Real Steel / Çelik Yumruklar (2011)
27 Ocak 2012 tarihinde Üstar Kaan ZANBAKCI tarafından gönderilmiştir.
Kategori: En Taze Hayaller, Hayalî İcraatlar, Seyirsel, Sinema
Çok doğru pazarlanmış bir film Real Steel. Filmin duyurularından fragmanlarına kadar her şey ne beklememiz gerektiği konusunda doğru bilgiler verdi: 2 kelimeyle özetlemek gerekirse “Robotlu Rocky”. Ama bu iş o kadar kolay değil. Senaryosu Sylverster Stallone tarafın1976 yılında “En iyi film” Oscar’ına uzanmıştı ve Amerikan Rüyası’nı yüceltmesi kadar anlattığı sınıf ayırımı hikâyesinin inandırıcılığı da bu kararın altında yatan sebeplerdendi. Şampiyon Apollo Creed zengindi ve maçtan çok müsabakanın pazarlama değeriyle ilgiliydi. Rocky Balbo içinse bu varoştan kurtulmak için bir fırsat, bir ölüm kalım savaşıydı. Sonuçta Rocky, Creed’e değil kendi imkânsızlıklarına yeniliyordu zaten. Bakalım Real Steel, ilk bakıştı göründüğünden çok daha büyük bir iddia olan “Robotlu Rocky” teriminin altını doldurmayı ne kadar başarabiliyor?

Charlie Kenton çeşitli robotlarla yolunu bulmaya çalışıyor ama aile olana kadar işler bir türlü yoluna girmiyor.
Charlie Kenton uçan kuşa borcu olan bir boksör eskisidir. Boks, toplumun şiddet ihtiyacını artık karşılayamaz hale gelmiş ve dövüş işi robotlara bırakılmış. Bu yüzden ringlerden uzaklaşmak zorunda kalan Charlie, robot dövüşü işine girmiştir ancak işler beklediği kadar iyi gitmemektedir. Bütün bunların üzerine bir de eski sevgilisinin öldüğü haberi gelir. Charlie, oğlu Max’e de bakmak zorunda kalacaktır ve bunu hiç istememektedir. Neyse ki Max’in teyzesi Debra bu konuda gönüllüdür. Ancak Debra’nın kocası Marvin Ağustos sonuna kadar İtalya gezisinde olacaktır. Sonuçta 2 taraf arasında bir anlaşma yapılır. Charlie, 100.000 dolar karşılığında velayet hakkını Debra’ya devretmeyi ve ağustos sonuna kadar Max’e bakmayı kabul eder. Kenton, velayet satışından gelen parayla yeni bir robot satın alır. Tamircisi, çocukluk arkadaşı, iş ortağı, vicdanının sesi, eski sevgilisi ve müstakbel sevgili adayı Bailey’le birlikte robot üzerinde biraz çalışırlar. Ancak Charlie’nin Bailey’e olan borcu aralarını açmaktadır. Charlie, yeni robotla birlikte para kazanmak üzere yola çıkar. Robot dövüşü hayranı olan Max’le kendisiyle birlikte gelir. Ancak yeni robotları daha ilk dövüşte paramparça olur. İkili hurdalıkta yeni robot parçaları ararken Max bir dövüş antrenmanı robotu bulur. Robotu çalıştırırlar ve dövüşmeyi öğretirler. Atom adındaki bu robot, küçük cüssesine rağmen sağlam zırhı ve hızıyla kendisinden iri rakiplerinin üstesinden gelir. Başarı hem Charlie’nin finansal sorunlarını çözer, hem de babayla oğlu yakınlaştırmaya başlar. Ancak Charlie’nin geçmişinin peşlerini bırakmaması ve Max’in velayetini alan teyzesiyle eniştesinin İtalya’dan dönüş tarihi giderek yaklaşması, kahramanlarımızın mutlu günlerinin sonsuza dek sürmeyeceğinin habercisidir.

