adındaki bir kopya, peşindeki dedektifin hakkından gelmeyi başarır. Bunun üzerine iş Deckard adında, ekonomik durumu ve kolluk kuvvetleriyle arası pek de iyi olmayan ama görevini çok iyi yapan bir dedektife kalır. İstemeyerek de olsa görevi kabul eden Deckard, kopyaların sahibi olan Tyrell A.Ş.’yi ziyaret eder. Burada Rachael adında biriyle karşılaşan Deckard, onun bir kopya olduğunu anlamakta zorlanır. Normal kopyalarda 4 yıl içerisinde duygular ortaya çıkmaktadır. Duygularla nasıl başa çıkacaklarını bilmediklerinden çıldırmaktadırlar. Bu yüzden ömürleri 4 yılla sınırlandırılmıştır. Ancak Rachael’ın sahte anıları ve sahte geçmişi duygularla arasındaki bağı kuvvetlendirmekte ve insandan ayırt edilememesini sağlamaktadır. Deckard, bazı duygular beslemeye başladığı Rachael’ın bu konuda tek örnek olmadığını da zaman içerisinde öğrenecektir. Soruşturması ise Dechard’ı önce Zhora adında bir kopyaya götürür. Onu “emekliye ayıran” Deckard, bu sefer karşısında Leon’u bulur. Ondan da kurtulur. Geriye 2 kopya kalmıştır: Pris ve kopyaların lideri olan Roy. Ancak onlardan kurtulmak hiç kolay olmayacaktır. Zira artık ömürlerinin sonuna yaklaşmakta olan bu kopyaların artık kaybedecekleri hiçbir şey yoktur ve tek bir motivasyonları vardır: Yaşama içgüdüsü.

Tıpkı diğer kopyalar gibi, Tris ve Roy arasında da bir ilişki söz konusu. Bunu kopyaların yaşama isteğine bağlayabiliriz. Kopyaların sadece birbirleriyle ilişki kurmalarıysa enteresan.

Philip K. Dick’in “Do Androids Dream of Electric Sheep” hikâyesinden Hampton Fancher ve sinemaya Unforgiven (Affedilmeyen), 12 Monkeys (12 Maymun) gibi başarılı ve ödüllü eserler kazandırmış olan David Peoples tarafından uyarlanan Blade Runner’ın anlatım tarzında günümüzün filmlerinde olmayan 2 önemli nokta göze çarpıyor: Bunlardan ilki, senaryonun sizin de seyirci olarak Deckard’la birlikte dedektiflik yapmanızı, saksıyı çalıştırmanızı istemesi. Bazı şeyleri sizin çıkarmanız isteniyor. Filmin istediği çıkarımları yapmadığınız zaman senaryoda boşluklar olduğu yanılgısına düşüyorsunuz. Örneğin Leon’la Zhora arasındaki ilişki. Böyle bir şey kesinlikle söylenmiyor, hatta sözle ima bile edilmiyor. Ancak 3 kadın, 3 erkek kopya var ve içlerinden 1 kadın ve 1 erkek filmde yaşanan olaylardan önce, birlikte ölmüş. Geriye kalanlardan Roy ve Pris de bir ilişki içerisinde. Daha da önemlisi, Deckard soruşturma esnasında Zhora’nın izini bulmasını sağlayan ipucu olan yapay yılan pulunu Roy’un otel odasında buluyor ve Roy, Zhora’nın ölümünden hemen sonra ortaya çıkıp Deckard’a saldırıyor. Bu da, ömürleri ne kadar kısa olursa olsun kopyaların birbirleriyle ilişki içinde olduğunu gösteriyor.

Tyrell tanrılığa soyunuyor ama bir insan olarak yetenekleri kısıtlı. Bunun bedelini de hayatıyla ödüyor.

Buna verebileceğimiz bir diğer örnek de Roy’un  Tyrell’i öldürme sebebi. Bu sebep, ayrıca filmin ikinci özelliğine de örnek teşkil ediyor: Suya sabuna dokunan bir konu. Tyrell’i ziyaret eden Roy, “yaratıcısına” ömrünü uzatıp uzatamayacağını soruyor. Olumsuz cevap alınca çözüm önerileri öne sürüyor ama Tyrell, hepsinin neden işe yaramayacağını açıklıyor. Bu sahne, Tanrı’yı oynayan insanın bu iş için aslında ne kadar yetersiz olduğunu gözler önüne seriyor. Tyrell, sırf para uğruna kalkıştığı tanrıcılık oyunundaki bu yetersizliğinin faturasını hayatıyla ödüyor. Muallakta bırakılan Deckard’ın kopya olup olmadığı mevzusu ve insandan neredeyse hiç farkı olmayan Rachael karakteri üzerinden “İnsanı insan yapan nedir?” gibi varoluşsal konulara da eğilen filmin, Roy’un finalde yaptığı seçim üzerinden insan doğası üzerine de söyleyecekleri var. Tıpkı dedektiflik konusunda olduğu gibi film, bu konularda da (genellikle, belki Tyrell’in tanrıcılık oynaması hariç) sırtını kesin yargılara yaslamıyor. Hikâyenin içindeki unsurları ortaya koyup gerekli çıkarımları sizin yapmanızı istiyor.

Yüksek binalar, ucu bucağı görünmeyen bir şehir. Yüksek binalar yüzünden güneş, sadece elitlerin yararlanabileceği bir lüks. Gökdelenlerin altındaki varoşlarsa insanlarla dolup taşıyor.

Blade Runner’ın gelecek vizyonu son derece gerçekçi. Zenginler gökdelenlerde yaşarken halkın büyük bölümü gökdelenler yüzünden gün ışığının pek uğramadığı yer seviyesinde ve izbe yerlerde yaşıyor. Yüksekler ışıl ışıl ekranlarla doluyken alçaklar neon ışıklarıyla yetinmek zorunda kalıyor. Ekonomi bozuk ama elitlerin keyfi yerinde. Şirketler dünyaya hükmediyor. Dünya çok kalabalık. Ridley Scott’un yarattığı film noir atmosferi ve bunun bir parçası olarak sürekli yağan yağmur, karamsar havayı daha da arttırıyor. İngiliz yönetmenin dingin tarzı, Alien (Yaratık) filminden sonra Blade Runner’da da harikalar yaratıyor. Harrison Ford, belki de en iyi işlerinden birini çıkarıyor ve rolüyle özdeşleşiyor. Aynı şeyi yapan bir başka isim de Rutger Hauer. Diğer oyuncular da üzerlerine düşeni yapıyor ve filmin oyunculuk alanında herhangi bir sıkıntısı bulunmuyor. Filmin prodüksiyon tasarımcısı Lawrence G. Paull’la sanat yönetmeni David L. Snyder’i de tebrik etmek gerek. Vangelis imzalı müzikler de filmin unutulmazları arasında.

Deckard'ın bu kadar iyi bir kopya avcısı olmasının sebebi, kendisinin de kopya olması olabilir mi? Film, bu sorunun cevabını seyirciye bırakıyor.

Her şeyi seyirciye hazır vermeyen bir anlatım tarzı, önemli konulara değinen bir öykü, başarılı anlatım ve muhteşem bir prodüksiyon tasarımı. Bütün bunlar, Blade Runner’ı unutulmaz bir klasik haline getiriyor. Çelişkiyi gösterip bu konuda yorum yapmaması ve hikâyenin içerdiği zengin temalar, Blade Runner’ın değişen çağa ve fikirlere rağmen eskimemesini sağlıyor. Bugün bile ilk günkü kadar taze olan film, bilimkurgunun demirbaşlarından biri.

Künye:

Yönetmen: Ridley Scott
Senaryo:
Hampton Fancher, David Peoples
Yapımcı:
Charles de Lauzirika, Michael Deeley
Yapım yılı:
1982
Oyuncular:
Harrison Ford, Rutger Hauer, Sean Young, Daryl Hannah, Brion James, Joanna Cassidy, Joe Turkel, William Sanderson, Edward James Olmos, M. Emmet Walsh

IMDB

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Star Trek: Hikâyenin Başına Işınla Scotty
Transformers sevenlere Battleship!
Prometheus'tan yeni haberler ve resim galerisi
Star Wars: Uncut ve amatör ruh
In Time / Zamana Karşı (2011)

Yorumlar

“Blade Runner / Bıçak Sırtı (1982)” yazısı için 1 yorum gönderilmiş.
  1. Reşat diyor ki:

    bence de çok sağlam ve kaliteli bir başyapıt.

Fikirlerinizi paylaşın!

Yazıyla ilgili görüşlerinizi yazın.
Yorumumun yanında bir de karizmatik resmim olsun diyorsanız gravatar kullanın!