Bir sen, bir ben, bir çocuk, bir de robot. Bu mutluluk tablosu, teknolojinin büyük Amerikan ailesi üzerindeki birleştirici gücünü de gözler önüne seriyor. Breh breh breh. "Spielberg'dir, ne yapsa yeridir" demek istiyorum.
Real Steel’in senaryosunun eli yüzü düzgün ama maalesef kendisine model aldığı filmi fazlaca andırmak gibi bir kusuru var. Filmde, bugüne dek çevrilmiş 6 Rocky filminden pek çok şeyi bir arada görmek mümkün. Ancak final, Rocky’ye affedilmeyecek derecede benziyor. Hatta intihal bile sayılabilir. Güçlü rakipten dayak yerken bir anda geri dönen boksör teması dördüncü filmdeki Ivan Draga – Rocky müsabakasını akıllara getiriyor. Atom, Zeus’u tıpkı bu dövüşteki gibi kondisyonu ve dayanıklılığıyla köşeye sıkıştırıyor. Dövüşün sonucuysa ilk Rocky filminden birebir alınmış. Hatta bir ara Atom yamuk ağzıyla avazı çıktığı kadar “Adriaaaaan!” diye bağıracak zannettim, o derece. Filmin bu konudaki en büyük eksiğiyse Rocky’yi Rocky yapan sınıf ayırımı hikâyesinin yerinde yeller esmesi. Evet, her 2 tarafın imkânları arasında büyük farklar var ama bunlar öykünün bir parçası haline getirilmemiş. Rakibinin açığını beklediği için puan kaybederek yenilen Atom, kendisine ve sürdürdüğü hayatın imkânsızlıklarına yenilen Rocky Balboa’nın yerini tutmuyor. Yani film, Rocky’den pek çok unsuru alırken en çok alması gereken şeyi bırakmış.

Antrenman sahneleri de, Rocky'yi haddinden fazla andıran filmin esinlenmelerinden biri. Hugh Jackman'ın üzerindeki eşofman, Rocky'nin ilk filmde antrenman yaparken giydiğine çok benziyor.
Esinlenmeler Rocky’yle sınırlı kalmıyor. Filmdeki baba oğul ilişkisi yer yer 1979 tarihli mendil ıslatan boksör filmi The Champ’i (Şampiyon) andırıyor. Ne yazık ki filmin tek sorunu diğer filmlerden fazlaca etkilenmiş olması değil. Başlangıçtaki satış sözleşmesi, aslında çok ağır bir şey olmasına rağmen olası etkileri filmin sonunda Spielberg tarzı (kendisi filmin yapımcısı) mutlu sona ulaşmak amacıyla es geçilmiş. Benzeri bir şeyi Charlie – Bailey ilişkisi için de söyleyebiliriz. Bir görüştüklerinde kavga ediyorlar, bir daha görüştüklerinde öpüşüyorlar. Arada yaptıkları telefon görüşmeleri de bu değişimin altını doldurmaktan uzak. Senaryoyu yazan John Gatins belki hiçbir şeyin ana öykünün önüne geçmesini istemediği için, belki de yapımcılık koltuğundaki Spielberg’in “ille de büyük Amerikan ailesi” takıntısına boyun eğdiği için böyle bir şey yapmış ama sonuçta filmin derinliği törpülenmiş.

Pazarlamanın Amerikan kültüründeki yeri ve önemi: Max Kenton, ringe çıkarken robotuyla birlikte dans ediyor. Böylece seyirciyi kendi taraflarına çekiyorlar.
İşçilik meselesine gelince. Film boyunca ilk göze çarpan şey başrol oyuncuları arasındaki kimya olacak. Gerçekten de Charlie – Max – Bailey üçgenini canlandıran oyuncular, karakterlerin birbirlerine verdiği değeri seyirciye yansıtabiliyor. Filmin en iyi ismi tartışmasız Hugh Jackman. Dakota Goyo’yu biraz ham buldum ama film kariyerinin bu filmle sona ereceğini zannetmiyorum. Evangeline Lilly’yse Lost’tan sonra Hollywood’da aradığı çıkışı bu filmle bulmuş gibi bulunuyor. Bir Meryl Streep değil ama karakteri Bailey’yi canlandıracak sempatikliğe ve oyun gücüne sahip. Karakter biraz karton ama o da onun günahı değil. Bu film, Evangeline Lilly’nin bu tarz filmlerin aranan oyuncuları arasına girmesini sağlayabilir. Nitekim kendisini Peter Jackson’un Hobbit filminde film için yaratılmış bir karakter olan Elf Tauriel rolünde izleyeceğiz.

Filmin efekt açısından pek bir sıkıntısı yok. Final sahnesi, Rocky 4'teki Ivan Draga dövüşüyle neredeyse birebir aynı. Dövüşün sonucu da ilk Rocky filmiyle birebir aynı.
Filmin görüntü efektleri ve robotların dövüş sahneleri fena değil. Ancak onca darbe alan robotların pek az eğilip bükülmesi ve sahnelerin birazcık kısa sürmesi (sayıları da az) filmden tatmin duygusuyla ayrılmanızı engelliyor. Galiba filmin daha büyük bir hedef kitlesine hitap etmesi ve daha düşük yaş sınırıyla gösterime girmesi için dövüş sahnelerindeki şiddet seviyesi düşürülmüş. Sayıların azlığıysa filmin Transformers gibi “robot aksiyonu slayt gösterisi”ne dönüşmesini engellemiş. Yönetmen Shawn Levy’nin bu kararı ve hikâyeyi aksiyonun önüne geçirmeme çabası güzel bir şey elbette. Shawn Levy demişken, tarzının Spielberg’e fazlasıyla benzediğini de söylemek isterim. Açıkçası film hakkında hiçbir şey bilmesem ve “Bu filmin yönetmeni Steven Spielberg” deseler inanırdım. Filmde rahatsız edici olan en büyük şeyse reklâmlar. Sponsor olayı abartılmış. Dağ taş Microsoft, Apple ve Coca Cola markalarıyla dolu. Büyük liglerdeki arenaları bir nebze anlarım da Atom’un suratını Apple MacOS’un amblemi şeklinde yapmak kantarın topuzunu kaçırmak olmuş biraz.

Filmlerde reklâm görmeye alışkınız ama robotun suratını Mac'ın logosu şeklinde tasarlamak biraz eşeğin kulağına su kaçırmak olmuyor mu?
Real Steel, sizi eğlendirmek için elinden geleni yapıyor. Senaryo ahım şahım değil ama eli yüzü düzgün. Dövüş sahneleri güzel. Başrol oyuncuları arasındaki kimya iyi. Ancak göze batan şeyler de var ve prodüksiyon sürecinde alınan her karar “doğru karar” değil. Real Steel zevk veren ama tatmin etmeyen bir film. 2 saatliğine dünyevi sorunlardan uzaklaşmak isteyen seyirciler, aradığını bu filmde bulacak. Rocky gibi bir insan hikâyesini bilimkurgu ortamında izlemek isteyenlerse hayal kırıklığına uğrayacak. Real Steel’in Rocky olabilmesi için 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor. Filmin ikincisinin yolda olduğunu ve bir aksilik olmazsa 2014’te gösterime gireceğini de not düşelim.
Yönetmen: Shawn Levy
Senaryo: John Gatins, Richard Matheson’un “Steel” adlı kısa öyküsünden
Yapımcı: Shawn Levy, Steven Spielberg, Robert Zemeckis
Yapım yılı: 2011
Oyuncular: Hugh Jackman, Dakota Goyo, Evangeline Lilly, Anthony Mackie, Kevin Durand, Hope Davis, James Rebhorn, Olga Fonda






![Öteki Sinema [B-Blog] 001 – Öteki Sinema](http://www.hayaliicraat.com/wp-content/uploads/2009/07/otekisinema.png)


